Son günlerde hatta aylarda ve hatta son birkaç senede kadınlarımızın başına gelenleri gördükçe Kadınlar Günü’nün anlam ve önemini yazmaya elim varmıyor. Ekranlarda devamlı olarak “Boşanma Aşamasındaki…” sözünü duyunca bütün sinirlerim ayağa kalkıyor. Ne yazık ki, mağara insanı herif (!), eşini vurmuş, öldürmüş oluyor. Kendisine verilecek olan ceza umurunda bile değil. Ortada kalan o masum çocuklar ağlaşıyor…
Bu konuda çok yazı yazmam galiba sadece beni rahatlatıyor. Sosyolojik olarak milletler arasında kadın ve kadın hakları farklılık görülse de din temelli ayrıcalık ve farklılıklar da söz konusudur. Hâlâ birçok ülkede kadınlar ekonomik, sosyal ve hukukî alanlarda haklarını elde edememişlerdir. Afrika’nın ücra köşelerinde kadınlar insan olduklarının bile farkında değildirler.
Türk kadını
Kadın anamızdır, yeri gelir eşimizdir, sevgilimizdir, iş ortağımızdır, çalışma arkadaşımızdır. Şefkat meleğidir kadın. Aile mutluluğunda en büyük payın sahibi ve hepimizin ilk öğretmenidir ve dolayısıyla hepimiz annemizden öğrenmişizdir dilimizi.
Vefalı, çalışkan yurdunu çok seven Türk kadınını anlatmak sözle olmaz. İnebolu’yu ve İstiklâl Yolu’nu, Erzurum’un Aziziye tabyalarını, Nene Hatun’u, Gülizar ve Name Kadın’ı, Antep’in eski mahallelerini, Balkan Harbi’nde kocasını kaybeden ve Sakarya Savaşı’nda yaralanıp iyileştikten sonra tekrar müfrezesinin başına dönen Ayşe Hanım’ı, Maraş’ın mücahit kadınlarını, Kastamonu’nun yetiştirdiği Millî Mücadele kahramanlarından Halime Çavuş’u, Şerife Bacı’yı, Gördesli Makbule’yi, Gaziantepli Yirik Fatma’yı, Adanalı Tayyar Rahmiye Hanım’ı hatırlamak, hayatlarını incelemek gerekir.
İstiklâl Savaşı’nın kahraman kadınları
Aslen İzmirli olan ancak 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali üzerine Balıkesir’de çete teşkilâtına katılan Mustafa Necati, 13 Eylül 1921 Sakarya Zaferi’nden 30 Ağustos 1922 Zaferi’nin hemen öncesine kadar İstiklâl Mahkemesi Reisi olarak Kastamonu’da bulunmuştur. Anadolu köylerinde rastladıklarını şöyle anlatmaktadır:
“… Uzun ve gölgesiz yollardan kesintisiz bir alkışla harp meydanlarına giden yollarda zayıf öküzlerin çektikleri cephane yüklü arabalar ve bunların başlarında yanık yüzlü, çıplak ayaklı kadınlar, ihtiyarlar ve hatta çocuklar… Çok defa yolun kenarına çekilir, onların geçişini gözlerim yaşararak seyreder, kağnıların gıcırtılarını ilâhî bir musiki gibi dinlerdim…”
Yiğitlikle dolu bir başka sahneyi anlatırken de şunları söylüyor Mustafa Necati; “… Biz soğuktan titrerken tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce merhamet duygularım kabardı. Arkasına sardığı peştemalın içindeki ara sıra hıçkıran çocuğun üzerine niçin atmadığını sordum.”
---Üşümez misin sen? Bak çocuk donacak, yorganı örtsene!
---Kar sepeliyor. Millet malıdır, nem kapmasın evladım, dedi. Yorganın uçlarını iyice serdi. O zaman anladım ki, cephaneyi ıslatmamak için bu fedakârlığı yapıyor. Tabii ki sonra da merhametimden utandım.
Cumhuriyetle birlikte
Atatürk’ün kadınlar için sağladığı haklara rağmen kanun ve kural sapması, yobaz algısı ve töre baskısı gibi sebeplerle kadınlarımız, toplum hayatında tam olarak yer edinememiştir. Kadınlarımızın başına gelenler, “kadının yazgısı” haline gelmiştir ülkemizde.
Ailesinin örtünmesine, politikacıların doğum, çocuk sayısı ve kürtajına, mağara kafalı kocaların (!) yaşantısına karar verdiği Türk kadını, kendi mücadelesinde ve sesini duyurmakta yetersiz kalmaktadır. Veriler, belirli sayıdaki kadınımızın ekonomi, eğitim ve idare alanlarında öne çıktığını gösterse de büyük çoğunluğun hukukî varlığı kâğıt üzerinde kalmaktadır.
Etkinliklerle anlatım
“8 Mart Dünya Kadınlar Günü”nün anlamını göze ve kulağa hoş gelecek sözlerle anlatmaya kalkanlar, yeni acıların ortaya çıkması karşısında acılı yüz ifadeleri, bahtsızlık ve çaresizlikleri dile getirmeye başlıyorlar. TBMM gibi yüce bir mevkide yapılan konuşmalar ise mutlaka atışmaya ve acımasız bir tartışmaya dönüşüyor.
Ülkemizin idari yapısında en küçük yerleşim mahallelerdir. En güzel eğitim buralarda verilecekken mahalle baskısı bu eğitimin önüne geçmiştir. Muhtarlıklar, kaymakamlıklarla temasa geçerek mahallelerde kurduracakları çadırlara birer gün süreyle psikolog, sigara, alkol ve uyuşturucuya karşı savaş verenlerden bir temsilci, bir sanatçı ve o mahalledeki en uzun süreli evli çifti davet ederek bire bir konuşma yapmalarını ve anlatımlarla halkın aydınlatılmasını sağlayabilirler.
Kadınlarımızı senede bir gün de olsa hatırlamak yeter mi? Elbette yetmez. Bırakın hatırlamayı, hayat haklarını ellerinden almayalım yeter… Bütün bu olumsuzlukların yok edileceği umudumu koruyarak yüce hasletlere sahip kadınlarımızın “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”nü kutluyorum.