SON DAKİKA
reklam
reklam

YPG ve PYD neydi?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 28 Ocak 2026, Çarşamba - 10:11   Okunma Sayısı:

 

PKK terör örgütü SSCB dağılmadan önce SSCB’nin, Suriye’nin, İran’ın, sıklıkla AB ülkelerinin, ABD’nin ve Rusya’nın kullandığı bir örgüt olmuştur. Örgütün Suriye’ye girişinin ardından Suriye, kendi kontrolündeki Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde bulunan kamplara örgüt üyelerinin yerleşmesine izin vermiştir.

    YPG'nin, PKK'nın Suriye uzantısı olduğu aşikârdır. Örgüt, Türkiye tarafından PYD ile birlikte terör örgütü olarak kabul edilmekte ve Katar'ın terör örgütleri listesinde yer almaktadır. YPG; insan hakları örgütleri tarafından aralarında reşit olmayan çocuk askerler kullanmak, etnik temizlik ve yerel halkı zorla yerinden ettirmenin de bulunduğu savaş suçlarını uygulamak, uluslararası hukuku ve insan haklarını ihlâl etmekle suçlanmış,  örgüt ise söz konusu iddia ve suçlamaları yalanlamıştır.

Finlandiya ve İsveç'in YPG'ye destek verdiği iddiası, Türkiye'nin Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya katılım hedeflerine karşı çıkmasına neden olduğu noktalardan biridir. 18 Mayıs 2022'de Türkiye, Finlandiya ve İsveç'ten YPG'ye verdiği desteği sonlandırılmasını ve faaliyetlerini durdurulmasını talep etmiştir. 

    YPG'nin resmî kuruluş açıklaması, Suriye İç Savaşının başlamasından yaklaşık bir yıl sonra, Temmuz 2012'de yapılmıştır. Ancak YPG'yi oluşturan milis kuvvetinin oluşumu Amerikalı analist Wladimir van Wilgenburg'a göre Suriye Kürt bölgesinde 2004 yılında hükûmete karşı yapılan protestoların sonrasında gerçekleşmiştir. 

 

Suriye’nin yaptıkları

    Suriye rejimi Kürt kökenli nüfusun siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik taleplerini görmezden geldiği gibi, bu talepleri yasal yollardan siyasal sisteme kanalize edecek imkânları da tanımamıştır. Bunun da ötesinde, özellikle 1962 yılındaki nüfus sayımından itibaren Kürt kökenli nüfusun varlığının resmen yok sayıldığı da olmuştur.

Bu yılda yapılan nüfus sayımı neticesinde yaklaşık 120 bin Kürt bireyin vatandaşlık hakları 1945’ten önce Suriye’de yaşadıklarını ispat edemedikleri gerekçesiyle iptal edilmiştir (Sarı 2019, 113-4). “Ecnebi” denilen bu kişiler temel vatandaşlık haklarından mahrum kaldığı gibi, Suriye vatandaşı kadınlarla evlenmeleri de yasaklanmıştır.

PKK, bir taraftan Türkiye’de gerçekleştireceği eylemler için silah, finans ve insan kaynağı temin ederken; rejim de Türkiye’ye yönelik örtülü savaşta kullanabileceği bir maşa ve Kürt kökenli nüfusun öfkesini yönlendirebileceği bir kanal elde etmiştir.

 

Türkiye’nin ihtarı

    Türkiye kendisine karşı Suriye rejimi tarafından PKK vasıtasıyla yürütülen vekâlet savaşı nedeniyle Suriye’yi bu eylemlerinden vazgeçmesi konusunda uyarmış, aksi takdirde bir askeri operasyon gerçekleştireceğini belirtmiştir. Bunun üzerine politika değişikliğine giden Suriye rejimi Türkiye ile 1998 yılında Adana Protokolü’nü imzalamış ve Türkiye’ye karşı faaliyet gösteren terör örgütlerinin topraklarında barınmasına karşı önlem alacağını taahhüt etmiştir. 

    Protokolün ardından Suriye, iyi niyet göstergesi olarak elebaşı Öcalan’ı sınır dışı etmiştir. Önce Rusya’ya, oradan İtalya’ya ve sonunda Yunanistan’ın Kenya büyükelçiliğine sığınan Öcalan, burada Türk istihbarat birimlerinin operasyonuyla yakalanmış ve 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmiştir.

Yakalanan PKK’lı teröristler ya Türkiye’ye iade edilmiş ya da Suriye’de yargılanarak hapis cezasına çarptırılmışlardır. Rejimin baskısından kaçabilen PKK’lılar Suriye’yi terk ederek Irak’ın kuzeyinde bulunan Kandil Dağı’ndaki kamplara yerleşmişlerdir. Dolayısıyla 1998 sonrası dönem için PKK’nın Suriye’de bir varoluş mücadelesine ve bu zamana kadar kazandığı toplumsal tabanı koruma çabasına giriştiği söylenebilir (Sarı, 2019, s.117). 

PYD’nin kuruluşu

Bu maksatla PKK’nın 2002’deki 8. Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda 2003 yılında PYD kurulmuştur. Her ne kadar PYD kendisini Suriye’deki Kürt kökenli nüfusun haklarını korumak ve kollamak amacıyla kurulmuş bir siyasi parti gibi tanıtsa da esasında PKK’nın yapılanması içerisinde yer alan, PKK kadroları tarafından kurulmuş bir örgüttür.

Hapishanelerde tutuklu bulunan PYD’liler serbest bırakılmış, hatta ömür boyu hapis cezasına çarptırıldıktan sonra Kuzey Irak’taki Kandil dağına kaçan Salih Müslim, Suriye’ye dönerek PYD’de görev almıştır (International Crisis Group 2013, 2). Ayrıca binlerce PKK’lı teröristin Suriye’ye geçmesine izin verilerek PYD’nin silahlı kanadı olarak kurulmuş olan YPG’nin de temelleri atılmıştır.

 

Sonuç

Kuruluşu ve safahatı süresince bu kadar köklü ve güçlü olan bir örgütün bugün içine düştüğü durum gerçekten vahimdir. Arkasında Amerikan desteği olduğu bilinen bir destekti. ABD Başkanı Trump, hemen yakınındaki Venezuela petrolünü ele geçirince Orta Doğu petrolüyle ilgisini kesmiş, müttefikimiz dediği Kürtleri yüz üstü bırakmıştır.

İran’ı vurma noktasına gelmiş olan ABD, İran’ı vurursa yaşanacak olan petrol krizinden kârlı çıkacak, vurmayıp anlaşması halinde alacağı tavizlerle yine kendisi kârlı çıkacaktır. Bu nedenle Kürtlere vefa borcu olmadığı gibi teşekkür borcu da olmayacaktır. Bugün için ABD zayıf bir oluşuma destek vermek yerine kendi kurduğu ve dünyaya tanıttığı Suriye hükümeti ile işlerini yürütmeyi tercih edecektir.

Suriye ise bu bölgelerin muhtemel bir Kürdistan olmasını zaten istememekteydi. Bu nedenle son 20-30 yıldır Türkiye ve Irak’la sınırdaş olan bölgelerde Kürtlerin yerine Arapları yerleştirmek suretiyle kendine göre bir güvenlik kuşağı “Arap Hattı” oluşturmaya çalışmıştır. Esasen bu hat, 1960’lı yılların başlarından itibaren tesis edilmeye çalışılmıştır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam