Son dönemde sosyal medyada yayılan bir video, zincir marketlerde çalışan kadınların karşılaştığı riskleri yeniden görünür hâle getirdi.
Görüntülerde asgari ücretle çalışan bir kadın personelin, hırsızlık yapan çocuklarla girdiği sözlü tartışma görülüyor. Olay, yalnızca bir “günlük gerilim anı” olarak değerlendirilemez; aksine perakende sektöründe kadın emeğinin sistematik olarak değersizleştirildiğinin ve çalışan güvenliğinin görmezden gelindiğinin bir göstergesidir.
Zincir marketler, yaygınlığı ve ekonomik büyüklüğü nedeniyle sık sık “istihdam sağlayan kuruluşlar” olarak sunulur. Ancak bu büyüme, çoğu zaman çalışan güvenliğini ve emeğin korunmasını ihmal eden, kâr arttırmaya odaklanan bir anlayışla sağlanır. Bu yazı, devletin müdahalesini tartışmadan, doğrudan toplumun ve zincir market sahiplerinin sorumluluğunu mercek altına almayı amaçlamaktadır.
ZİNCİR MARKETLERİN KÂR POLİTİKASI
Zincir marketler Türkiye’de son yirmi yılda olağanüstü bir dağılım ve büyüme gösterdi. Her semtte en az bir büyük market bulunmakta; yoğun nüfuslu bölgelerde ise birden fazla zincir market, birbirine yakın mesafelerde faaliyet göstermektedir. Bu yayılma, ekonomik bir başarı hikâyesi olarak sunulsa da, çoğunlukla çalışan güvenliği ve emeğin korunmasını ikinci plana atan bir büyüme modeli ile gerçekleşmiştir.
Çoğu zincir markette bir tek çalışan, aynı anda pek çok görevi yürütmek zorundadır: kasiyerlik, reyon düzenleme, depo ve mal taşıma, temizlik ve hijyen, müşteri ilişkileri, şikâyet yönetimi ve hatta hırsızlıkla mücadele. Bu görev yüklemesi, çalışan açısından ciddi fiziksel ve psikolojik riskler içerir. Ancak zincir market sahipleri için bu durum sadece operasyonel verimlilik olarak değerlendirilir. Güvenlik yatırımlarının minimize edilmesi ve çalışanlara fazladan görev yüklenmesi bilinçli bir yönetim tercihidir, çünkü her ek personel veya güvenlik görevlisi doğrudan kâr oranlarını düşürmektedir.
Ülkemizdeki zincir marketlerin çoğu, güvenlik önlemlerini asgari düzeyde tutar ya da güvenlik görevlisi istihdamını sınırlı saatlerle kısıtlar. Bu durum, çalışanların yalnız başına hırsızlık ve şiddetle karşı karşıya kalmasına yol açar. İnsan hayatı yerine kârı önceleyen bu yaklaşım, ahlaki ve etik bir zaafın göstergesidir.
ASGARİ ÜCRET VE KADIN EMEĞİNİN DEĞERSİZLEŞTİRİLMESİ
Zincir marketlerde çalışanların büyük kısmı kadınlardan oluşur. Bunun birkaç nedeni olabilir: Kadınların daha düşük ücretle çalışmaya razı olacağı öngörülür. Duygusal emekleri ile müşteri ilişkilerini yönetmeleri beklenir, şiddet veya baskıya maruz kaldıklarında suçlanmaları ise daha kolaydır.
Kadın çalışanlar, fiilen birden fazla rolü aynı anda üstlenir: işyerinin “görünmeyen güvenliği”, kasiyerlik, stok takibi, müşteri memnuniyetini sağlama, depo ve ürün taşıma. Bu roller, kadınların fiziksel ve psikolojik olarak sürekli baskı altında çalışmasına yol açar. Ancak işverenler bu durumu bir maliyet unsuru olarak görmez; aksine, sistemin doğal bir parçası olarak normalleştirir.
Zincir marketlerdeki kadın çalışanlar, hırsızlık veya saldırı gibi durumlarla karşı karşıya kaldığında ise yalnız bırakılmış olur. İşveren, çalışanı korumak yerine sorumluluğu ona yükler. Bu durum, bireysel bir hata değil, sistematik bir yapısal şiddet örneğidir. Kadınların emeği ucuz ve görünmez kabul edilmekte, risk ve tehlike ise onların üzerinde bir yük olarak bırakılmaktadır.
TOPLUMSAL NORMALLEŞTİRME VE SEYİRCİ KÜLTÜRÜ
Sosyal medyada paylaşılan videoların altındaki yorumlar, şiddeti ve riski “normalleştiren” bir kültürü ortaya koymaktadır: “Büyütülecek bir şey yok”, “O da karışmasaymış”, “Herkes ekmeğinin peşinde.” Toplum, şiddeti seyirlik bir içerik hâline getirerek, hem faili hem de sistemi güvenlik açığıyla kuranları görünmez kılmaktadır.
Bu seyircilik hâli, zincir market sahiplerinin sorumluluktan kaçmasını kolaylaştırır. Şiddet ve risk görünmez kılındığında, çalışanlar yalnız bırakılır; sorumluluk sadece emekçinin omuzlarına yüklenir. Toplumun bu tür olaylara karşı kayıtsızlığı, yapısal şiddetin sürmesine olanak sağlar.
YA SALDIRSALARDI?
Olayın en kritik boyutu hâlâ yanıtsız: Eğer hırsız, herhangi bir fiziksel saldırıya geçmiş olsaydı sorumluluk, zincir market sahibinin üzerine düşmez miydi?
Mevcut sistemde çalışan, yalnız bırakılmıştır. Zincir marketler, güvenliği önlemekte ekonomik kaygıyı insan hayatının önüne koymuştur. Olası bir saldırıyı, “iş kazası” olarak adlandırılsa bile, gerçekte ise sistematik bir ihmalin sonucu olarak ele almak gerekir.
Bu durum, yalnızca bireysel bir olay değil, toplumsal ve ekonomik yapının bir sonucu olarak okunmalıdır. Zincir marketler, çalışanları kâr odaklı bir üretim mekanizmasının içinde riske atmakta, iş güvenliğini ikincilleştirmektedir.
YAPISAL ŞİDDETİN GÖRÜNMEZLİĞİ
Zincir marketlerde çalışan kadınların maruz kaldığı olumsuz durumların hiçbiri, münferit bir şiddet olayı değildir. Sosyolojik olarak bu, yapısal bir şiddet örneğidir. Çalışan, riskli koşullarda çalışmaya zorlanmakta; iş sahipleri ise sorumluluğu üstlenmemektedir. Kadınların korkusu, emeğin ucuzluğu ve şiddetle yüzleşme yükümlülüğü sistem tarafından normalleştirilmiş bir işleyişin parçasıdır.
Bu durum, ekonomik verimlilik ve kâr maksimizasyonu adına çalışanların güvenliğini ikincilleştiren bir iş modeli ile doğrudan ilgilidir. İşverenler için insan hayatı, yalnızca kâr ve bilanço tablolarında bir satırdan ibarettir.
ZİNCİR MARKET SAHİPLERİNE AÇIK ÇAĞRI
Zincir market sahipleri bilmelidir:
* Çalışanı hırsızla tek başına yüz yüze bırakmak asla etik değildir.
* Güvenlik önlemlerini azaltmak kâr odaklı bir tercih olabilir; ama ahlaki bir zaafı da gösterir.
* Kadın emeğini ucuz ve hızlı tüketilebilir görmek sürdürülebilir bir iş modeli değildir
Sistem, çalışanı değil, kârı korumak üzerine kurulmuştur. Bu durum her olayda yeniden açığa çıkmaktadır.
Sosyal sorumluluk, yalnızca yatırım ve kâr tabloları ile değil; çalışanın güvenliği, etik uygulamalar ve toplumsal vicdanla ölçülmelidir. Zincir marketler, yalnızca kendi bilançolarını değil; toplumsal güvenliği ve çalışan refahını da düşünmek zorundadır.
SONUÇ
Zincir marketlerde yaşanan bu tür olaylar, toplum ve sermaye sorumluluğu ile ele alınmadığı sürece süregidecektir. Asgari ücretle çalışan kadınlar ise risk altında çalışmaya devam edecektir ve toplum bu riski seyirci kalarak meşrulaştıracaktır.
Sorumluluk açıktır: Bu sistem, kadınların korkusu ve sessizliği üzerine inşa edilmiştir. Sessizlik sürdükçe, bedelini yine en güçsüzler ödeyecektir.
Toplumun görevi, şiddeti görünmez kılan ve ucuz emek üzerinden kâr üreten bu zincir marketlerin gerekli tedbirlerle revize edilmesini sağlamaktır. Zincir market sahiplerinin görevi ise, insan hayatını ve emeğini, kârın önüne koymaktır.