SON DAKİKA
reklam
reklam

Notlarım - II

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Şubat 2026, Salı - 11:22   Okunma Sayısı:

 

2. Sağlıklı toplum olduğumuz tartışmalıdır

    Sağlık sistemimizden ziyade bireysel ve toplumsal bir “saçları dikilmişlik” yaşıyoruz.      Çevreciler, sakın ola nükleer santral projelerine karşı çıkarak çevreyi ve insanları korumaya çalıştığınızı zannetmeyin (!). Toplum olarak ruh sağlığımız zaten bozuktur. Kanıt mı istiyorsunuz?

     a. Her gün siz de gazetelerden okuyor, televizyon kanallarından izliyorsunuzdur. Eşini bıçaklayan, uzuvlarını parçalayan, sokak ortasında döven, hakaret eden maganda kocalar,

     b.  Sokakta kavga eden birbirini yaralayan efe taslakları,

     c. İçinde taşıdığı yolcuların hayatlarını hiçe sayarcasına belediye ve halk otobüslerinin şoförlerine saldıran dörtayaklılar,

      d. Yaşlı, hamile, çocuklu, sakat, engelli demeksizin korumasız hanımlara sokakları dar eden zebani müsveddeleri,

      e. Aramızda insan olarak gezinen meczuplar, “o ânı hatırlayamıyorum” diyenler, kendisine vahiy geldiğini (!) iddia edenler ve her türlü naneyi bilerek ve isteyerek yiyip elimde “akıl hastanesinde yattığıma dair raporum var” diyenlerle ruh sağlığımız bozuktur.

 

Konuyla ilgili bir olay

Sınıf arkadaşım sevgili Sami Aşan anlattı. Kontrol için hastaneye gitmiş. Muayene sırası gelene kadar küçük bir tost ile çay almış. Bunları yerken karşısına küçük bir çocuk gelmiş ve bakmaya başlamış. İçi rahat etmediğinden kalkmış bir tost ve bir de çay çocuğa almış. Bir süre sonra çocuğun annesi gelmiş. Aralarında şöyle bi,r konuşma geçmiş;

 

---Bunları çocuğa sen mi aldın?

---Evet efendim, afiyet olsun, yesin.

---Allah senin belânı versin!

---Niye?

---Ben onu aç karnına ve tahlil için getirmiştim. Yarın bir daha mı geleceğim?

Derler ya, “iyilikten maraz doğar” diye… kararı sizlere bırakıyorum.

 

Konuyla ilgili bir olay

    Kahvede oturmuş, güzel güzel anlatıyor, toplumun içinde bazı insanların hoşgörülü olamadıklarından, birden parladıklarından söz ediyordu. Öğrencilerin karne günüydü. Çocuğu kahveye gelip babasını gördü ve,

---Baba öğretmenim bana zayıf not verdi, dedi, Adam bir anda çılgına döndü.

---Neee, getirin lan pıçağı… diye avaz avaz bağırmaya başladı.

 

3. Toplum huzurumuz bozuktur

     a. Güneydoğu Anadolu bölgemiz kanayan bir yaradır. Neredeyse her gün şehidimiz vardır ve bizler bunu kanıksamış gibiyiz.

     b. Terör, büyük şehirlerimize sıçratılmıştır. Beşiktaş’taki saldırıda hayatlarını kaybeden nice insanımıza Allah’tan rahmetler diliyorum.

     c. Hırsızlık ve dolandırıcılık had safhadadır. Devletin polisi bile zaman zaman mesajlar atarak halkı uyarmaya çalışmakta ve daha dikkatli olmaya çağırmaktadır. Karşılıksız çekler, ödenemeyen kredi borçları, elden alınan ve ödenmeyen paralar ayrı bir konu…

 

Konuyla ilgili gerçek olay

    Tren Bostancı istasyonuna geldi. Makinist kapılara yüklenilmemesini ısrarla anons ediyor. Yaşlı bir adam kısa devre yapmış vaziyette…

---Ne bağırıp duruyor bu adam? Çarpacaksın birkaç kişiye herkesin aklı başına gelecek.

 

Siyasetimiz ekseninden çıkmıştır

    Son yıllarda ne kadar çok değişim ne kadar çok değişen insan ortaya çıktı. 50 yaşın üstündeki insanlar “ben değiştim” diyerek siyasete soyunuyorlar. Yönetici olduktan sonra yine bildiklerini okuyorlar. Tenkit ettiği kişiye veya partiye bir süre sonra ram olan, gayesinin mevki makam elde etmek değil Türkiye’ye hizmet etmek olduğunu söyleyen, kendi partisinin kurultaylarında atıp tutan insanlar! Sizleri ibretle izliyoruz…

Türkiye’deki parti liderlerinin ve siyasete soyunanların “dediğim dedik” prensibiyle daldan dala atlamaları “siyasetin zayıf tarafı” olarak ortaya çıkıyor. Parti tüzüğü ve prensiplerinden bîhaber olan siyasetçilerin televizyonlarda yaptıkları konuşmalarda tutarsızlığa ve boşluğa düştüğüne tanık oluyoruz.

 

Konuyla ilgili fıkra

    Siyasetçinin biri Anadolu’nun ücra köylerinden birine gitmiş. Kürsüye çıkarak bağıra bağıra konuşma yapmaya başlamış. İktisadi durumu, sağlık sistemi çökmüş, eğitim sistemi dumura uğramış, nasıl düzelteceğiz, ne yapacağız bilmiyorum demiş. Köylüden biri atılmış;

 

---Tamam da niye bağırarak anlatıyorsun?

---Bizim memlekette bağıranı dinlerler.

 

4. Gıdalarımız bozuktur

    Bu memlekette balın sahtesini yapan üretici kılıklı herifler, yumurtanın akını boşaltan hırsızlar, yoğurda kireç katanlar yok mudur? Malını satmak için yalan yere yemin ederek Allah’ı Peygamber’i de sahtekârlığına ortak etmeye çalışanlar, her gün yüz yüze geldiğimiz insanlardır. Onları bu tür davranışa iten şey, erkenden köşe dönme hırsıdır.

    Yaşadığımız sıkıntılı koşullar altında olgun ve sağlıklı bir toplum olduğumuzdan söz edilebilir mi? Yazmak mutsuzluğun nedeni değil sonucudur, derler.

Galiba bu söz beni ilgilendiriyor. Yere tüküren adamdan, çarpık binadan, çenesi düşük kadından, bir karış bakımsız sakalla gezen adamdan, yayaya yol vermeyen sürücüden, barut kesesi gibi parlayan fırça saçlıdan tutun da yeni yapılan yol veya kaldırımı ertesi günü ellerinde kazmayla açmaya çalışan bilinçsiz zihniyete kadar beni meşgul eden insanlar, ağaç kesenler, hayvan keserken eziyet edenler, hastane, okul, kışla önlerinde korna çalanlar, 15-16 yaşındaki çocuklara cinayet işletenler, kadınları dövenler mutsuzluğuma sebep oluyor. Bunun sonucunda da yazmak zorunda kalıyorum.

 

Konuyla ilgili anlatım

    Bostancı’da atıkların karıştığı derenin kenarında çocuklar balık tutuyor. Onalar yaklaştım.

 

---Evladım, bu balıkları mikroplu sularda yakalıyorsunuz. Hastalıklı olabilirler.

---Amca biz yemiyoruz ki, satıyoruz.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam