SON DAKİKA
reklam
reklam

Şiddet, virüsün mekanik olanı…

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Nisan 2026, Salı - 12:33   Okunma Sayısı:

 

    Kadına karşı şiddet devam ediyor. Şiddete karşı yasalarımız olsa da yasalarımızdaki boşluklardan istifade ediyor caniler, failler... Eşe karşı işlenen suçlar çocukların gözleri önünde cereyan edince hiç uygun olmuyor. Küçücük yaşlardaki çocukların psikolojisini bozmaya kimin hakkı var? Bu şekilde yasaları çiğneyen, aile ve toplum huzurunu bozan kişiler yakalansa da tutuklansa da kısa süre sonra serbest kalıyor.

    Bu kısa süre içinde toplumdan tecrit edilmek onun umurunda bile olmuyor. Sebebi ne olursa olsun cana kıyan bir insan cezaevine girince de tecrit edilmeli, hücre hapsine çarptırılmalıdır. Başkasına hayat hakkı tanımayanın hakkında böyle bir kısıtlama çok mudur? Her gün bir öğün falakaya yatırılsın, diyeceğim ama demokrasinin erdemi aklıma geliyor ve bu düşünceden uzaklaşıyorum 

 

Geçmiş dönemde virüs 

    Bugün yaşadığımız salgının farklı versiyonunu, ama en müthişini 1812 yılında yaşamışız. Hastalık büyük şehirde o kadar korkunç hal almış ki, padişahın emriyle sur kapılarına yerleştirilen gizli memurlar bir günde her kapıdan –şehir içinde gömülenler hariç- 50-60 ile 300 arasında cenaze çıktığını tespit etmişler. 

    Zamanın gümrük emini tarafından tanzim edilen bir belgeye göre 1,5 ay içinde İstanbul’da her gün 850-900 kişi ölmüş, ramazan ayında ise ölü sayısı 1200’e kadar çıkmış. Hastalığın en şiddetli hüküm sürdüğü semtler bilhassa ayaktakımının, bekâr taifesinin kalabalık olduğu Tahtakale Yemiş iskelesinden Bahçekapı’ya kadar olan sahil parçası, Galata ve Üsküdar olmuştur.

    Buralardaki bekâr odaları birer veba yuvası halindeymiş. Hükümet ilk tedbir olarak bu bekâr odalarını yıktırmakla işe başlamış… Bu mekânlar yıkıldıkça tüyler ürpertici manzaralarla karşılaşılmış. Ölenlerin çoğu ayakdaşları tarafından sokaklarda yıkanıp birer tahta parçası üzerine konularak götürülmüş.

    Yıkılan odalarda unutulmuş kokuşmuş yüzlerce ceset ortaya çıkmış. Bunların arasında işsiz gençler, fahişeler ve bu fahişelerin beşikteki çocukları görülmüş. Bahçekapı’daki bir sokak çok namlıymış, has manada bir batakhaneymiş, halk arasında “melek girmez sokağı” denirmiş.

Bu müthiş veba salgınından sonra Padişah II. Mahmut, bu sokakta bir cami yaptırmış ve adını “Hidayet Camii” koymuş…

 

Hırsızlık ve sarhoşluk

    İstanbul 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nin ardından 13 Kasım’dan itibaren işgal edilmeye başlanmıştır. Yokluk had safhadadır. Bunun beraberinde getirdiği toplumsal olaylar birbiri ardına gelmektedir. Fuhuş, dolandırıcılık, saldırganlık ve hırsızlık polis kayıtlarında sıkça yer almaktadır. Zanlılar ise Osmanlı polis gücüne her türlü direnişi gösterir.

    Hırsızlıktan maznun Koçioğlu Yani, İstanbul Polis Müdüriyetine sevk edilirken memurların arasından kaçarak Beyoğlu’nda Fransız jandarmalarının konuşlandığı bir binaya iltica eder. Teslim olması için yapılan çağrılara hakaretle karşılık vermiştir. 

    Bir Türk polisi, Langa’daki meyhanelerin birinde işret edip mahalle arasında silah atan dört Fransız askerini yakalayıp Langa karakoluna teslim etmiş. Daha sonra Fransız ve İngiliz polislerine bilgi verilmiş. İşgal gücünün polisleri, Türk polisinin Fransız askerlerine müdahale edemeyeceğini söylemişler. Türk Emniyet Teşkilâtı durumu protesto ederek Mütareke Komisyonu Riyasetine (Başkanlığına) yazıyla duyurmuştur.

    Karaköy’deki Aziziye karakolu personelinden bir kişiyle, karakol önündeki nöbetçiyi ve bir bahriye askerini dövüp yaralayan İngiliz, Avusturyalı ve Fransızlarla bunları almak için karakola hücum eden İtalyanlar hakkında gerekli işlemlerin yapılması konusunda işgal kuvvetleri komutanlığına yazı yazılmıştır.

1335 Martı’nın 30’uncu günü Salib-i Ahmer menfaatine düzenlenen baloya davetli rütbeli Yunan tabip ve sıhhiyye efradının Pendik’e gelmesi üzerine Rum ahalinin ve ayak takımının yapmış olduğu taşkınlıklar Pendik karakol efradı tarafından engellenmiştir.

 

Bugünkü ünlü semtlerin dünkü sicili

Rum gençleri de işgal ordularının askeri polis ve inzibat gücünden yüz bularak benzer olaylara yönelmişlerdir. Nişantaşı Ahmed Bey Sokağı’nda dört Rum delikanlısının nara attığı haber alınınca Teşvikiye Jandarma Karakol Kumandanlığı ve Nişantaşı Polis Memurluğunun tahkikata başlamış ve rapor düzenlemiştir.

İki Osmanlı zabiti eğlenmek amacıyla Beyoğlu’na gidip içki içmiş. Şişede durduğu gibi durmayan alkol, ülkenin birliği konusunda yemin etmiş olan iki zabitin birbirleriyle kavga etmesine neden olmuş. Kılıcını çeken subay, diğer subay arkadaşını yaralamıştır.

Düyun-u Umumiye kurulduktan sonra işgal kuvvetleri halka daha çok zulüm yapmaya başlamış. Bir olayı bahane eden İngiliz zabitleri (subayları) Kuruçeşme karakolundan aldıkları zabitlerle Duyun-ı Umumiye Memuru Mustafa Bey’in mahdumu (oğlu) Halim Bey’in evini basarak eşi Hikmet Hanımı götürdükleri raporlara yansımıştır.

Atikalipaşa, Akşemseddin mahallesinde oturan Ali oğlu Ahmed’in sarhoş olduğundan yolu şaşırarak Beşiktaş Saray-ı Hümayunu saltanat kapıları önüne gittiği ve nöbetçi askerin ihtarına uymadığı için Gazhane karakoluna teslim edildiği belirtilmiştir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam