SON DAKİKA
reklam
reklam

ZEHİR

Köşe Yazarı: HAKAN MUHTAR   Eklenme Tarihi: 27 Ocak 2026, Salı - 11:15   Okunma Sayısı:

 

Bir ülkede insanlar sabah evden çıkarken anahtarını, telefonunu, cüzdanını kontrol eder de yediği ekmeğin temizliğinden emin olamazsa orada yalnızca bir denetim sorunu yoktur. Orada toplumsal bir çürüme vardır.

 

Bu bir kriz değildir.

Bu bir “aksaklık” hiç değildir.

 

Bu doğrudan GIDA TERÖRÜDÜR.

 

GIDA TERÖRÜ SESSİZDİR AMA ETKİSİ YIKICIDIR

 

Gıda terörü patlamaz.

Manşet olmaz.

Anlık görüntü vermez.

 

Ama yıllarca sürer.

 

Bağırsağı bozar, bağışıklığı düşürür, çocukların gelişimini çalar, yaşlıların erken ölümüne sebep olur. Bunu yaparken ne slogan atar ne de kimlik açıklar.

 

Tezgâhın arkasındadır.

Depo kapısının içindedir.

Etiketin altına saklanır.

 

Bu terörist silah taşımaz.

Vicdan hiç taşımaz.

 

“BİR ŞEY OLMAZ” DEMEK SUÇTUR

 

Bu ülkede en çok cinayet işleten cümle şudur:

 

“Bir şey olmaz.”

 

Bir şey olmaz denilerek:

– Tarihi geçmiş ürün rafta kalır.

– Bozuk et kıymaya karışır.

– Ne olduğu bilinmeyen yağ yemeğe katılır.

– Çocukların beslenme çantası risk paketine döner.

 

Bir şey olmaz diyen herkes bilmelidir:

Olur.

Olmuştur.

Olmaya da devam etmektedir.

 

BU MESELE PARA DEĞİL, BU MESELE KUL HAKKIDIR

 

Gıda terörü yalnızca halk sağlığı suçu değildir. Bu, aynı zamanda kul hakkıdır.

 

Çünkü sen bir insana bozuk gıda sattığında:

– Sadece parasını almıyorsun.

– Onun bedenine izi dışında müdahale ediyorsun.

– Sağlığıyla kumar oynuyorsun.

– Ömründen çalıyorsun.

 

Bu kul hakkı öyle hafif bir dosya değildir.

Bu, “bilmeden oldu” ile kapanmaz.

Bu, “piyasada herkes yapıyor” ile meşrulaşmaz.

 

Herkes yapıyorsa suç yaygınlaşmıştır, hepsi bu.

Suç masumlaşmaz.

 

CEZA VAR AMA ADALET YOK

 

Bugün gıda terörüyle mücadelede en büyük sorun; cezaların caydırıcı olmamasıdır.

 

Yakalananlar:

– Para cezası öder.

– Kısa süreli kapatma yaşar.

– İsimleri çoğu zaman gizlenir.

– Bir süre sonra aynı faaliyete devam eder.

 

Bu ceza değil.

Bu, risk primi.

 

Suçlu hesap yapabiliyorsa,

“Yakalanırsam bunu öderim” diyebiliyorsa,

orada devletin yaptırımı suçun önüne geçmiyor demektir.

 

Adalet, suçlunun muhasebe kalemine dönüşemez.

 

BU BİR DENETİM MESELESİ DEĞİL, BU BİR TAVIR MESELESİ

 

Denetim yapılmıyor değil.

Yapılıyor.

 

Ama:

– Önceden haber veriliyorsa,

– Aynı işletme defalarca yakalanabiliyorsa,

– Kamuoyuna açıklama yapılmıyorsa,

– İsimler korunuyorsa,

Sorun, denetimde değil, tavırdadır.

 

Devletin tavrı net olmalıdır.

İnsan sağlığıyla oynayanın işi her zaman zor olmalıdır.

Bugün bu netlik yerini iltimaslara bırakabilmektedir.

 

BU ÜLKEDE İNSANLAR ARTIK ALIŞVERİŞ YAPMIYOR, DUA EDİYOR

 

Market raflarında dolaşan milyonlarca insan ürün seçmiyor.

“İhtimal seçiyor.

 

“İnşallah bozuk değildir.”

“İnşallah çocuğa dokunmaz.”

“İnşallah bu et temizdir.”

 

Bu cümlelerin normalleştiği bir ülkede,

sorun bireyde değil, sorunlu ürünleri raflara yerleştirebilme cüretini bulanlardadır.

 

ZEHİR SATANIN ADI ESNAF DEĞİLDİR

 

Burada bir kavramı netleştirmek gerekir.

 

Zehir satanın adı:

– Esnaf değildir.

– Tüccar değildir.

– İş insanı hiç değildir.

 

Zehir satanın adı gıda teröristidir.

 

Bu kelime ağır geliyorsa, işlenen suçun daha ağır olduğu unutulmamalıdır.

 

BU DOSYA KAPANMADI

 

Bu ülkede gıda terörüyle mücadele:

– Daha sert cezalarla,

– Şeffaf açıklamalarla,

– Tekrarı imkânsız yaptırımlarla,

– İsim gizlemeden,

– Tavizsiz bir devlet duruşuyla yapılmadıkça

Toplumsal tedirginlik devam eder.

Bu tür yazılar yazılmaya devam eder.

Bu insanlar zarar görmeye devam eder.

Bu kul hakkı büyümeye devam eder.

 

Unutulmamalıdır ki:

 

İnsanların gıdasıyla oynayanlar,

bir gün vicdanıyla elbet baş başa kalır.

Bu hesap da hiçbir mahkemenin vereceği cezadan daha hafif değildir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam