SON DAKİKA
reklam
reklam

Şubat ayı… Kosova, Kırım ve Ukrayna

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 28 Şubat 2026, Cumartesi - 12:41   Okunma Sayısı:

 

Kosova ve Sırbistan’ın durumu

    Sırbistan’a bağlı Kosova’daki Arnavut liderliğinin 17 Şubat 2008’de Kosova’nın bağımsızlığını açıklayacağı haberleri üzerine batılı diplomatlar, bu kararı 18 Şubat’ta AB toplantısı sırasında açıklayabileceklerini belirtince Rusya konuyu ciddiye almış ve “Hayır” cevabıyla tavrını ortaya koymuştu.

    Rusya, Sırbistan’ın toprak bütünlüğünü savunmaktadır.  Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı Sergey İvanov, geçen hafta Almanya’nın Münih kentinde “Güvenliğin Davos’u” olarak bilinen 44’üncü Münih Güvenlik Politikası Konferansında yaptığı konuşmada, Kosova’nın tam bağımsızlık ilanına karşı çıktığını net bir şekilde dile getirdi. İvanov “Kosova’nın bağımsızlık ilanının kabul edilmesinin KKTC’nin tanınması zorunluluğunu da beraberinde getireceğini” belirtmiştir. 

    Tabii Rusya’nın bu tutumunun arkasında, dağılma korkusu yatmaktaydı. Gürcistan’daki Güney Osetya ile Abhazya ve Moldova’daki Dinyester bölgesinde esen ayrılıkçı rüzgârlar Rusya’nın her gece kâbusla yatıp ertesi sabah korku ile uyanmasına neden olmaktadır. Rusya, Kosova senaryosunun Kafkaslarda veya Dinyester’de uygulandığı takdirde Çeçenistan, Dağıstan ve Tataristan için de uygulanabileceğine iyice kendini inandırmıştır. 

    Rusya’nın Kosova konusunda pek fazla direnememesinin iki önemli neden vardı:

1. Rusya, veto hakkını kullanmamak karşılığında Kosova sorununu Batı ile nasıl pazarlık aracı haline dönüştürebilmek ve taviz konusu yapmak…

2. Rusya’nın Sırbistan uğruna Batı ile ipleri koparmamaktır. Geçmişte İngiltere, AB ile Kosova arasında direkt ilişki kurulması yönünde “Avrupa Platformu” adlı altında bir plan hazırlamıştı. Bu plan Kosova ile ilişkilerinde ilerleme sağlamayı, AB üyesi ülkelerin “veto” hakkını ortadan kaldırmayı hedefliyordu.

     Bu durumda Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti, elindeki veto kozunu, Sırbistan ve Rusya lehine kullanamayacak. İngiltere’nin bu planının başarıya ulaşması durumunda da AB-Kosova ilişkileri “otomatik” bir sisteme bağlanmış olacaktı. Yani kimse artık bunu durduramayacak. İşte Rusya’nın KKTC çekincesi de burada başlıyordu. 

Kırım farklıydı. Putin yaptığı açıklamada, “Sovyetler Birliği bölündüğü zaman Kırım’ın Ukrayna’ya bağlandığını, bugün aynı Kırım’ın Rusya’ya bağlanmak isteğinin neden hoş karşılanmadığını” söylemek suretiyle haklılık payı çıkarmaya çalışmıştır. Sonuçta 18 Mart 2014 günü Putin Kırım’ın Rusya’ya bağlanması kararını onaylamıştır. Bundan sonraki gelişmelerin ekonomik ağırlıklı, yıpratıcı ve bazı bağlantıların devre dışı kalmasını sağlayıcı olabileceği kesindir.

 

Kırım cephesinde yaşananlar

    1917’de Kırım Türkleri bağımsızlıklarını ilân etmişse de 1917 İhtilâli ile durum değişmiş ve 19 Ekim 1921’de Kırım, 1922 yılında Ukrayna, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri arasına katılmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında 22 Haziran 1941’de Alman kuvvetlerinin Sovyetler Birliği’ne girmeleri üzerine altı milyona yakın Ukraynalı, yarım milyon civarında Yahudi katledilmiştir. Savaş sırasında Kırım Türklerinin Alman kuvvetlerine destek verdiklerini hatta onlara katıldıklarını ileri süren Ruslar, bütün Kırım halkını Sibirya’ya ve Orta Asya steplerine sürgün etmişlerdir.

    Kırım, 1954 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden Ukrayna Sosyalist Cumhuriyeti’ne devredilmiş, Birliğin 1990 yılında çökmesi üzerine Kırım, Ukrayna’ya bağlanmıştır. 1992’de Kırım bağımsızlığını ilan etmeye kalkışınca Kiev yönetimi durumu yatıştırmıştır. 1994’te gerilim yine tırmanmış, Kırım’ı Rusya’ya bağlamak isteyen Yuri Meşkov Devlet Başkanı seçilmiştir. Kiev yönetimi, durumu yumuşatarak Kırım’ı yine elinde tutmayı başarmıştır. 

     27 Şubat’ta gerilimin başlamasıyla birlikte Kırım yetkilileri, 17 Mart 2014’te Ukrayna’dan ayrıldıklarını ve Rusya’ya katıldıklarını bildirmiş ve tek taraflı bağımsızlık ilan ettiklerini açıklamışlardı. Rusya da 18 Mart 2014’te Kırım’ı resmen ilhak ederek Rusya’nın bir parçası olduğunu ilan etmiştir.

 

 Ukrayna cephesinde yaşananlar

    Ukrayna’nın işgali Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 24 Şubat 2022 Moskova saatiyle 06.00 civarında “Ukrayna’nın askerden ve ve Nazizm'den arındırılması" amacıyla "özel bir askerî operasyon" ilan etmesiyle başlatılmıştı. 

   Putin konuşmasında irredantizmi desteklemiş ve yanlış bir şekilde Ukrayna'nın etnik Rus azınlığa zulmeden neo-Naziler tarafından yönetildiğini iddia ederek Ukrayna'nın devlet olma hakkına karşı çıkmıştı. Konuşmadan dakikalar sonra füzeler ve roketler başkent Kiev de dahil olmak üzere birçok Ukrayna şehrini hedef almış ve bu hava saldırılarını karada farklı cephelerden işgaller takip etmişti.

Putin, Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı’nda en fazla kurban veren ülke olduğunu belirterek 24 Şubat’ta Ukrayna’nın işgalini duyurduğu gün yaptığı açıklamada, bu olayı iki kez yaşadıklarını ve bu kez de NATO ülkeleri tarafından kuşatılmış olma endişesini taşımakta olduklarını ifade etmiştir.

 

Tekerrür mü?

    Bu açıklamaları duyunca, bu bilgileri görünce tarihin tekerrür olduğu söylemine bir kez daha katılmak istiyorum. Kafasını çalıştırmayan insanların, liderlerin hatta milletlerin aynı sonuca ulaşmak için aynı şeyi defalarca yapmak istemeleri değil midir tekerrürü ortaya koyan?

    Millet-toprak, servet-menfaat ve din-ideoloji üçlüsü varsa elbette tarih kendine biçtiği süreçte kendi yolluğunu dokuyacaktır. 

 

Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam