Köpeğe ateş edilmesi
Haber kanallarında hayvanlara karşı işlenen darp ve öldürme olaylarının devam ettiğini, yaşından başından utanmayan, insanlıktan nasibini almamış bazı kişilerin hayvanını traktöre bağlayarak çektiklerini, elinde sopa veya taşla köpeğe saldırdıklarını görüyoruz. Eza cefaya maruz kalan at, eşek veya köpeğin mahzun ve ağlamaklı gözlerle adeta “Ne olur yapma” diye yalvarırcasına bakmalarına yüreklerimiz katlanamıyor.
Maganda bu, ondan insaf beklenir m? Dilime gelen bütün bedduaları sıralıyorum. Gereksiz yere bir canlının hayatını ve silen bu kişilerin dini terbiyesinden de söz etmek mümkün değildir.
Yazıklar olsun! Adli ve idari tahkikat sürse ne olacak? Sonuçta üç beş kuruş para cezası kesilecek ve maganda yine aramızda gezecek…
Amerikan hoyratlığı
ABD önceki yıl Suriye’ye bilmem kaç tane “tomahawk” füzesi fırlatmıştı. Efendim füzelerin yarısına yakını Suriye’ye ulaşmış, diğerlerinin nereye gittiği veya düştüğü bilinmiyormuş. O dönemde Rusya ABD ile dalga geçmişe benziyordu. ABD şimdi de İran’a ağır sözler ederek tahrik ediyor ve donanmasının en güçlü gemilerini Akdeniz’in doğusuna gönderiyor…
Bu gelişmeler Rusya’yı -hatta Çin’i- daha çok müdahil kılmaya yetiyor. Ne kadar komuta edilse de deniz muharebe vasıtalarından fırlatılan güdümlü füzelerin teknik, meteorolojik ve balistik nedenlerle sapma yapabileceği, verilen koordinatlara ulaşamayabileceği de ihtimal dahilindedir.
Bu durumun gerçekleşmesi daha fazla can kaybı, daha fazla tesisin tahribi demektir. Suriye’nin dövülmesinde kullanılmış olan Tomahawk füzelerinin test edildiğini kabul edersek başarı yüzdelerinin düşük çıktığını, ABD’nin bunları satamayacağını söylemek de mümkündür.
Türkiye’nin durumu
Türkiye, kuzeyinden nükleer başlıklı balistik füzelerle nükleer (N), doğusundan ve güneyinden uzun menzilli füzelerle tehdit altında bulunmaktadır. Önceki yıllarda böceklerle, kenelerle, tavuk gripleriyle uğraşmış, belki de bir biyolojik (B) savaşın içine çekilmek istenmişti. 1990’lı yıllardan itibaren güney komşularının kendi halklarına karşı kullandıkları kimyasal (C) silah saldırılarına tanıklık etmiş ve ağır maliyetli tedbirler almak zorunda kalmıştı.
Suriye gerilimi patlayınca Suriyeli sığınmacılar ülkemize akın etmişlerdi. Ülkemizde üretilen ve sadece atılacak olan cephaneyle milyonlarca dolar ödeyerek dışarıdan aldığımız benzinin fiyatı yine yükselmişti.
Güney sınırımız boyunca sevk ettiğimiz motorlu ve zırhlı araçlar hasarlı kazalara neden oluyordu. Bu kadar masraf, rakamlara karşı alerjisi olan ekonomimiz için ilâve yükler getirirken PKK belâsı da yeniden hortluyordu. Bir anda şehitler vermeye başladık. Halk, devletle karşı karşıya getirilmek istenmeye, cenaze törenlerinde nahoş olaylar yaşanmaya başlamıştı.
Şimdi ABD, donanmasının koca koca gemilerini Akdeniz’in doğusuna göndermiş durumda. Bu bölgede vaktiyle kimyasal silah (C) varlığını tespit ve imha etmek için çaba sarf eden ABD, İsrail’in kullandığı beyaz fosforlu bombalara göz yumuyor. Hatta taktik nükleer silah kullanımını ağzına alan İsrail’e göz yumma hafifliğini bile göstermiştir.
Kafa yormadan çözüm aramak
Bu ülke, Osmanlı döneminden beri değişik lâkaplarla anılan çatlak yöneticilerle idare edilmiştir. Etrafındakilere devamlı bağıran, aldığınız paranın hakkını verin diye çıkışan, “meşveret”i bir yana koyarak sadece emir veren büyük adamları (!) hepimiz görmedik mi?
Kimse onlara “Ne bağırıyorsun be adam? Türkiye seninle mi var oldu? Senden önce de vardı ve bundan sonra da olacak” diyemedi. Bunun adı yönetim değil “güdüm” idi. Güdüldük. Küresel değerleri benimseyemediğimiz sürece güdülmeye de devam edeceğiz.
En yüce din bile bizi hizaya getiremedi. Nice insan yalan söyleyip bir de üzerine yemin edebiliyor. Söze ve randevuya sadakat, yasalara itaat kalmadı. Büyüğe hürmet, küçüğe merhametten söz edemiyoruz. Mayamızı kim bozdu, kodlarımızla kimler oynadı bizim?