SON DAKİKA
reklam
reklam

Kıvrak zekâlar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 6 Şubat 2018, Salı - 11:00   Okunma Sayısı:

Keçecizade Fuat Paşa (İstanbul 1815-Nice 1869)
    19’uncu yüzyıl başlarında Osmanlı devlet adamı ve şair olan Keçecizade İzzet Molla’nın (İstanbul 1785-Sivas 1829) oğludur. Osmanlı sadrazamlarından olan Fuat Paşa, 1835 yılında Tıbbiye’yi bitirmiştir. 
    Fuat Paşa, Sultan Abdülaziz devrinin ünlü simalarının başında gelir. Bu dönemde 22 Kasım 1861-5 Ocak 1863 ve 1 Haziran 1863-4 Haziran 1866 tarihleri arasında iki kez sadrazamlık (4 yıl 1 ay 17 gün) yapmış, beş kez de hariciye nazırlığı görevini yürütmüştür. 

Nüktedan devlet adamı
    Dışişleri Bakanı (hariciye nazırı) olarak Avrupa’ya giden Keçecizade Fuat Paşa, değişik ülkelerin devlet adamları ve dış temsilcileriyle biraraya gelir. Bir akşam davet edildiği seçkin toplulukta çokbilmiş kişilerden biri, hiç gereği olmadığı halde Türkleri küçümsemeye kalkan sözler eder:

    ---Ben Osmanlı ülkesinde bulunduğum dönemde Türklerin tek kap’tan ve hep birlikte yemek yediklerini gördüm, der.
   Kıvrak zekâsıyla bu konuşmadaki tahkir edici, alaycı ve tırmalayıcı göndermeyi yakalayan Keçecizade Fuat Paşa, bu diplomat bozuntusuna daha ağır bir cevap vermek gerektiğini düşünür. Bir süre sonra anısını anlatmaya başlar:
   ---Ben çocukluğumda zaman zaman dedemin çiftliğine giderdim. Akşama doğru çoban, kırlarda otlattığı sürüyü ağıla getirir, koyunları içeriye sokardı. Yemleri önceden hazırlanmış yemlikte hepsi birden yemeklerini yerler, yalaktan sularını içerlerdi. Köpekler ise ayrı kaplarda yemek yerlerdi; çünkü aynı kap’tan yedikleri zaman hırlaşır ve birbirleriyle dalaşırlardı, der.
    Aslında hazırcevap olabilmek biraz da kendi insanını tanımaktan, Anadolu’yu gezmek ve Türk adetlerini bilmekten geçiyor galiba?  

Fuat Paşa Camii
    Cami, Uzun Şuca mescidinin yıkıntıları üzerine Sadrazam Fuat Paşa tarafından sekiz köşeli olarak yaptırılmıştır. Kâgirden tek kubbeli ve sekiz köşe olan Fuat Paşa Camii, 100 m2’lik bir iç alana sahiptir. Büyükçe yapılmış pencereleriyle dikkati çeker.
    Cami içine nesihle yazılmış bir levhada mescidin, Fatih’in Şatırı Uzun Şuca’ya ait olduğu, Fazlı Paşa’nın Debboyhane Camii mihrabı önünde medfun bulunduğu belirtilmiştir.

Edebiyatçı Yusuf Ziya Ortaç
    Yusuf Ziya Ortaç, 1960 yılında yayımlanan edebiyat anıları “Portreler”inde Hüseyin Cahit Yalçın (1874-1957)’ı şöyle anlatıyor:
 ---Baba maşallah ne güzel dişlerin var?
    ---Neyleyim yiyecek bir şey bulamadıktan sonra!
    Hüseyin Cahit Yalçın, “Falcı” adlı kitabında Süleymaniye camisinin avlusunda bir askerin falına bakan falcıyı anlatır. Belediye çavuşu falcı için askere,
    ---Seni aldatıyor, paranı alıyor.
    ---Ziyanı yok, alsın… Memleketten haber veriyor ya!
  Bir de bizim kültürümüzün dışından örnek vereyim. Bu örnek “Bilgi küpü” diyebileceğimiz türden…

John von Neumann
28 Aralık 1903’te Macaristan-Budapeşte’de doğmuştur. Altı yaşındayken sekiz basamaklı sayılarla işlem yapmaya başlamıştır. Sınıf arkadaşları onun matematik başarılarından ziyade fotoğraf makinesi gibi işleyen belleğinden etkilenmişlerdi.
Bir öğleden sonra onun telefon rehberini eline alıp birkaç sayfasına göz attığını ve isimleri, adresleri ve telefon numaralarını aklından ezbere söylediğini hayretle seyretmişlerdir. 10 yaşına geldiğinde ise, öğretmenleri, von Neumann’ın 46 ciltlik Alman Tarihi’ni okuduğunu ve sonra Macar askeri liderleriyle eseri ayrıntılı biçimde tartıştığını görmüşlerdir.
Von Neumann 23 yaşındadır. Budapeşte üniversitesinden doktorasını almış, 1926-1930 arasında Almanya’da üniversite hocalığı yapmıştır. Kuantum gibi derin bilim alanına girmiş, matematik ve bilgisayar çalışmalarıyla ün yapmıştır.
1955 yılında Atom Enerjisi Kuruluna atanmış ve aynı yıl ödül almıştır. 1957 yılına kadar birçok çalışmalara imza atmış, atom bombası, nükleer reaktörler ve ilk bilgisayar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Çalıştığı ortamların radyasyon içermesi nedeniyle kanser hastası olmuş ve 1957 yılında kanserden ölmüştür.
Görüyorsunuz ya, bilim insanı olmanın bir maliyeti bir de sonucu var. Nükleer fizik konusundaki araştırmaları keşke atom bombası şeklinde insanlığın aleyhinde değil de tamamen tıp alanında ve insanlığın hayrına kullanılmış olsaydı!

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam