Irak
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakanlık makamı için aday gösterdiği eski Irak Başbakanı Nuri Kâmil el-Maliki, ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditlerinin ardından adaylıktan vazgeçmeyeceğini açıklayarak, "Halkımızın kendi siyasi sistemini ve liderlerini anayasal kurumlar aracılığıyla seçme hakkı bizim için sarsılmaz bir ilkedir. Bu iradeye güveniyoruz ve bundan asla geri adım atmayacağız" demiştir.
ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz günlerde Koordinasyon Çerçevesi’nin Nuri Kâmil el-Maliki’yi başbakanlığa aday göstermesinin ardından karara tepki göstermiş ve Irak’a yapılan yardımların kesileceğine yönelik tehditte bulunmuştu. Bu demeç Washington ile Bağdat arasında siyasi krize neden olmuştu.
Maliki, başbakan seçilmesi durumunda izleyeceği dış politika çizgisine ilişkin net mesajlar verdi. Irak’ın bölgesel güçler ve büyük devletlerle dengeli ilişkiler kurmak istediğini belirten Maliki, bu ilişkilerin "Dış müdahalelerden uzak, ortak çıkar ve ortaklık temelinde" olması gerektiğini savundu.
Trump’ın açıklaması krize neden olmuştu
Suriye
Beşar Esad’ın iktidarı bırakıp kaçmasından sonra iş başına yeni bir yönetim gelmiştir. Dış desteklerle ayakta durabilen yönetim parçalı bir etnik yapının sancılarını çekmektedir. Ülkeyi birleştirecek ve deş etkileri bertaraf edecek yegâne güç Suriye Silahlı Kuvvetleridir. Ancak Suriye ordusunun harp silah ve vasıtaları, İsrail güçlerinin saldırıları sonucunda tamamen bertaraf edilmişti.
Yurt içinde ise terör örgütü YPG, Suriye Silahlı Kuvvetlerine birtakım koşullarla katılacağını beyan etmiştir. Ancak kurulacak tugay seviyesindeki birliklerin hangi bölgelerde bulundurulması, başında kimlerin olması gibi şartlar ileri sürmektedir. Rusya, Suriye’deki birliklerinin önemli bir kısmını çekmiştir.
Dolayısıyla Suriye’deki çekişmeler, İsrail’in Suriye topraklarına hâkimiyet hırsı, petrol akışının nasıl sağlanacağı, etnik yapının bütünlüğünün sağlanmasında çekilen sıkıntılar Suriye’nin kısa vadede huzura kavuşamayacağını göstermektedir.
İran
ABD-İsrail ikilisine karşı İran mücadele hazırlığındadır. ABD güçlerinin saldırı ihtimalini azaltmak için Türkiye ile görüşmeler, Rusya ve Çin ile anlaşmalar yapmakla Trump’ın tansiyonunu düşürmek yerine süreyi uzatma yolunu seçmektedir. Bu davranışını daha önce de yapmıştır.
İran, kaçıncı kez saldırıya uğradı. Karşılık verdiyse de çok etkisiz kaldı. Molla rejimiyle işler ancak bu kadar olurdu, öyle de oldu. Koca koca füzeler ürettiğini iddia etmek, etkinliği olmayan ve göz boyamaktan öteye gidemeyen bir çaba olarak çıkmıştır karşımıza.
Elin oğlu koca bir ülkenin cumhurbaşkanını, nükleer fizikçi bilim adamlarını, genelkurmay başkanını, kara ordusu komutanını nokta atışıyla öldürdü. Hani İran’ın haber alma teşkilâtı neredeydi? Bu teşkilâtın gücü “kadınlara özgürlük” diyen genç kızlara mı yetiyordu?
İran ile ABD arasında nükleer tesislerin denetime açılması ve nükleer silah yapımından uzaklaşılması görüşmeleri yapılıyordu. Bu görüşmeler de bir hafta, bir ay veya bir sene öncesinden başlamayıp yıllar öncesinden başlamış ve kronik hal almıştı. Nükleer araştırma ve tesisler konusunda anlaşma(ma), İran’ın başına büyük dertler açmış, Başkan Trump’ın “dediğim dedik” anlayışıyla konu iyice çıkmaza girmişti. Şimdi ise bahane daha değişik renkte… İran’ın idamlara son vermesi ve molla yönetiminin nihayete ermesi…
Bunun için büyük risklere ve masraflara katılmasına rağmen Hint Okyanusu ve Umman Denizi’ne devasa armadayı yığmıştır. Bu kuvvet,
**Uçak gemilerinden,
**İran sahası üzerinde hava keşfi yapan F-35 uçaklarından istifade edecek,
**Çevre ülkelerde icra ettiği tatbikatlardan,
**Üs olarak kullanmak istediği yeni limanlardan ve bu limanlara devam ettirdiği yeni sevkiyatlarla ABD, İran’a ders verme (!) kararlılığını göstermek istemektedir.
Değerlendirme
Her üç ülke de 1800’lerin başından itibaren İngiltere’nin hırs ve emelleri doğrultusunda çalkalanmıştır. İngiltere, Çarlık Rusyası ile iş birliği yaparak bu ülkelerdeki sınır toplumları ile ilgilenmeye başlamış ve meseleyi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmiştir.
İngiltere ilk olarak 1806 yılında bölgede faaliyete geçmiş, East İndia Company (Doğu Hindistan Şirketi)’nin Bağdat’ta bir şubesini açmıştır. Bu şubenin başına getirilen Rich ve Heine adlı iki İngiliz ile Basra’da görevli istihbarat görevlisi Kolkhan ve Hindistan’ın Midran şehrinde görevli İngiliz subayı Mc Donald bölgedeki Kürt ve Ermenilerle ilgilenmişlerdir.
Bölgeye ilk giden ajanlardan J. M. Kinneir, İran hatıralarını1813 yılında Londra’da yayımlamıştır. 1817-1820 arasında Heine, Rich ve Brother Van-Beyazıt bölgesinde etkili olmuşlardır. 18121-1822 yıllarında ise Frazier adlı istihbarat elemanı İran’a, bir grup İngiliz subayı da Süleymaniye’deki aşiretlere milliyet şuuru vermek üzere eğitime başlamışlardır.
Yüzyılın sonuna doğru petrolün önemi kendisini daha çok hissettirmiş, İngilizlerin bölgeye ajanlar gibi bireysel anlamda yerleşmelerinden ziyade birlikleriyle yerleşmeleri başlamıştır. Gelişmeler Almanların dikkatini çekince İstanbul-Bağdat hattını inşa ederek bir Alman koridoru oluşturmuşlardır.
Bu tür faaliyetler II. Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir. İngiltere’nin bölgedeki etkinliği II. Dünya Savaşı sonrasında yerini ABD’ye terk etmiştir. Şimdi de ABD, bayrağı aldığı yerden elde kılıç Yaradan’a sığınarak (!) ilerlemektedir.