SON DAKİKA
reklam
reklam

BIRAK ULAN MADURO’YU

Köşe Yazarı: HAKAN MUHTAR   Eklenme Tarihi: 6 Şubat 2026, Cuma - 10:39   Okunma Sayısı:

 

Uzun zamandır bekliyorum. Dünyanın ağzı var dili yok. Diplomasinin kravatlı sessizliği, uluslararası hukukun plastik gülüşü, televizyon ekranlarının “denge” diye pazarlanan korkaklığı… Bekledim. Bir cumhurbaşkanı çıksın, bir başbakan çıksın, bir tane “büyük adam” denilen figür çıksın da şunu desin: “Bırak ulan Maduro’yu.” Çıt yok. Her zamanki gibi söylemek bana düştü. Çünkü bazı cümleler vardır, ancak yüksek sesle söylenince anlam kazanır. Fısıltıyla adalet olmaz.

 

Bakın, Maduro’yu seversin sevmezsin, desteklersin desteklemezsin. Sosyalisttir dersin, otoriterdir dersin, beceriksizdir dersin, ekonomiyi batırmıştır dersin. Bunların hepsi tartışılır. Ama tartışılamayacak bir şey var: Bağımsız bir ülkenin halk oyuyla seçilmiş cumhurbaşkanı, bir başka ülkenin başkanı tarafından kabadayı edasıyla hedef tahtasına konulamaz. Nokta. 

 

Burada ideoloji biter, hukuk başlar. Burada sağ-sol susar, egemenlik konuşur.

 

Trump denilen şahsiyet dünyayı bir emlak pazarlığı sanan, uluslararası siyaseti reality show formatında yaşayan bir zihniyetin vücut bulmuş hâlidir. Bir gün Twitter’dan savaş ilan eder, ertesi gün golf sahasında barış pozları verir. Böyle bir aklın Venezuela gibi yaralı ama onurlu bir ülkeyi sahne dekoru gibi kullanması tesadüf değil, karakter meselesidir. 

 

Helikopter, gece baskını, kaçırma iddiaları… Bunların hepsi bir ülkenin hafızasına kazınan ağır lekeler. Ve sonra kalkıp “özgürlük” dersi vermek? Kusura bakmayın, bu dersin hocası olamazsınız.

 

New York sokaklarında Maduro’yu dolaştırma fantezisi… 

 

Bakın bu çok önemli. Bu bir politik hamle değil, bu bir aşağılama ritüeli. Kolonyal zihniyetin modern versiyonu. “Seni aldım, gezdirdim, gösterdim” diyen efendi edası. Amaç; bir lideri değil, bir halkı aşağılamak. Venezuela halkına “Sizin seçtiğiniz adam budur, biz istersek onu cebimize koyarız” demektir bu. İşte utanmazlık tam olarak burada başlıyor.

 

Uluslararası hukuk diye bir şey var, hâlâ var, henüz tamamen ölmedi. Devletlerin egemenliği diye bir kavram var, kâğıt üstünde de olsa yaşıyor. Ama ne zaman iş ABD’ye gelse, bu kavramlar bir anda esniyor, bükülüyor, sonra da çöpe atılıyor. Irak’ta gördük, Libya’da gördük, Şili’de gördük, İran’da gördük. Liste uzun, hafıza kısa. Hep aynı senaryo: “Biz özgürlük getiriyoruz.” Özgürlük dedikleri şey petrol kokar, kanla yazılır.

 

Şimdi gelelim esas meseleye. Bu yazı Maduro savunması değildir. Bu yazı prensip savunmasıdır. Bugün Maduro’ya yapılan, yarın başka birine yapılır. Bugün Venezuela’ya yapılan, yarın başka bir ülkeye yapılır. Bugün Latin Amerika, yarın Orta Doğu, öbür gün Asya. Çünkü zorbalığın milliyeti yoktur ama iştahı vardır. Ve bu iştah, sessizlikle beslenir.

 

En acısı ne biliyor musunuz? Bu kadar gürültüye rağmen, dünya liderlerinden gelen sessizlik. Kınama yok, net cümle yok, “dur” diyen yok. Herkes pozisyon alıyor, herkes bekliyor, herkes rüzgâra bakıyor. Çünkü kimse ABD ile ters düşmek istemiyor. Çünkü dolar güçlü, çünkü pazar büyük, çünkü koltuklar rahat. İşte tam da bu yüzden bu cümleyi bir siyasetçi değil, bir vatandaş söylüyor: “Bırak ulan Maduro’yu.”

 

Bu cümle diplomatik değil, evet. Ama samimi. Bu cümle kibar değil, ama dürüst. Bazen hakikat kravat takmaz. Bazen adalet bağırır. Bazen bir köşe yazısı, bir bildiriden daha etkilidir. Çünkü süslenmemiştir. Çünkü filtresizdir. Çünkü içinden geldiği gibi söylenmiştir.

 

Trump ve onun gibiler şunu çok iyi bilir: Güç, karşısında ses yoksa kudurur. Bugün Maduro’yu hedef yaparlar, yarın başka bir lideri. Bugün “diktatör” derler, yarın “terörist”. Etiket bol, gerekçe hazır. O yüzden mesele isim meselesi değil, tavır meselesi. Ve bu tavra karşı net olmak zorundayız.

 

Bakın, Latin Amerika hafif bir coğrafya değildir. Darbelerle, CIA operasyonlarıyla, kayıp nesillerle doludur. Şili’de Allende’yi unutmadık. Arjantin’de kayıpları unutmadık. Nikaragua’yı, Küba’yı, Panama’yı unutmadık. Unutursak tekrar ederler. Çünkü tarih, hatırlamayanlara acımaz.

 

Şimdi biri çıkıp diyecek ki: “Ama Maduro da masum değil.” Kim masum? Hangi iktidar tertemiz? Hangi lider lekesiz? Mesele bu değil. Mesele, bir ülkenin kaderinin başka bir ülkenin başkanının keyfine bırakılması. Mesele, halk oyunun hiçe sayılması. Mesele, “Ben istersem sen yoksun” deme küstahlığı.

 

O yüzden tekrar ediyorum, daha yüksek sesle, daha net: “Bırak ulan Maduro’yu.” Venezuela’nın sorunlarını Venezüelalılar çözer. Beğenmezse sandıkta gönderir. Eleştirirse sokakta bağırır. Devrim yaparsa Venezüela halkı yapar. Ama dışarıdan helikopterle demokrasi gelmez. Dışarıdan baskıyla özgürlük olmaz.

 

Bu yazı rahatsız edebilir. Etmeli de. Çünkü konforlu sessizlikten daha tehlikeli bir şey yoktur. Bu yazı taraflı bulunabilir. Evet, taraflıdır: Zorbalığa karşı taraflıdır. Bu yazı sert bulunabilir. Evet, serttir. Çünkü yumuşak cümleler sert gerçekleri değiştirmiyor.

 

Son söz mü? Aslında tek söz yeterliydi ama ısrarla uzattım. Çünkü bazen bir cümleyi duymayanlar, uzun uzun anlatılınca anlar sanıyoruz. Yine de umutluyum. Belki bir yerlerde bir lider okur, bir gazeteci okur, bir vatandaş okur ve der ki: “Yeter.”

 

“Bırak ulan Maduro’yu.”

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam