SON DAKİKA
reklam
reklam

14 Mart Tıp Bayramı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 14 Mart 2026, Cumartesi - 13:38   Okunma Sayısı:

 

Tarihçe

    Anadolu Selçuklularının ilk darüşşifası Sivas’ta I. İzzeddin Keykâvus Darüşşifası (Hicri: 614 Miladi: 1217-18) ve Kayseri’deki Gevher Nesibe Darüşşifası olmuştur. İşleyişinde görevli olarak hekim, cerrah, kehhal (göz doktoru) ve eczacı bulunuyormuş. Seçilecek kişilerin hazîk (usta, yetenekli), rahim (şefkat duyan, acıma hissi olan), akranına faik (üstün), tecrübeli, ahlâklı, şarlatanlıktan uzak hekimler olması gerekiyormuş. Bu da personel tayinindeki titiz davranışı göstermektedir.

    Anadolu’da Osmanlı döneminin başlamasıyla kurulan ilk darüşşifa yapısı “Dar üt tıbb” adıyla (Miladi: 1400) Bursa’da Yıldırım Bayezid külliyesinde inşa edilmiştir. Bunu İstanbul’da Fatih, Edirne’de II. Bayezid, Manisa’da Hafsa Sultan, İstanbul’da Süleymaniye Darüşşifası, Atik Valde ve Sultan Ahmed Darüşşifaları ile Sultan Abdülmecid’in inşa ettirdiği Yenibahçe’deki Gureba-i Müslimin hastanesi izlemiştir.

 

Zor şartlar altında

    Avrupa’da tıp tahsilinden sonra İstanbul’a gelip icra-yı tababet (hekimlik yapmak) etmek isteyen Yahudi Kemal, yaşlılığını öne sürerek hastalarına yayan gidemeyeceğini beyan etmiş. Hristiyan ve Yahudilerin bazılarına izinle ve palan ile beygir üzerinde gezmelerine müsaade ediliyormuş. Kemal’in palanla beygire binmesi muvafık görülmemiş; ama çok zorunlu haller için hastalarına gitmesine müsaade edilmiş. Konuyla ilgili olarak İstanbul Kadısı Seyyid İbrahim’e ferman yazılmış.

    Devlet, görevlendirecek tabip ve cerrah bulamadığı zamanlarda durumdan vazife çıkarıyormuş. Devletin ilgili organı, Tersane’de bulunan esirlerden hasta olanları tedavi etmek üzere miri (devletin elindeki) esirlerden tababete vakıf olan yedi kişiye onar kuruş ve bunların tercümanlarına beşer kuruş aylık tahsis etmiş. Bu arada tababeti hileli şekilde icra edenler türemiş. Kala-i Sultaniyeli (Çanakkale) Mehmed Ali, tababet iddiasıyla halkı ızrara (zara sokma) ve Gelibolu’da ikâmete memur Hafız Ali Paşa’nın ölümüne sebep olunca Bolu’ya sürgün edilmiş.

    Bir başka örnek de fenn-i tababette bilgisi olmadığı ve tıpla uğraşmaması tenbih edildiği halde, bahriyeli bir onbaşının ölümüne sebep olan Kahveci Hüseyin Baba’nın hapsedilmesine karar verilmiş. Çıldır sancağında zuhur eden frengi illeti tedavisi karşılığında bin guruş (kuruş) maaşla da bir hekim tayin edilmek istenmiş.

 

Torpil, tavassut ve ikiz görev

    İçkiye düşkünlüğü nedeniyle Midilli’deki görevinden azledilen Cemal Salih Efendi, Trablusgarb Vilayeti Merkez Belediye Tababetin’e tayin edilmesini istemiş. Bu talep tereddüde yol açmış. Tavassut edenlerin ve araya girenlerin ricasıyla bir daha içmeyeceğine ve davet olunduğunda hastalarına gideceğine yemin ettirilmek suretiyle bu memuriyete tayininin mümkün olabileceğini arz edince, konu Umum Mekâtib-i Askeriye-i Şahane Nezareti’ne bildirilmiş.

    Tababetle uğraşanlar mevki, rütbe ve makam peşinde koştukları gibi ilâve görevlere de talip olmuşlar. Bu görevler için ek ücret talep etmişler. Devlet bu talepleri geri çevirmiş.  Tababet-i Adliye Şubesi müdür muavini ile azası tarafından yapılacak feth-i meyyit (otopsi) ameliyatı için ücret verilmesine mahal görülemediği kararı alınmış. (Adliye, Dahiliye: İD/74)

 

İlk Tıp Bayramı

    İlk Tıp Bayramı 1919 yılının 14 Mart günü kutlanmış. Ülkemizde Batılı anlamda ilk tıp okulu olan Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire; 14 Mart 1827’de Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda açılmış. 

    1919 yılının 14 Mart günü ilk kez Tıp Bayramı yapılmak suretiyle bu tarihe özel bir anlam kazandırılmış. İşgal altındaki İstanbul’un Tıbbiyelileri, tepkilerini bu şekilde dile getirmeye karar vermişler. Öğrencilerin düzenlediği törene Dr. Fevzi Paşa, Dr. Besim Ömer Paşa, Dr. Akil Muhtar (Özden) gibi dönemin ünlü hocaları da katılmış. 

    1929 ile 1937 yılları arasında Bursa’da Yıldırım Bayezit Darüşşifası’nda, ilk Türkçe tıp eğitiminin başladığı tarih olan 12 Mayıs günlerinde kutlanan Tıp Bayramı; 1937’den sonra tekrar 14 Mart günlerinde gerçekleştirilmiştir. 1976’dan bu yana tabip odaları 14 Mart’ı içine alan haftayı “Sağlık Haftası” olarak değerlendirmiştir. Sağlık alanındaki güncel sorunlar ve hekimlerin talepleri “Sağlık Haftası” içinde toplumun gündemine getirilmektedir.

    Tıbbiyelilerin başlattığı gelenek hâlâ sürmekte; hekimler, 14 Mart Sağlık Haftası’nda ülkenin sağlık problemlerini, mesleki isteklerini ve beklentilerini bu günde toplumun gündemine taşımaktadırlar.

 

Son söz

    Güne renk katabilmek için böylesine bir yazı yazdım. Sağlıklı bile olsak hepimiz mutlaka kontrol ve tahlil yaptırmak için hastanelere gidiyoruz. İnsan sağlığı konusunda titiz çalışmalar yürüten sağlık personelinin çabalarını görüyoruz. Hele hele pandemi döneminde sağlık çalışanlarımızı yere göğe sığdıramadık; ama dövmekten (!) de geri kalmadık. Bu kötü huyumuz halen devam etmektedir. Sağlık personelimiz çalışmaları sırasında bazı hoyrat kişilerin saldırılarına uğrasalar da, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları girişimlerden sonuç alamasalar da ettikleri yemine son derece sadık kalmaktadırlar.

    Tüm doktorlarımızın, hemşire, hasta bakıcı ve idari personelin Tıp Bayramı’nı kutluyorum. Hastalığa yakalanıp ömrümüzden gün kaybedeceğimizi sandığımız zamanlarda kaybedeceğimiz günleri yeniden elde edince değerinizi anlıyoruz. Sizlere vefalı davranamayanlarımız olabilir; ama vefalı söz edebilenimiz çoktur. Sizlere çok şey borçluyuz.

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam