SON DAKİKA
reklam
reklam

Ağ ören örümcekler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Ocak 2018, Cumartesi - 09:00   Okunma Sayısı:

 Bir ülkenin kendi liderinin demokrasi anlayışıyla başka devletlerce sunulan ısmarlama demokrasi anlayışı farklıdır. Sindire sindire özümlenerek kazanılmış yıllara dayanan demokrasi anlayışı da farklıdır. Lider sultasına dayalı demokrasilerde ölüm, hapishane ve sürgün gibi olgular her zaman göze çarparken ısmarlama demokrasilerde kitle kıyımı, uzak ülke hapishanelerinde toplama kampları oluşturma, ülkenin ekonomik gücünü kırma, tarih bilincini silerek geçmişle bağlarını kopartma ve ülkede kaos yaratma gibi niyet ve çabalar söz konusudur. 
    Ismarlama demokrasi vaat eden bir ülke bunu yaparken hedef ülkenin vatandaşlarından kendisine yandaş, demokrasi aşığı (!) ve kendi çıkarlarını ülke çıkarlarının üstünde tutan tipleri yanına alır, onlara eğitim vererek daha iyi kıyım yapmalarını sağlar. Hedef ülkenin ekonomik gücünün önemli bir bölümünü elinde tutmaya çalışır. 
Ismarlama demokrasi çabaları
    Demokrasiye geçememiş ülkelerde halk, nasıl yönetildiği üzerine kafa yormaz. Geçim derdi onun için önceliklidir. Başkalarının güdümlemesiyle birtakım düzenlemeler içine yapılır. 
    Halk Afganistan, Irak ve Mısır’daki gibi ”ısmarlama demokrasi” nimetleriyle kandırılır ve Afrika’nın kuzeyinde başlayıp Doğu Akdeniz’e kadar ulaşan “Arap Baharı” gibi rüzgârların önüne itilir. Petrol, doğalgaz hatta suyun var olduğu yerler rüzgâr alır da Kamboçya, Kuzey Kore, Çin, Küba gibi diyarlar böylesi rüzgârları alamaz. Benzeri ülke ve yerler kuytuda kalır.
Rüzgârın etkileri
    Bu rüzgârlar bir nükleer serpinti gibi etkilerini yıllarca sürdürür ve yıllar sonra yeni etkileri ortaya çıkar. Bu etkilerin içinde tarih bilincinin silindiği, yer altı ve yerüstü servetlerinin üretilmesi ve işletilmesinin başkalarının eline geçtiği, bayrak, ulusal marş, para gibi değerlerin değiştiği görülür. 
    Dün Osmanlı’nın yaşadığı kapitülasyon, bağışlama, toprak terki ve ianeler, bugün anlaşmalardan doğan icabete, uluslararası finans kuruluşlarının yardımlarına ve AB kriterlerinin yaptırımlarına zemin teşkil etmektedir.   
    Irak’a demokrasi getireceğini vaat eden güçler binlerce insanı katletti. Irak petrollerinin yüzde kaçını alıyor ve kaç yıl almaya devam edecek, 20-30 yıl sonra kitaplarda okuyacağız. Dıck Cheney, son yazdığı kitabında Dışişleri Bakanı C. Reiz’ın ağladığını bile yazmıştı.  İşte ihtiraslı insan modeli budur. 
    Yıllar sonra dünyanın gidişatı kendi düşüncelerine uygun bir hal almaya kalkışırsa bakalım daha neler yazacaktır?  Ülkeler arasında ilişkiler iyi olduğu sürece problem yoktur. Eğer birisi bir diğeriyle anlaşmazlığa düşerse problem başlıyor demektir. 

18’inci yüzyılda aldatma taktikleri
    Bilindiği üzere III. Mustafa döneminde (1757-1774) Baron dö Tott, Osmanlı ordusunda çağdaşlaşma hareketlerini başlatmıştır. III. Selim zamanında İngiltere’nin Hindistan’a ilgi duymaya başlayınca Fransa da 2 Temmuz 1798’de Napolyon vasıtasıyla Mısır’ı işgale kalkışmış ve Osmanlı-Fransız ilişkileri gerilmiştir. 
    Napolyon Bonapart’ın Arapça olarak hazırlattığı beyannamede “Ey Mısırlılar, … ben gaspedilen haklarınızı iade için geldim. Allah’a sizi sömürenlerden daha yakınım ve Hz. Muhammed’e hayranım. Kur’an’a hürmet ediyorum.” ifadesi vardır.  1802 barış antlaşmasından sonra Fransızlar Mısır’ı terk etmiş, dostluk yeniden tesis edilmişti. Hatta III. Selim, 19 Şubat 1807 tarihli fermanıyla Tarabya’daki Mihail Efendi yalısını Fransız hükümetine hibe etmiştir.
Zaman değişir şartlar da değişir. 
     Osmanlı Devleti’nde ilk taşkömürünün çıkarılmasına teknik destek sağlayan Fransa, İstiklal Harbi’ne başladığımız yıllarda Zonguldak bölgesine asker çıkarmak suretiyle taşkömürü sahasına ve limana olan ilgisini yıllar sonra da olsa göstermişti. Mısır’ı fethederek Akdeniz’in bir bölümünü kontrol altına almak isteyen aynı Fransa bugün Afrika’nın kuzeyindeki ülkelerde Fransızcanın üstünlüğünü ve Libya’nın bölünmüşlüğünü sağlamıştır. 
    Napolyon’a imrenen ve yaklaşık iki buçuk asır sonra Libya’da el değiştiren yeni yönetime hitabında Fransa’nın önceki Cumhurbaşkanı Sarkozi, Kaddafi’nin dondurulan paralarını Müslüman halka en adil şekilde kendilerinin dağıtacağını söylememiş miydi? 
İngiltere de farklı değil
    İngiltere’ye gelince; Hindistan’a ilgisi hep saklı kalmıştır. Osmanlı yönetiminin 1580-1799 arasındaki döneminde İngilizlere verilen kapitülasyonların sayısı 11’i bulmuştu.   I. Dünya Savaşı yıllarında Körfez petrolünün kontrolünü sağlamak düşüncesiyle Fov Adası’na asker çıkaran İngiltere’nin 1990’da icra edilen Körfez Harekâtı sırasında yine Fov Adası’nı işgal ettiğini, kilometrelerce uzaktaki Falkland Adalarına gidiş nedenini, Akdeniz egemenliği düşüncesiyle Kıbrıs’ta bir üs ele geçirerek halen elinde bulundurduğunu hatırlayalım.
    Biz kömür çağını yakalayamamışken servet hırslıları petrol aramaya başlamışlardı. Nasıl ki, 1856 Islahat Fermanı nedeniyle Paris Antlaşması’nın bir maddesine ilave edilmek üzere “…Osmanlı Devleti’nin iyiliğini isteyen ve dostu olan büyük devletlerin yardım ve himmetlerine…” değinilmişse  bugünkü himmetleri de yine aynı dost (!) devletlerin gösterdiğinden şüphe edilemez. Bugün biz hâlâ petrole ulaşamamışken onlar yeni alanlar elde etme ve yeni olanaklar yaratma gayretiyle savaşlar çıkarmakta, iktidarları devirmektedirler. 
Hangi demokrasiden hangi insan haklarından bahsediyorlar?

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam