Bayram tatilinden istifade ederek gezi grubumuzla İstanbul’dan Edirne’ye doğru yola çıktık. Dört aileye rehberlik yapıyordum. 1912 Kasımı’nın başından itibaren hazırlıklarını tamamlayan Bulgar ordusu, 17 Kasım’da ileri harekâtına başlıyor. Ben, Bulgarların Çatalca’ya gelmeleri bu bölgede yapılan acımasız muharebelerle ilgili bilgiler sunuyor, daha önce gidip gördüğümüz coğrafi güzellikleri göstererek anlatıyordum.
Osmanlı başkentlerine yönelik işgaller
Osmanlı İmparatorluğu’na başkent olmuş üç büyük şehir de düşman işgali görmüştür. Başkentlerden birisi olan Edirne, Balkan Harbi’nde Bulgarların eline geçmiş, bu civarda yapılan muharebeler büyük insan kayıplarına neden olmuştur. Bursa, Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan işgaline uğramış, İstanbul ise Fatih tarafından fethedildikten 467 yıl sonra 16 Mart 1920’de karaya birlik çıkaran İngiliz, Fransız ve İtalyan askerleri tarafından işgal edilmiş, 6 Ekim 1923’te işgalden kurtarılmıştır.
Balkan Harbi’nde Çatalca mevzilerimize kadar gelen Bulgarlar, Büyükçekmece Gölü-Terkos Gölü arasındaki tertiplenmemizi zorlamışlar, İstanbul’u ele geçirmeye çalışmışlardır. Harp yıllarının sancılı yörelerinden Büyükçekmece ve Kumburgaz’ı gezdikten sonra Alâiye şehitliğine gittik. Bu şehitlikte yatan Anadolu çocukları gençliklerine doyamadan, sevgililerini koklayamadan hayatlarını feda edenlerdir.
Alâiye baskını
Geride ihtiyat birliği olarak tutulan Alâiye (Alanya) taburu, geceleyin 9’uncu Tümen savunma bölgesinde Dağyenice yolunun kuzeyindeki en kritik yere gönderilerek mevzilendirilmiştir. Tabur buraya geldiği zaman sağındaki ve solundaki birliklerle gerekli keşif ve irtibat faaliyetlerini yapamamış, cephesindeki Bulgar birlikleriyle ilgili bilgi de elde edememiştir.
8 Kasım’dan beri zor arazi ve muharebe koşulları yaşayan yorgunluk ve bitkinlik içindeki bu birliğimiz sadece yakın emniyet unsurlarını çıkarabilmiş, Trakya arazisinde mevsimin soğuk, gecelerin ayaz olması nedeniyle derin uykuya yenik düşmüştür.
Bulgar kuvvetleri, 18 Kasım 1912 günü saat 06.00’da taarruza geçerek ileri unsurlarımızı imha etmiştir. Hendek ve çukurlar şeklindeki mevzilerde uyku halinde bulunan askerlerimiz uyanarak Bulgar saldırılarına göğüs göğse çarpışarak karşı koymuştur. Şiddetli süngü muharebelerinin yaşandığı bu bölgede her iki taraf askerlerinin süngülerinin birbirlerinin göğüslerine saplandığı görülmüştür.
Uykuda olanların hepsi süngüden geçirilmiş sonra diğer bölüğümüzün bir kısım askeri şehit edilerek diğer askerler geriye çekilmek zorunda bırakılmıştır. Yanındaki karargâh subayları ve emniyet müfrezesiyle bu bölgeye gelen 3’üncü Nizamiye Kolordu Komutanı Mahmut Muhtar Paşa bu sırada yaralanmıştır. Hücum sırasında şehit edilen Alanyalı askerlerin oluşturduğu Alâiye taburunun komutanı binbaşı, iki bölük Balkan şehitleri için yaptırılan yeni anıt
komutanı iki yüzbaşı, dört teğmen ile 150 erimiz
için 1985 yılında bir anıt dikilmiştir. 2013 yılında tüm Balkan şehitleri adına yeni bir anıt yaptırılmıştır.
Osmanlı denizcilerinin başarısız denilebilecek büyük çaplı çıkarma harekâtı yaptıkları Şarköy kıyılarını da tepelerden izledik. Balkan faciası, halkı yoksul ve bitkin düşürmüş, buna rağmen askerlerimiz olağanüstü gayret ve kahramanlıklar göstermiştir... Daha önce bu bölgeye yaptığım gezide aşağıdaki dizeleri oluşturmuş ve kitabıma koymuştum. Yüce Tanrı, tüm şehitlerimize rahmet eylesin.
Törensiz Definler
Balkanlarda kaleler düşmüş
savaş ya da facianın ardından
göçmen olmuş halk, yollara düşmüş,
toprakları sarınca istilânın gücü.
insan ve hayvanın içtiği
pis su birikintileri…
kenarında mektup yazacakken erler
cehennemi yaşatır top sesleri
ve o mendebur günlerin ikindileri…
kafalar yırtık gömleklerle sargılı.
süngü yarası taşıyan tenler,
kolu ya da bacağı kopuk erler.
cephe gerisine taşınırken kağnılarla
gıcırdayan tekerler sanki inler.
salgın hastalıktan ölen binler,
kim oldukları bilinmeden
ve göz yaşı dökülmeden
gömüldüler.
Törensizdi definler.
TSK Tarihi Balkan Harbi Şark Ordusu II. C, I. Kitap, I. Çatalca Muharebesi, Ankara-1993, Baskı II, s: 195
Baysu, Cengiz, “Bir Avuç Gökkuşağı” Baskı: I, İstanbul- Eylül 2010, s: 94