*Sürekli göç alan büyük şehirlerimize önceki yıllarda Anadolu insanı iş bulup çalışmak, terörün etkisinden kurtulmak, çocuklarına daha iyi öğrenim şartları temin etmek amacıyla gelirdi. Bu nedenlerle şehirlerin nüfusları şişmekte, evsizlik, işsizlik, pahalılık ve yoksulluk gibi olumsuzluklar ortaya çıkmakta, iş bulamayan insanları “zorla elde etmeye ve şiddete” iten grup, çete veya suç örgütleri çoğalmaktaydı.
*Şimdilerde ise büyük şehir kültürüyle bezenmiş bir kısım insanın geçim sıkıntısı nedeniyle Anadolu’ya göç ettiğini görüyoruz. Suyun eğimli yere akması gibi boşalan yerlere sığınmacılar, malum ülkelerden kaçıp gelenler ve mafya türevleri yerleşmeye başladı. Halkı ve esnafı canından bezdiren eylemler, kuyumcu soygunları, siber saldırılar, kadın cinayetleri ve trafik magandalarının kabalıkları nüfusu en kalabalık ilimiz olan İstanbul’u yaşanmaz hale getirdi.
*Siyaset adamlarımız çare bulmak yerine seyretmeyi, çözüm üretmek yerine çene çalmayı tercih ediyorlar. Cumhuriyet’in temellerini çatırdatacak, kurucu üyelerini küçük düşürecek söylemler hâlâ görülebiliyor. Sürekli olarak derinlerdeki geçmişi sorgulamaya önem veriyorlar. Örneğin; DEM Parti’nin Kürt iş adamlarına ön ayak olduğunu veya Güneydoğu Anadolu’da basit seviyede işyeri, atölye, sağlık tesisi, bent, mahalle çeşmesi, derslik, çiftlik, mandıra vb. açtırdığını duydunuz mu? Ağalık düzeninin kaldırılmasında, töre cinayetlerinin yok edilmesinde, devletin ekonomik yatırımlarının düzenli şekilde işletilmesinde katkıları ne olmuştur?
* Terör örgütünün siyasi uzantıları barış nutukları ata ata, gözümüzün içine baka baka bildiklerini okuyorlar.
*ABD’den fazla tepki gören İran yönetiminin Çin ve Rusya tarafından desteklenmesi, İsrail namına casusluk yapanların yakalanıyor olması, önceki yılda ABD’nin sınırımızın hemen ötesine yüksek nitelikli ağır silahlar yığması ve terör örgütüne destek vermesi vaka-yı adiyeden sayılıyordu. ABD, Venezuela petrolünü ele geçirince Orta Doğu petrolünden ve bu petrolün bekçileri olan Kürtleri desteklemekten vaz geçti.
*Atom Enerjisi Komisyonu ile bir türlü anlaşamayan İran, ABD’nin kendisinin dinlediği zannıyla Kürecik radarından son derece rahatsızdır. Bu rahatsızlık bitmez, bitmeyecektir de. Geçtiğimiz aylarda İran’da meydana gelen olaylarda çok sayıda insanın hayatını kaybetmesi ve yaralanması üzerine ABD tehditlerini arttırmıştı.
*Irak’ın kuzeyindeki kukla yönetim Türkiye’nin zafiyet içinde bulunduğu dönemlerde Türkiye’nin aleyhinde çalışmaktan geri kalmamakta, Türkiye’nin güçlü olduğu dönemlerde ise yanında yer almaktaydı. Haklıydılar çünkü çok değer vermiştik (!) Müslüman kardeşlerimize…
*AB’nin Doğu Akdeniz’deki son toprak parçası olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ile Kıbrıs’ın güneyinde ortak petrol arama faaliyetini sürdürmek istemektedir. Aynı AB, Kıbrıs Rum Yönetimine AB Başkanlığını teslim etmiştir. Zaten AB’nin teröre bakışı belliyken başka türlü davranmalarını beklemek de safdillik olurdu.
*Ülkemizin insanı şu siyasal söylemlere verdiği önem kadar icraatın takibini dikkate alsa hem demokrasinin bir gereğini yerine getirmiş hem de işlerin daha doğru, zamanında ve istenen şekilde yapılmasını sağlamış olmaz mı? Yaklaşık iki asırdan beri Batı’nın güdümlemeleri, Dünya harpleri, farklı zamanlardaki ittifakların tahditleri, IMF’nin reçeteleri ve boş siyasi söylemler hepimizi canımızdan bezdirdi. Artık bir programımız olsun da yolumuzda ilerleyelim.
*Dolayısıyla her kurum üzerine düşeni yapmalı, her konuyu iç siyasette prim yapacak malzeme olarak görmemelidir. Aksi takdirde zaten tansiyonu yüksek olan halkımızın “mazlum”u oynayan kitleleri daha da çoğalacaktır.
*Kutuplaşma ya da kamplaşmalar, insanımızda olması gereken kardeşlik duygularının yerine husumet duygularına sebep olmaktadır. Bu nedenle yakın ve yakıcı tehlike uzaklarda olmayıp hep yakınımızda ortaya çıkmaktadır.
*Öncelikle barış ve huzur ortamını yeniden yaratmalıyız. Böylesi çalkantılı dönemler tarihimizde hep olmuş, hep atlatmışızdır; ama faturasını yoksul insanımız ödemiş ve olmamız gereken yerde olamamışızdır.