Tanrılar tanrısı Jüpiter’in şimşekleri hışımla etrafına saçtığını gösteren dev resmin hemen yanında Manet’in küçük bir karalaması vardır. Yamru yumru çürük bir armuttur bu. Günlerden bir gün ziyaretine gelen bir dostu Degas’a hangi akla hizmetle Tanrı Jüpiter’in yanına bu perişan armudu astığını sorar. Ressam,
---İyi yapıldığı takdirde küçücük bir armudun koskoca bir tanrıyı nasıl öldürebileceğini ispat için astım, dostum, der.
Deniz subayı olmak için müracaat eden Edouart giriş sınavında başarı gösteremez. Yeniden sınava girmek için bir gemide staja başlar. Gemiyle Rio de Janeiro’ya gidip gelir. Tekrar sınava girer ama bu kez de kabul edilmez. 1850’de bir resim atölyesinde çalışmaya başlar, bu çalışma uzun ömürlü olmaz.
Thomas Couture’nin atölyesine girer. Üstadın kendisini sertçe ikaz etmesiyle buradan da ayrılır. Bu ayrılıştan sonra Hollanda, Almanya ve İtalya’yı gezmeye gider. Paris’e döner. 1856 yılında Lavoisier Sokağında Albert de Balleroy isimli meslektaşıyla bir atölye kiralar.
1863 yılında “Kır Yemeği” isimli tablosuyla ünlü resim sergisi “Salon”a katılmak ister ama kabul edilmez. 1880 yılından itibaren hastalıkları artmaya, tuvalinden uzaklaşmaya başlamıştı. 1883’te sol ayağı bir kaza sonucu yandı. Yaşayabilmesi için ayağının kesilmesi gerekiyordu, kesildi. 30 Nisan 1883 akşamı 51 yaşında vefat etti…
Çoğu arkadaşları tarafından yeteri kadar anlaşılmayan Manet, geride yağlıboya tablo, 85 pastel, 114 suluboya ve sayısız desen bırakmıştır.
Claude Monet (14 Şubat 1840-14 Aralık 1926)
Yine kimilerinin “Başaşağı asılsa da değerinden bir şey kaybetmez” dediği, kimilerinin de “Ressam değil, badanacı mübarek. Sanki eline fırçayı alıp duvarlara rastgele sürmüş” diyerek küçümsediği eserler… Ve o eserlerin sahibi Claude Monet.
Cezanne, Monet hakkında fikrini soranlara şöyle demiş:
---Onun sadece tek bir gözü vardı; ama ne göz!
Bazıları onun sanatını “beyinsiz bir kafanın mahsulü” olarak nitelendirdi. Buna rağmen Monet, bu tek gözü ve beyinsiz sanılan kafasıyla çoğu kişinin göremediğini gördü. Gelecek nesillere de ne muazzam bir kafaya sahip olduğunu gösterdi. Gençliği oldukça mutlu ve varlıklı geçmiş; ama sonraki yıllarında sefalet ve açlık içinde yaşamış…
Askerlik çağı gelince bedel ödemediği için silah altına çağırılmış ve doğruca Cezayir’e gönderilmiş. Afrika havası genç Monet’e yaramadığından hastalanıyor ve çürüğe çıkarılarak evine gönderiliyor…
… Manş kıyısında genç kuşak sanatçılarının toplantı yeri olan ünlü Saint Simeon çitliğindeki ilk karşılaşmalarından sonra Manet, Monet hakkında dostlarına şöyle demiş:
--- Bu delikanlı yalnız adımı çalmakla kalsa iyi… Sanatımı da utanmadan aşırmak niyetinde galiba?
Monet, çalışmalarının semeresini görmek talihine erişen nadir insanlardan olacaktı; ama bunun için önce ihtiyarlaması gerekiyordu. 1874 yılında sadece 80 frank’a güçlükle müşteri bulan “Saardam Kanalı” isimli resmi Theodore Duret adındaki müzayedeci 1878’de 5.500 frank’a sattı. 1901 yılında aynı resim 30.000 frank getirdi. Bugün ise değeri milyonları aşmış durumdadır.
Ne gariptir ki, çoğu empresyonisti aynı akıbet beklemişti. Hemen hepsi de bir göz rahatsızlığından şikâyetçi olmuştu. Açık havada parlak güneş altında yaptığı çalışmalar sonucunda Monet’in de gözleri bozuldu, perde indi. Çok geçmeden hiç görmez oldu. Nihayet Giverny’deki köy evinde 1926 yılının 14 Ağustos gecesi bir daha açılmamak üzere kapandı…
Yorumlama
İnsan… Bir canlı. Doğum ve ölümle sınırlı bir hayat… Hepimiz için geçerli olan, yaşadığımız sürece iyi insan olmak ve üretmek… Tanınmış ressamların, edebiyatçıların, müzik üstatlarının hayatlarını okuyorum. Bir çırpınış içinde geçmiş ömürleri…
Tıpkı bugün köşemize konuk olan iki ressam gibi… Geride eserler bırakmışlar, isimleri anıt olmuş. Her hayat öyküsü ilginçtir. Belki ders alanımız olur!