SON DAKİKA
reklam
reklam

İran-ABD görüşmeleri…

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 14 Şubat 2026, Cumartesi - 12:46   Okunma Sayısı:

 

Her iki ülke arasındaki ilişkiler, 19’uncu yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlamıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında Almanya ile ortak hareket etmemize rağmen Alman kara birliklerinin bir bölümü Hazar Havzası ve İran petrollerinden istifade etmek amacıyla Türkiye’ye karşı tavır almıştı. II. Dünya Savaşı yıllarında da bütün Avrupa kıtası kasılıp kavrulmuş, her ülke gibi İran da kendisini İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin tehdidi altında görmeye başlamıştı.

Hatta İran'dan gelebilecek olası saldırıları önlemek maksadıyla 25 Ağustos-17 Eylül 1941 tarihleri arasında Birleşik Krallık tarafından İran’ın güneyi, Sovyetler Birliği tarafından da İran’ın kuzeyi işgal edilmiştir.

 

Mahabat Kürt Cumhuriyeti

II. Dünya Savaşı sonrasında 1946 yılında Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin kurulması, işgalcilerle petrol anlaşmalarının yapılması ve ABD’nin Rus birliklerinin çekilmesi için nota vermesi gibi olaylar peş peşe gelmiştir. Sovyetler Birliği ile petrol konusunda yapılan bazı anlaşmalardan sonra 9 Mayıs 1946’da Sovyet askerleri İran’dan tamamen çekilmiştir. 

Bu olaylardan sonra ABD güvenilir bir dost, bir müttefik olarak görülmeye başlamıştır. İran, 1979 İslam Devrimi’ne kadar Şahlarla yönetilmiş ve ABD ile ilişkilerini geliştirmiştir.

 

Nükleer destek

Bu ilişkilerin en göze batanı nükleer destekle başlatılmış, ABD, 1957 yılında İran’a ilk nükleer reaktörünü ve nükleer yakıtını temin etmiş, 1967 yılından sonra da zenginleştirilmiş uranyum sağlayarak İran’ın nükleer programını oluşturmasına yardımcı olmuştur. Bu destek 1979 İran Devrimi’ne kadar devam etmiştir.

Devrimden sonra ise İran kara deftere yazılmış, gerek ABD gerekse AB tarafından barışa en büyük tehdit olarak görülmeye başlamıştır. Ancak ABD, 2015 yılında İran’ın nükleer yeteneklerini sınırlamak için anlaşmaya varmıştır. Anlaşmanın şartları arasında;

  • Yaptırımların hafifletilmesi, 
  • İran için yurtdışında dondurulmuş 100 milyar dolardan fazla varlığın serbest 

Bırakılması ve İran ekonomisine yabancı erişiminin artırılması, sayılıyordu.

 

İlk ABD saldırısı ve 2006 yaptırımları

1980-1988 yılları arasında İran-Irak Savaşı cereyan etmiştir. ABD, 1988 yılında iki ayrı tarihte iki ayrı harekât icra etmiştir. İkinci harekât II. Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük ABD deniz muharebe operasyonudur. İran’ın iki dev petrol platformu tahrip edilmiştir. İran bu saldırıları Uluslararası Adalet Divanı’na şikâyet edip dava açtıysa da mahkeme reddetmiştir.  

29 Ocak 2002'de, 11 Eylül'den dört ay sonra, ABD Başkanı Bush, uzun menzilli füzeler ürettikleri, terörizmi destekledikleri ve bölge ülkelerini tehdit ettiklerini belirterek Kuzey Kore, İran ve Irak’ı şer üçgeni olarak tanımlamıştır.

    İran'a karşı uluslararası yaptırımlar uygulanması için baskı yapan ABD, İran'ı Irak'taki Şii milislere lojistik ve finansal destek sağladığı gerekçesiyle İran bankalarını takibe almış, Avrupa’daki finans kuruluşlarını da İran’la işlem yapmamaya davet etmiştir. 

ABD özel kuvvetleri, 2007 yılında Irak'ın Erbil kentindeki İran Başkonsolosluğuna baskın düzenlemiş, beş personeli tutuklamış, belgelere el koymuştur.

    2009 yılında İran topraklarına giren üç ABD’li yürüyüşçünün tutuklanması, İHA kazalarının meydana gelmesi, 2011’de İran’ın Basra Körfezi’ni kapatma tehditleri savurması, 4 Kasım 2015'te Tahran'da ABD, İsrail ve Suudi Arabistan'a karşı bir protesto yapılması, Basra Körfezi’nde ABD uçak ve gemilerine karşı tacizler yapılması… 

    Tacizler bu şekilde farklı uygulamalarla günümüze kadar süregelmiştir. Özellikle 2021 ve 2022 yıllarında Irak’ta konuşlu ABD birlikleri üzerine füze saldırısı yapan İran’a karşı ABD, 16 Haziran 2022'de Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri şirketlerinin yanı sıra petrokimyasallarının satışına yardımcı olan İranlı firmalar ağına yaptırım uygulandı. 

7 Ağustos 2023'te, İran'ın birkaç sivil gemiyi ele geçirmesine yanıt olarak yaklaşık 3.000 ABD askeri personeli Kızıldeniz'e girdi. İran İslam Cumhuriyeti, bu Amerikan eylemini bölgede istikrarsızlığa neden olan bir sebep olarak gördüğünü söyledi.

 

2025 yılındaki olaylar

    13 Haziran 2025’te İsrail Hava Kuvvetleri tarafından 12 gün süren geniş çaplı hava harekâtı başlatıldı. İsrail, operasyonda İran’ın üst düzey askeri liderlerinin ve nükleer bilim insanlarının bulunduğunu iddia ettiği askerî tesisler ve altyapıları hedef aldığını duyurdu.

    Tahran ise aynı akşam, İsrail’e balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla karşılık vererek “Dürüst Söz 3 Operasyonu”nu başlattığını açıkladı. Çatışmalar sırasında İran Devrim Muhafızları’ndan komutanlar öldürüldü ve ülkedeki kritik tesisler zarar gördü. Öte yandan, İsrail şehirleri de İran tarafından fırlatılan yüzlerce füze nedeniyle hasar aldı.

 

Son gelişmeler

    İran'da geçen yılın son ayında çıkan protestoların şiddetlenmesi ve çok sayıda İranlı'nın hayatını kaybetmesinin ardından ABD ve İsrail'den İran'a yönelik askeri bir müdahaleye ilişkin açıklamalar gelmişti. Türkiye dahil olmak üzere pek çok bölge ülkesi askeri bir müdahaleye karşı olduğunu açıklayarak diplomasiye şans verilmesini telkin etmişti.

ABD ile İran arasında  6 Şubat Cuma günü yapılması beklenen görüşmelerin Türkiye yerine Umman'da gerçekleşmesi beklenirken, görüşme yerinin İstanbul'dan Maskat'a kaymasında  müzakerelerin formatından Türkiye-İran ilişkilerine kadar pek çok neden etkili oldu.  

 

Görüşmelerin Türkiye değil de Umman’da olmasının sebepleri neler olabilir?

    Ortadoğu ve İran uzmanı Arif Keskin'e göre bunun müzakerelerin formatından, Umman'ın konumuna ve Türkiye ile İran arasındaki tarihi rekabete kadar pek çok nedeni bulunuyor.

**İstanbul'da planlanan görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmayacağını, İran’ın elindeki uranyumu Türkiye’ye vermesi için baskı göreceği,

**Müzakerelerin İstanbul’da olmasının bir başka nedeninin de Erdoğan’ın toplantılara başkanlık etmesinin Türkiye’ye prestij kazandıracağı, Türkiye’nin sorun çözücü bir merkez olması gelecekte İran’ın aleyhine duruma dönüşebileceği,

**Türkiye’nin bir NATO ülkesi olması dolayısıyla komşuluk ilişkilerinin dışına çıkarak ABD’ye bilgi sızdırabileceği,

    **2013–2015 döneminde yapılan nükleer müzakerelerin ilk temasları da Umman'da başlamıştı. Umman'ın mezhepsel kamplaşmalara girmediği ve İran'a karşı geçmişte düşmanca bir pozisyon almamış olması da Tahran açısından güven artırıcı unsurlar olarak görülmesi, gibi sebepler ileri sürülebilir.

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam