Adım Naş
Yüksek tepelerin yurt tutulduğu, kalelerin bu toprakların karakolu olduğu, atın ve okun namus bilindiği Anadolu, aynı ilkeleri 1071’den itibaren Türklerle de paylaşmış, benimsemiş ve devam ettirmiştir. Anadolu coğrafyası tüm güzellikleriyle, hasretiyle, hicranıyla bağrımızda farklı bir his uyandırmış, nicelerimizin hayallerini süslemiştir. Bilmecelerin üretildiği, ağıtların, ninnilerin, şiirlerin yazıldığı hikâyeler vardır Anadolu kültüründe…
Çoğumuz Anadolu’nun çeşitli yerlerini gezdik. Hepimizin tavsiye edeceği, anlatacağı yerler ve görmemizi istediği objeler vardır mutlaka… Bunlardan birisi de Kozan ilçesinde Adana halk kültüründe önemli bir yeri olan Anavarza Kalesi’nin civarıdır. Sizlere burada yaşadığına inanılan taş ustası Naş’ı anlatacağım.
Çok eski yıllarda Kozan ve Anavarza civarında uzun ömürlü insanlar yaşarmış. Bu insanlar o kadar uzun ömürlülermiş ki, âdeta ölüm nedir bilmezlermiş. Anavarza Kalesi yapılırken, kalenin temel taşlarını çevre halkı Kozan’dan sırtında getirirmiş.
Naş adlı kişi, Kozan’dan getirdiği taşı Anavarza’ya götürmek için yola koyulmuş. Kayhanburnu köyünü biraz geçtikten sonra karşısına bir kalabalık çıkmış. İçlerinden tanıdık birine, ellerinin üstünde götürdükleri şeyin ne olduğunu sormuş. Adam,
--- Oğlun öldü, onu götürüyoruz, deyince Naş, sırtındaki taşı yere bırakarak şu sözü söylemiş:
---Adım Naş
Yaşadım bin beş yüz yaş
Oğlum beş yüz yaş
Yüzü ham tıraş
Bilseydim dünyada ölüm var
Koymazdım taş üstünde taş.
demiş. Ölümü ilk defa gören Naş’ın Kozan’da, bıraktığı ve yerde duran bu taş ziyaret için sunulmaktadır.
Farklı şekillerde ölümler
Ölümü anlatan, anlatırken bile güldüren bir şairimiz var: Cemal Süreya… Ölümü anlattığı dizelere gülmemek mümkün mü?
“Ölüyorum Tanrım
Bu da oldu işte
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum Tanrım
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir... / Üstü kalsın!”
Akşam yatıp sabahleyin ölmüş olarak bulunmak, oturduğu yerde canını teslim etmek gibi ölüm şekline imrendiğimiz hayata veda edenlere ne demeli?
“Zahmetsiz rahmete erişmek”
İngiliz şair George Gordon Byron, hastalanır. Doktorlar ateşini düşürmeye çalışırken şairi öldürürler. Şairin son sözleri "Artık uyumalıyım" olur.
Büyük Fransız romancı Honore de Balzac'ın kahve bağımlısıdır. Yazar, kahve içerken boğularak hayatını kaybetmiştir.
İngiliz büyük şair Lionel Johnson, sandalyede otururken düşmüş ve hayatını kaybetmiştir.
ABD'li yazar William Faulkner ata binmeyi severmiş. Yazar, yine atına binip gezintiye çıkar ve düşerek kalp krizi geçirmiştir.
Sevdiği kadın uğruna düelloda ölen ünlü Rus şair, Puşkin’dir.
Amerikalı yazar Seth Morgan, Golden Gate Köprüsü’nden San Francisco Körfezi’ne motosikletle bir giriş yapmış, bir daha çıkamamış...
Amerikalı oyun yazarı Tennessee Williams, ilaç almak isterken yanlışlıkla kapağı yutması sonucu hayatını kaybetmiş.
Osmanlıdan anlatımlar
Kilidülbahir Dizdarı Mehmet İstanbul’a gönderdiği mektupta Yorgi nam (adlı) zimmînin gemisinde on sekiz mud (1 mud= 832 gr) buğday yakaladığını, Yorgi’nin bu buğdayı Aydıncık (Edincik) kasabasından aldığını itiraf ettiğini belirtmiştir. Gelibolu kadısına gönderilen hükümde Dizdar Mehmet’in mezkûru (Yorgi’yi) “iskele önünde salbetmesi (idam etmesi)” belirtilmiştir.
Mehmet Said Hâlet Efendi, Mevlevî bir şairdir. Asrının en parlak encümen sohbetinin Hâlet Efendi dairesinde olduğu, birçok âlim, sanatkâr ve şairin her akşam onun konağında toplanarak ilmî ve edebî sohbetler ettikleri ifade edilmiştir. Hâlet Efendi sevmediklerine gösterdiği husumetin şiddeti kadar sevdiklerine yaptığı iyiliklerle de tanınmaktadır.
İdamının ardından söylenen,
“Ne kendi eyledi rahat ne halka verdi huzur
Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubur”
beyti çok meşhurdur (Abdurrahman Şeref, 1339: 37-38).
Biz küçüktük… seni defneylediler,
Bivefa kumlara, bikayd eller… (Ahmet Cemil-bir romanından)