Dört çocuk annesi bir kadın… İki buçuk saat süreyle işkence görüyor, 38 yerinden bıçaklanıyor. Herif (!), eşinin boğazını kesmek için mutfaktan bıçak almaya gidince kadın fırsatını bulup yaralı halde evden çıkıyor ve üst kattaki kardeşinin evine kaçıyor.
Sonra herif yakalanıp içeri atılıyor. Zavallı kadıncağız hastaneye kaldırılıyor ve dokuz gün süreyle hayata tutunmaya çalışmasına rağmen maalesef hepimize veda edip sonsuzluğa gidiyor. Bu yazı yayıma girene kadar da kaç defa kadınlara şiddet uygulayan adamlarla ilgili haberleri okuyacağımız da meçhuldür.
Bu cani ruhlu adam, dört çocuğu anasız bıraktı. Bir ocağı söndürdü. Türk toplumuna korku saldı. Türkiye’yi ve bizleri dış dünyada utanılacak duruma düşürdü. En önemlisi ise bir hayata son verdi. Bu toplumda şiddet mağduru kadınlar bir ölür bin doğar. Faili olan caniler, daha o dakikada insanlığın dışına itilmiş olur ve dört ayaklı konumuna düşer.
Koruma kime?
Bu cinayet serileri sürüp gidiyor. Mor evler, koruma polisleri, kaçıp adres saklamalar ve verilen cezalar etkili olmuyor. Hele bir de tutuksuz yargılanmak, elektronik kelepçe ile kontrol altına alınmak ve iyi halden istifade edebilmek gibi olgular var ya, faile adeta yeniden güç veriyor. Alınan bütün tedbirlere rağmen “Unutulanlara + 1” devam edeceğe benziyor.
Oysa böyle şiddete maruz kalan kadınlarımız bu ulusun asil köklerinden gelir. I. Bölümünü yayımladığımız Cumhuriyet öncesi kadınının nitelikleriyle Cumhuriyet dönemi kadınının nitelikleri örtüşür. Afrin operasyonunda kadınlarımızın gösterdiği şefkat, derin köklerle beslenir.
İstiklâl Savaşı yıllarında kahraman kadınlarımız
Aslen İzmirli olan ancak 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali üzerine Balıkesir’de çete teşkilâtına katılan Mustafa Necati, 13 Eylül 1921 Sakarya Zaferi’nden 30 Ağustos 1922 Zaferi’nin hemen öncesine kadar İstiklâl Mahkemesi Reisi olarak Kastamonu’da bulunmuştur. Anadolu köylerinde rastladıklarını şöyle anlatıyor Mustafa Necati:
“… Uzun ve gölgesiz yollardan kesintisiz bir alkışla harp meydanlarına giden yollarda zayıf öküzlerin çektikleri cephane yüklü arabalar ve bunların başlarında yanık yüzlü, çıplak ayaklı kadınlar, ihtiyarlar ve hatta çocuklar… Çok defa yolun kenarına çekilir, onların geçişini gözlerim yaşararak seyreder, kağnıların gıcırtılarını ilâhî bir musiki gibi dinlerdim…”
Yiğitlikle dolu bir başka sahneyi anlatırken de şunları söylüyor Mustafa Necati; “… Biz soğuktan titrerken tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce merhamet duygularım kabardı. Arkasına sardığı peştemalın içindeki ara sıra hıçkıran çocuğun üzerine niçin atmadığını sordum.”
---Üşümez misin sen? Bak çocuk donacak, yorganı örtsene!
---Kar sepeliyor. Millet malıdır, nem kapmasın evladım, dedi. Yorganın uçlarını iyice serdi. O zaman anladım ki, cephaneyi ıslatmamak için bu fedakârlığı yapıyor. Tabii ki sonra da merhametimden utandım.
Bir başka örnek
İnebolu’dan Kastamonu ve Çankırı yoluyla Ankara’ya harp malzemesi götüren “Kağnı Kolları”nda 1921 başlarında donanlar da olmuştur. Bu vakalardan en acısı Kastamonu’nun kapısı sayılan Kışla önünde bir kadının cephane yüklü kağnısı üzerine kapanmış halde ve donmuş olarak görülmesidir.
Şehre girmesi nasip olmayan bu mücahit kadının şose kenarında sabaha karşı donduğu anlaşılmıştır. Görüldüğü anda öküzlerin hâlâ geviş getirdiği; ancak arabadaki kıymetli yükü korumak için yorganı yükün üstüne seren bu genç kadının yorganın üzerine abanarak donmuş vaziyette bulunduğu görevliler tarafından tespit edilmiştir.
“Rıfat Çavuş, öküzleri koşarken Cemil Çavuş da şehidin üzerindeki karları süpürmüş ve her ikisi de gözyaşları dökerek kollarından ve bacaklarından tuttukları şehidi kaldırırlarken yorganın altından çığlığı basarak ağlayan bir çocuk sesi işitince şaşırmışlar ve şehit anayı yana çekip yorganı kaldırmışlar.
Otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş çulların içinde kundaklı bir kız çocuğunun donmak üzere olduğunu görmüşlerdir. Şehidin alaca önlüğü ve başındaki benli çar, göz önüne alınarak yapılan askeri araştırma sonunda Seydiler köyünden olduğu anlaşılmıştır…”
Be caniler, cahiller!
Afrin’e yapılan operasyon televizyon ekranlarında her cephesiyle gösteriliyor. Yörük teyzenin askerlerin yanına geldiğini ve beraberinde bir de koç getirdiğini görmediniz mi? Askerler sabaha kadar top atışı yapıyor, üşümüşlerdir diye gece uyku tutmadığını söylediğini duymadınız mı? Bugün mağdur ettiğiniz o kadınlar, dünkü kahraman kadınların çocuklarıdır, torunlarıdır. Siz onları nasıl mağdur edersiniz? Ne demek bilmem kaç yerinden bıçaklamak?
Erkek olmak cinsiyet belirtisiyle olmuyor, yürek ve yüksek bir tahammül gücü istiyor. Nice kadınımız size pabucunuzu ters giydirir yiğitlikte… Utanmaz herifler!