Dün ve bugün yaşananlar, sadece bir haber değil; bir ülkenin kalbine düşen ateş. Okul dediğimiz yer, çocukların en güvenli olması gereken yerdi. Hayallerin kurulduğu, dostlukların başladığı, öğretmenlerin sevgiyle yol gösterdiği bir yuvaydı. Ama şimdi… o sıralar, o koridorlar, o bahçeler acıyla anılıyor.
Kaybettiğimiz her çocuk, yarım kalmış bir hikâye. Daha söylenecek sözleri vardı, büyüyeceklerdi, hayal kuracaklardı. Bir öğretmenin gözlerindeki umut, bir öğrencinin defterine yazdığı ilk cümle… Hepsi bir anda sustu. Bu sadece bir kayıp değil; geleceğimizden koparılan parçalar.
Bir öğretmen düşünün… Belki son anında bile öğrencisini korumaya çalıştı. Çünkü öğretmenlik sadece ders anlatmak değildir; kalpten bir bağlılıktır. Ve bugün, o fedakârlıkların karşılığını acıyla anıyoruz.
Bu acının tarifi yok. Anne babaların yüreğindeki boşluk, hiçbir kelimeyle dolmaz. Bir çocuğun odasında kalan oyuncaklar, yarım kalan ödevler, geri gelmeyecek bir “anne” sesi… İşte en büyük gerçek bu.
Ama şunu da unutmamak gerekiyor: Bu acıyı sadece yaşayıp geçemeyiz. Hatırlamak zorundayız. Unutursak, aynı karanlık tekrar gelir.Yetkili kurumların gerekli önlemleri almaları gerekmektedir. Daha güvenli okullar, daha dikkatli bir toplum, daha güçlü bir dayanışma kurmak zorundayız.
Bugün yas tutuyoruz. Sessiziz. Kırgınız. Ama aynı zamanda birbirimize daha çok sarılmamız gereken bir gündeyiz.
Çünkü kaybettiklerimizi geri getiremeyiz… ama onların anısını yaşatabilir, bir daha böyle acılar yaşanmaması için ses olabiliriz.
Başımız sağ olsun.