SON DAKİKA
reklam
reklam

Ürdün’de beklenen oldu

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 26 Ocak 2018, Cuma - 10:00   Okunma Sayısı:

Suriye’de 15 Mart 2011’de barışçıl sokak gösterileriyle başlayan Arap Baharı rejimin sert müdahaleleriyle karşılaşmıştı. Orta Doğu’da güçlü bir konuma ve imaja sahip olan Türkiye,  Suriye yönetimini reformlar konusunda uyarmış; ancak olumlu bir sonuç alamamıştı. İmajı zayıflayan Ankara hükümeti de muhalif gruplara açık destek vermeye başlamıştı. 

Kamplaşma başlıyor
Suudi Arabistan ve Katar gibi monarşiler, Türkiye’nin yanında yer almış; İran, Irak ve Lübnan’daki Hizbullah örgütü rejimin saflarına geçerek kamplaşmaya davetiye çıkarmışlardır. Rusya’nın Çin’i yanına alarak Suriye’yi yalnız bırakmadığı bu süreçte ABD ve AB’nin daha yumuşak hatta daha pasif bir tutum içinde olduklarını ve muhalifleri desteklediklerini görüyorduk.
2012 başlarında BM Güvenlik Konseyi’ne taşınmış; Rusya ve Çin, Şam yönetiminin aleyhine olabilecek kararları her defasında veto etmişti. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre 20 milyonluk Suriye nüfusunun 5 milyondan fazlası ülke içinde, üç milyon civarındaki kısmı komşu ülkelere geçmişti.
Kendilerinde konuşma hakkı gören ABD ve Rusya, iki farklı manyetik uçta yoğunlaşmaya yol açmışlardı.

Ürdün’ün konumu ve bugünkü durumu
Ürdün, Arap-İsrail savaşlarının ardından 1991 ve 2003 yıllarında gerçekleşen iki Körfez Savaşı’nın etkisiyle adeta mülteciler ülkesi haline dönmüştü.  Suriye Krizi daha acı şekilde bir mülteci sorununa yol açmıştı.
Suriye’nin Ürdün sınırına yakın yerlerinde radikal Selefî grupların geçiş güzergâhının oluşturulması ve silah tedarik noktası haline dönüştürülmüş olması Ürdün’ü rahatsız etmiş, Suriye topraklarında yuvalanan terör örgütleri ve mülteci kampları nedeniyle Ürdün kuzey bölgelerdeki otoritesini yitirmiştir.
Ülkenin kuzeyinde bulunan Zaatari ve Mrajeeb mülteci kampları, ekonomiyi olumsuz şekilde etkilerken Ürdün ciddî ölçülerde güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştı.
     . 
Krizin Ürdün’e Yansıması 
Ürdün’deki Kraliyet yönetimi, 14 Ocak 2011’de yükselen gıda ve petrol fiyatları ile yolsuzluklara karşı oluşa protestolara muhatap oluyordu. Protestolarda daha ziyade başbakanı hedef alan halk, Başbakan Rıfai’nin görevden alınmasıyla biraz yatışmıştı. Yani Ürdün’de Arap Baharı’ndan ziyade Suriye Krizi etkili olmuştur denebilir.
Suriye’de gösterilerin ilk başladığı yer, güneydeki Dera kentidir. Başkent Amman’a 75 kilometre mesafededir. Burada rejim muhalifi Sünnî gruplar yani Irbid, Mafrak, Ramta gibi yerel Bedevî kabileleri yaşamaktadır. Suriye krizinin ilk kurbanları bu kabilelerden çıkınca kaçanlar Ürdün’e sığınmıştı. 2012 Temmuzu’nda tamamlanabilen 113.000 kişilik Zaatari mülteci kampı kurulmuştu. 
Suriyeli mültecilerin büyük bir bölümü halen çadır kentlerde veya kamplarda değil, şehirlerde yaşamaktadır. BM verilerine göre Ürdün’de ki mülteciler 570 bin civarında bir sayıya ulaşmıştı. Bu bölgede yaşayan Ürdünlüler, sınır geçişine bir kontrol ve nizam getirilmemesi durumunda kendi topraklarında azınlık haline geleceklerinden korkmaya başlamışlardı.

Ürdün’de hayatı etkileyen durumlar
İşsizlik ve ticaret açığının had safhaya ulaştığı Ürdün’de ekonomi ve turizm sektörü ciddi darbeler alıyordu. Sınır ticareti durma noktasına gelmişti. Suriye lideri Beşar Esad, rejimi devirmeye çalışan teröristlere Ürdün yönetiminin kolaylık sağladığını ve böylece kendi ülkesini de tehlikeye attığını söylemiştir. ÖSO, El Kaide ve uzantıları, Selefiler, kuzeyde Kürtler, Hizbullah ve rejimin kendisi derken her bir grup içinde yeni hizipleşmeler doğmakta, müşterek bir hedefin kalmadığı bu gruplar arasında Esad’ın devrilmesi düsturu bir kenara bırakılarak, bir nevi pastadan pay kapma yarışına düşülmektedir.

Darbeye uzanan yol
Kudüs konusunda Ürdün Kralı, Türkiye’nin hemen yanında yer almış ve Arabistan’ın ve dolayısıyla ABD’nin gizli tepkisine maruz kalmıştı. Bunun bir şekilde acısının çıkarılması gerekirdi.
Katar’da darbe girişimine kalkışan, olmayınca ülkeyi ablukaya alan, Lübnan’da Başbakan Saad Hariri’yi rehin alarak istifa etmeye zorlayan; ancak bu planı da boşa çıkan, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ı teslim olmaya zorlayan ABD-İsrail-Birleşik Arap Emirlikleri “şeytan üçgeni” bu kez Ürdün’e el attı.
Arap medyasından Al-Sura’nın haberine göre, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’in ortaklaşa Kral Abdullah’ı devirmek için iki kardeşi ve kuzeniyle anlaştı.
Ürdün istihbarat servislerinin bu anlaşmayı fark etmesi üzerine Kral Abdullah, iki kardeşini ve kuzenini ordudaki görevlerinden erken emekli ederek ev hapsine aldırdı. Darbe şimdilik önlenmiş oldu.

İç sıkıntılara bir de darbe endişesi eklenince
Ürdün yönetiminin bundan sonra işi daha da zor gibi görünüyor. Bir yanda ülkenin ağır ekonomik sorunları, bir yanda saltanat kaygısı… Saltanatı daim kılmak için AB’ye biraz daha yakın ve boynu bükük olmak gerekiyor.
Orta Doğu’da yakılan ateşin Ürdün’e sıçramaması mümkün değildi. Beklenen nihayet gerçekleşti. Yoksul Ürdün halkını kim bilir bundan sonra neler bekliyor?

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam