SON DAKİKA
reklam
reklam

Bir avuç düşünce -II-

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 29 Nisan 2026, Çarşamba - 12:48   Okunma Sayısı:

Tabiat, yüce Tanrı’nın bahşettiği nimetleri bizden mi esirgiyor yoksa bilinçsizce kestiğimiz ağaçlar, kuruttuğumuz göl ve göletler, taşlaştırdığımız verimli topraklar bizden öç mü alıyor? Şu son altı ay içinde yakılan ormanlarımızı, içlerinde heba olup giden kuş yumurtalarını, böcek, kertenkele, tavşan, yabani keçi gibi hayvanlarımızı, kurumalarına sebep olduğumuz Salda ve Tuz Gölü’müzü, denizlere adeta boyalı su taşıyan nehirlerimizi düşünebiliyor musunuz?

    Emekli olduğum 1998 yılında başlamıştım yazmaya… 2003 yılında İstanbul için deniz suyundan tatlı su üretecek tesisler kurulmasını yazmıştım. En azından ikinci kalite ve kullanma suyu olarak hastanelere verilebilirdi. Şimdi barajların durumu da ortada… Bakalım ne olacak? 

 

***                              ***                             ***

    Hatalı basılan paralara değerinin çok üzerinde fiyat isteniyormuş. Biriktirenlere tavsiyem: Uğraşmayın bu işlerle. Aslı ne işe yarıyor ki, eksik harf veya figürlü olanı ne işe yarasın?

 

***                              ***                             ***

 

    Her akşam uyku makinesinin karşısına geçiyoruz. Günün yorgunluğunu, hayat şartlarının ağırlığını yaşayan bizler, siyasilerin gereksiz üfürme ve palavralarını dinliyoruz. Bu yetmiyormuş gibi bir de yine her akşam aynı kişiler tartışma programlarına çıkartılıyor. 

   Türkiye bu kişilerin ürettikleri fikirler doğrultusunda mı yol almaya itiliyor? Neden bu memleketin çocukları olan işçi, köylü, sanatkâr, esnaf veya öğrenci kitlesinden birer kişi çıkartılmıyor? Bu yöntem elbette bir farklılık yaratacak, programa renk katacaktır.

 

***                              ***                             ***

 

Birçok kanalda güç ve karizma sağladığı imajıyla kara sakallı, kara gözlüklü, dazlak kafalı, siyah arabalı tiplerin oynadığı diziler sunuluyor. Bıçaklı, sopalı, silahlı saldırılar, göz yaşı, acılar, ayrılıklar neyin nesidir? Bunlara özenenlere, bunları tebrik edenlere ne demeli?  

 

***                              ***                             ***

 

    Türkiye üzerine oynanan oyunlar ve baskılar hiçbir zaman bitmez ve bitmeyecektir de. Daha düne kadar her çeşit entrika taşeron terör örgütleri vasıtasıyla daha küçük alanlarda yaptırılırken şimdi alan genişledi. Doğu Akdeniz’den Libya’ya kadar uzandı. 

    Konu, küçük alanda terör örgütleri çapından çıkarak daha geniş alanlara ve dolayısıyla taşeron devletlere –İsrail ve Yunanistan- verilen ihalelere dönüşmüştür. Bu yapı, ülkemizi çok tehlikeli sonuçlara götürür. Yunanistan ile 1984’ten beri uğraşan Türkiye, şimdi bir de İsrail ile uğraşacaktır.   

 

***                              ***                             ***

 

Maden çıkarılması için hükümetin yerli ve yabancı firmalara tanıdığı haklar ve imtiyazlar köylümüzün kentlimizin infiale kapılmasına yol açıyor. Toprak sahiplerinin karşısına jandarma veya polis çıkarılıyor. Gereksiz itiş kakış, slogan atma veya güvenlik güçlerine direnme şeklinde tepkiler ortaya çıkıyor. 

Masa başında karar verilmeden, toprak sahipleri bilgilendirilmeden veya ikna edilmeden araziye girilmesi, mahkeme kararlarına rağmen kazı veya ağaç kesme işlemlerinin pervasızca 

 

***                              ***                             ***

 

sürdürülmesi hukukun çiğnenmesi olduğu gibi Batı dünyasında Türkiye algısının zedelenmesine de yol açmaktadır. 

 

***                              ***                             ***

 

    Bu ülke son yıllarda mebzul (bol) miktarda meczup, kadın düşmanı ve namus bekçisi yetiştirmeye başladı. Çöplük ya da gübreli alanlarda yetişmenin bünyelerinde yarattığı pis koku ve çirkin görüntüler ruhlarının kararmasına, kafalarının iyice örümceklenmesine neden olan bu insan müsveddeleri, bizleri Batı’nın nazarında ve insan hakları konusunda küçük düşürmektedir.

    Ayrılmayı bir kurtuluş olarak gören genç anne, böylesi bir herifle aynı yastığa baş koymak zorunda kalıyor; ama hayatı bu cani adamın kötü niyetiyle son bulmuş oluyordu. Kendisine gaipten sesler geldiğini iddia eden kahraman (!) meczup, Atatürk heykeline saldırmak, onun şeceresine dil uzatmak veya milli törenleri sabote etmekle zafer kazandığını zannediyor. Bu kafada olanların bir değişik versiyonu ise gece çalışması yaparak heykellere zarar veriyor.

 

***                              ***                             ***

 

Bir de namus bekçileri var; kamuya açık yerlerin temsilcisi olduğunu iddia eden keramet sahipleri… Özellikle kamu görevi yürütenler, hanımların kıyafetine, kızların gece dışarıda kalma saatlerine ve davranışlarına karışmak suretiyle ulvi bir görevi yerine getirmiş olmanın (!) hazzını yaşıyorlar. Ne zaman ki, halk tepki gösteriyor ya da polis yakalarına yapışıyor, o zaman emir kulu ve masum birer kişi olduklarını söylemeye, yanlış anlaşıldıklarını izah etmeye başlıyorlar. 

    Çok merak ediyorum, bu namus bekçisi kişiler acaba -dinimizin bütün kurallarını bir kenara koyalım- hak konusunda riayetkâr mıdır? Örneğin; mesaisi 17.00’de bitiyorsa amirinin yokluğunu fırsat bilip 16.30 veya 16.45’te tüyer mi?

    Şimdi bütün iş yerlerinde görev tanımları hazırlanmış, görev talimatı şeklinde kişilere dağıtılmış ya da iletilmiştir. Asıl görevin güvenlik olduğu bir yerin görev tanımında dekolte kıyafetle parka girilemeyeceği de yazılmış mıdır?

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam