Maraş depremini büyük acılarla yaşadık. Ulusça ağladık, onlarla birlikte dertlendik, acılarını kendi acımız gördük. Kimimiz bağışta bulundu, kimimiz evini verdi, kimimiz de anasız babasız çocukları evlat olarak yanına aldı.
Yazılarımda belirtmiştim. 1977 Çaldıran-Muradiye, 1996 Erzincan depremi ve emekli olduktan sonra 1999 Yalova depremi bana hafızamdan silinmeyecek ilkeleri öğretti. Maraş depreminde ise enkaz altında video çektiren bir kadıncağızın söylediklerine bakın:
“…Hakkınızı helal edin. Birçok insanın bende hakkı var. Mustafa’ya 2.500 lira borcumuz var. Telefon elinize geçerse kimsenin hakkını koymayın. Yardım parası var. Moruk Ahmet’in çocuklarına onu ödeyin…”
Düşünmek zorundayız
Üzerimizde varsa kul hakkının son anda aklımıza gelmesi veya borcumuzu hatırlamış olmamız ne kadar önemli… Ramazan ayına gireceğiz (Yayım tarihi itibariyle girmiş olabiliriz). Depremde birbiriyle küs olarak dünya hayatını terk edenlerin, gereksiz tartışmalarla birbirlerini kıranların biraz oturup düşünmeleri gerektiği kanısındayım. Ya bu kadıncağız hayatını kaybetseydi, bu sözleri söyleyemeseydi ne olacaktı?
Yaşarken kıymetini bilmediğimiz kişilerin değerini kaybettikten sonra anlamaya başlıyorsak, sahip olduğumuz mal ve servetin elimizden çıkmasıyla nedenini araştırıyor ve üzülüyorsak bir yerde yanlış yaptığımızı sorgulamalıyız. Sevgisizlik, hoşgörüsüzlük, yasa ve kurallara saygısızlık bizi bu hale getirebiliyor.
Sevgisizlik üzerine Behçet Necatigil’in şiiri ne kadar anlamlıdır. Necatigil, “Sevgilerde” isimli şiirinde insanların dışa vurmaya çekindiği sevgilerini kaleme alarak insanlığa kendince sitem etmiştir. İşte “Sevgilerde” şiirinin sözleri:
Sevgilerde
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
(BEHÇET NECATİGİL)
Kâinatın Işığı
19'uncu yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’ın, bir bahçeyi anlatan tablosu Londra Kraliyet Akademisi'nde sergileniyordu. Hunt'ın "Evrenin Işığı" adını verdiği bu tabloda gece elinde bir fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam vardı. Adam, öteki eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşçasına duruyordu.
Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt’a döndü "Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım. Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da..."
Hunt gülümsedi. "Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki..."dedi ve tablosunun anlamını açıkladı. "Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışında kola gereksinim yoktur..."
Cuma günü Allah’ın huzurunda alnını secdeye koyup Tanrı’ya yakın olmaya çalışacaksın, ama namazın bitiminde cami avlusunda rakiplerine kötü sözler edeceksin. Bu hastalık bütün siyasilerimizde var.
Ne diyelim, dünya hallerinden deyip geçiyorum. Hesap gününün azabından Tanrı hepimizi korusun!