Bir un değirmenini hayal edin.Eleğin üstünde bembeyaz un kalırken, altına "kepek" dediğimiz o kahverengi kısım dökülür.
Çoğu zaman hayvan yemi olarak görülen, kilosu birkaç liraya satılan bu "yan ürün", aslında içinde bir servet saklıyor.
Biz o kepeği ucuza satarken; Avrupalı bir kozmetik markası, o kepeğin içindeki yaşlanma karşıtı molekülü çıkarıp binlerce liralık serumlara dönüştürüyor.
Biz ise o "kapsüllenmiş" mucizeyi dışarıdan dövizle geri alıyoruz.
Mesele sadece buğday değil; narenciyenin kabuğu, zeytinin yaprağı, domatesin posası...
Hepsi aslında birer "molekül madeni."
Hammaddeyi sadece karın doyuran bir gıda olarak değil, yüksek teknolojiyle işlenen bir değer olarak gören ülkeler, son 20 yılda milyar dolarlık yeni endüstriler kurdular.
İspanya'da skiden budanan zeytin dalları ve yaprakları yakılırdı.
Bugün İspanyollar, yapraktaki kalp dostu "oleuropein" maddesini ayrıştırarak ilaç ve takviye edici gıda devine dönüştüler.
Italya'da şarap üretiminden artan üzüm posası ve çekirdekleri, bugün İtalyan kozmetik sanayisinin temel taşı.
Üzümün içindeki güçlü antioksidanlar, bugün dünyaca ünlü kremlerin ana bileşeni.
Holland'da patates işlenirken ortaya çıkan nişastalı yıkama suyu eskiden bir atık sorunuydu.
Hollanda, bu sudan saf protein çıkarmayı başardı ve bugün vegan gıda pazarı için dünya lideri bir hammadde tedarikçisi konumuna geldi.
Brezilya'da sadece şeker üretmekle kalmadılar; kamışın liflerinden ve yan ürünlerinden biyoplastik üreterek, bugün içtiğimiz su şişelerinin ham maddesini "topraktan" karşılayan bir sanayi kurdular.
Türkiye bugün un ihracatında dünya şampiyonu, ancak içindeki değerli molekülleri çıkarmada henüz yolun başında.
İhtiyacımız olan şey, tarımsal atığa "çöp" değil, "hammade" gözüyle bakmak.
Ardışık işleme dediğimiz yöntemle; yani bir ürünü sadece bir kez değil, her bir bileşeni ayrılana kadar defalarca işleyerek, tarladaki katma değeri 100 katına çıkarmak mümkün.
Gelişmiş dünyanın 20 yıl önce geçtiği bu yoldan biz de geçebiliriz; çünkü ihtiyacımız olan her şey zaten toprağımızda, posamızda ve hatta elediğimiz o "kepek"te fazlasıyla var.