Bir afet anında sığınabileceğimiz, nefes alabileceğimiz ve güvenle bekleyebileceğimiz tek yer evimizin dışındaki o boş alanlardır.
Ancak son yıllarda bu alanların "boş arazi" olarak görülüp yapılaşmaya açılması, aslında güvenliğimizin temeline dinamit koymakla eşdeğerdir.
Afet sonrası toplanma alanları, sadece üzerinde durduğumuz toprak parçaları değildir.
Bu alanlar;
Haberleşmenin,
İlk yardımın,
Geçici barınmanın ve
Panik anındaki düzenin merkezidir.
Yasalarımızda ve şehir planlama usullerinde bu alanların amacı açıkça belirtilmiştir.
Bir toplanma alanını imara açmak, o bölgede yaşayan binlerce insanın afet anındaki kaçış biletini elinden almaktır.
Şehirlerimiz her geçen gün büyüyor, nüfus yoğunluğu artıyor.
Bu durum, mevcut toplanma alanlarını korumayı bir "asgari şart" haline getirirken, yeni alanlar oluşturmayı ise hayati bir görev kılıyor.
Beton blokların arasında sıkışıp kalmış mahallelerimizde, her boşluğun bina ile doldurulması yerine, afet bilinciyle planlanmış parklar ve açık alanlar inşa edilmelidir.
Sonuç olarak; deprem veya benzeri bir afet kapımızı çaldığında bize beton değil, gökyüzünü görebileceğimiz güvenli meydanlar gerekecek.
Şehir planlamasında "rant" değil "can güvenliği" odaklı bir yaklaşım sergilenmeli; mevcut alanlara tek bir çivi dahi çakılmamalıdır.
Unutmayalım ki, afet anında bizi binalar değil, binalardan uzaklaştığımız o boş alanlar kurtaracak.
××××××××××××××××××××××××××××××××××
Biyogaz;
Gübre,
Belediye atıkları,
Kanalizasyon suları,
Tarla atıkları,
Gibi bölgesel olarak kolayca bulunabilen işlenmemiş maddelerden üretmek mümkündür.
*
Biyogaz da;
Güneş ile rüzgâr enerjisi gibi;
Yenilenebilir,
Sürdürülebilir,
Bir enerji kaynağıdır.
Belediye yönetimleri çöplerini değerlendirebilmelidir.