SON DAKİKA
reklam
reklam

Kimler suçlu?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Şubat 2018, Çarşamba - 11:00   Okunma Sayısı:

Bireyler
Kadıköy’de 28 yaşında bir zanlı… Yanından geçen liseli kıza yumruk atıyor ve yürümesine devam ediyor. Yakalanıp mahkemeye sevk ediliyor, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Akşamüzeri yeniden tutuklanıyor. İfadesini okumak isterdim. Diğerleri gibi olduğuna hiç şüphem yok. İçimden bir ses aniden “vur” dedi, nasıl oldu anlayamadım vs…
Sevgili okuyucular, ne yazık ki toplumumuzda ruh hastalarıyla birlikte iç içe yaşıyoruz. Otobüste, trende, vapurda kütüphanede sözün kısası nerde olursa olsun bu kişilerle birlikte bulunuyoruz. Her türlü naneyi yiyebilecek yapıdaki insan taslaklarına takılan muteber sıfat (!) ise meczuptur. Sepetinde pamuk olmayan bu türler, Atatürk heykelleri başta olmak üzere genç kızlara, hanımlara ve yaşlı insanlara saldıracak kadar güçlüdür.
Yakalanır ve mahkemeye sevk edilirler. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırlar. Konu, sosyal medyada, kamuoyunda tartışılır ya da bir bakan tarafından takip altına alınır, yeniden tutuklanır. Mahkemelerin aldığı bu tavırlar, adalet mekanizmalarına karşı halkın güvenini sarsmaktadır.
Size bir şey daha söyleyeyim mi, bu kişilerin ehliyetleri vardır, araç kullanırlar. Pasaport için müracaat edenleri vardır. Kulüp üyeliği olanlar vardır. Yakalandıklarında aklen malûl oldukları, ehliyetli olmadıkları, raporu olduğu gibi konulara sarılırlar. Bu vesikaların hemen iptal edilmesi gerekir. Meczuplar, belli bir süre toplumdan tecrit edilerek tedaviye tabi tutulmalıdır.
Dolayısıyla birey suçludur, suç bireydedir.
Topluluklar
Terör örgütünün Irak’ın kuzeyindeki kamplarına giden yabancı gazetecilerin verdikleri haberlere göre örgüt elemanları arasında İngiliz, Fransız, Suriyeli ve Alman militanlar vardır. Acaba bunların da mı Güneydoğu Anadolu insanımız gibi ekonomik sıkıntıları var veya refah seviyeleri düşüktür? Ne işleri var ülkelerinden kilometrelerce uzaklıktaki dağlarda? 
Dağa çıkışın tamamen önlendiğini ve yurt içinden örgüte hiç katılım olmadığını düşünsek bile dış ülkelerden gerçekleşecek katılımlar için ne gibi önlemler almamız gerekir?
Son zamanlarda ele geçen yabancı menşeli silah, mühimmat ve uyuşturucu maddenin toplam değeri milyonlarca dolarla ifade edilmektedir. Irak topraklarına geçen ve çeşitli malzeme götüren Türk TIR şoförlerinin tehdit ve şantajla örgüt militanlarına verdikleri malzemeler de vardır mutlaka. 
Kürtleri temsil ettiğini söyleyen terör örgütü, dış destekli personel ve malzeme yardımlarıyla ve Kürt halkını katletmesiyle uluslararası bir taşeron örgüt, yani tetikçi durumuna düşmüştür. 
Burada teröre destek verenler suçludur.
Hepimiz
Yasaları delme, vergi kaçırma, imar mevzuatını zorlama, kaçakçılık yolsuzluk ve usulsüzlük yapma gibi konulara günün her saatinde tanık oluyor veya bilerek bilmeyerek katkı da sağlıyoruz. Kaçak sigara satışı yapanlara zabıta müdahale edince toplumdan bazı kişiler müdahale ediyor. Bu davranış, kaçakçılığa yeşil ışık yakmak ve vergi kaçağına sebep olmak değil midir?
Gecekondu yıkımlarında taşla sopayla karşı koyma sahnelerini izliyoruz. Belki çoğumuzda vicdanî hislerin kabarmasına da yol açıyordur. Esasen bu yapılara müsaade edenlerin vicdan azabı çekmeleri gerekir. Kalfa bilgi ve tecrübesine dayanan, dere kumuyla yapılan ve demirinden çalınan binaların depreme karşı koruyuculuğunu söyleyebilir miyiz? Bu davranış imar yasalarını ve mevzuatı zorlayıcı nitelikte değil midir?
Burada da toplum suçludur. Daha doğrusu hepimiz suçluyuz. 
Suçluluk içindeyiz
Yukarıdaki örneklere doğanın kirletilmesi, ağaç katliamı, hayvanlara sevgisizlik, katkılı gıdalar, ilaç vurgunları vb daha sayacağımız çok usulsüzlük ve yolsuzlukla yaşayan bir toplum nereye kadar gidebilir?  Ailede ve okullarda başlatılmalıdır ahlâk eğitimi…
Diğer yandan yasaklamalar, kısıtlamalar ve zorlamalar da yeni tepki alanları oluşturmakta ve kişileri suç işlemeye itmektedir. Özellikle ölümlü olaylarda mahkemelerce verilen “tutuksuz yargılanmak üzere kontrollü salıverme” kararları mağdur taraflarda bir kin ve hınca neden olmaktadır.
Herkes empati yaparak böylesi bir kararın mağduru olduğunu düşünmeli ve nasıl tepki ortaya koyması gerektiğini düşünmelidir. Eşini döven hatta öldüren, daha çağdaş ama yaptırım gücü yüksek ve derece derece giderek artan ceza sistemi üzerinde çalışılmalıdır.
Toplumumuzda ruh hastalarıyla, meczuplarla, şiddete eğimli kişilerle yaşamak hepimizin ruh yapısını bozuyor. Üniversitelerimiz artık bu kişileri sınıflandırma veya yıllara göre karşılaştırma yapma yerine tedbirler üretmelidir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam