SON DAKİKA
reklam
reklam

BEBEK BALIKÇISI’NDA BİR AKŞAM: İSTANBUL HÂLÂ LEZZETLİ

Köşe Yazarı: HAKAN MUHTAR   Eklenme Tarihi: 20 Ocak 2026, Salı - 11:26   Okunma Sayısı:

 

İstanbul’u sevmek bazen zor. Gürültüsüyle, kalabalığıyla, bitmeyen telaşıyla insanı yoran bir şehir. Ama bazı masalar var ki, bütün bu karmaşayı susturuyor. Bebek Balıkçısı’nda oturduğunuzda, İstanbul yeniden konuşmaya başlıyor. Hem de en güzel yerinden.

 

O akşam Boğaz sakindi. Bebek sahili, her zamanki şıklığıyla ama abartmadan akıyordu. Kapıdan girer girmez insanın üstünden günün ağırlığı alınıyor. Burası bir “gel geç” mekânı değil; burası oturup beklenen, masaya saygı duyulan yerlerden. Daha sandalyeye oturmadan, doğru yerde olduğunuzu hissediyorsunuz.

 

Masaya ilk gelenler… İşte orada başlıyor hikâye. Lakerda tam kıvamında; tuzu yerinde, dokusu neredeyse ipek gibi. Beyaz peynir, zeytinyağıyla buluşunca sade ama iddialı bir cümle kuruyor. Meze dediğin bağırmaz; Bebek Balıkçısı’nda mezeler fısıldıyor. Hepsi denizi tanıyor, hepsi sabırlı.

 

Ardından balık. Günün balığı neyse, tartışmaya gerek yok. Çünkü burada balık sipariş edilmez, emanet edilir. Izgara geliyor; ne fazla pişmiş ne de aceleye gelmiş. Dışı hafif çıtır, içi sulu. Çatal değdiği anda ayrılıyor. Deniz tadı hâlâ üzerinde. Limonu siz sıkıyorsunuz ama aslında gerek bile yok. Çünkü iyi balık, kendini tek başına anlatır.

 

Masadaki sohbet de balık gibi; ağır ağır ilerliyor. Kimse telefonuna eğilmiyor, kimse acele etmiyor. Yan masadan kahkahalar geliyor ama rahatsız etmiyor. Bebek Balıkçısı’nın kendine has bir adabı var. Burada insanlar seslerini değil, keyiflerini yükseltiyor.

 

Servis kusursuz. Garsonlar ne zaman gelmeleri gerektiğini biliyor, ne zaman görünmez olmaları gerektiğini de. Bu incelik, İstanbul’da artık nadir. Kimse tabağınıza hükmetmiyor, kimse sizi yönlendirmeye çalışmıyor. Sadece doğru zamanda doğru şeyi getiriyorlar. Ustalık biraz da budur.

 

Rakının suyu, Boğaz’ın ışıklarıyla yarışıyor. Dalgalar kıyıya usulca vururken şehir sanki birkaç saatliğine duruyor. Bebek Balıkçısı’nda otururken İstanbul’un eskiden ne kadar zarif bir şehir olduğunu hatırlıyorsunuz. Ve içinizden şu cümle geçiyor: “Biz bu şehri böyle sevdik.”

 

Yemek bitiyor ama masa dağılmıyor. Çünkü burası sadece karın doyurulan bir yer değil; burası hatıra biriktirilen bir adres. Balığın ardından gelen tatlı, sohbetin noktasını değil virgülünü koyuyor. Biraz daha oturuluyor, biraz daha bakılıyor denize.

 

Çıkarken geriye dönüp bakıyorsunuz. Bebek Balıkçısı arkanızda kalıyor ama akşam sizinle geliyor. Çünkü bazı masalar vardır, insanın üstüne siner. Tuz gibi, deniz gibi, İstanbul gibi.

 

Eğer bu şehirde hâlâ doğru pişmiş bir balık, doğru kurulmuş bir masa ve doğru bir akşam varsa; bilin ki Bebek Balıkçısı yüzündendir.

 

Ve evet…

İstanbul hâlâ güzel.

Bazen bir balık kadar.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam