SON DAKİKA
reklam
reklam

TÜRKİYE’DE İFLAS VE KONKORDATO ARTIŞI

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 5 Mayıs 2026, Salı - 12:16   Okunma Sayısı:

Türkiye ekonomisi 2026 yılına girerken kırılgan dengelerin gölgesinde ilerlerken, yılın ilk 120 gününe ilişkin iflas verileri adeta alarm zillerini çaldı. Konkordato ve iflas başvurularında yüzde 29’luk artış, sadece rakamsal bir yükseliş değil; aynı zamanda reel sektörün içinde bulunduğu sıkışmışlığın güçlü bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik aktivitenin kalbi sayılan KOBİ’lerden büyük ölçekli işletmelere kadar geniş bir yelpazede yaşanan bu çözülme, finansal istikrar açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tabloyu ortaya koyuyor.

Ekonomik verilerin açıklanmasında referans alınan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) doğrudan iflas verisi yayımlamasa da ticaret sicil kayıtları ve mahkeme verileri üzerinden yapılan analizler, şirket kapanmalarında ve mali darboğazlarda belirgin bir artış olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle yılın ilk dört ayında görülen bu hızlı yükseliş, ekonomik sistemin stres altında olduğuna işaret ediyor.

MALİYET KISKACI VE FİNANSMANA ERİŞİM SORUNU

İflaslardaki artışın arkasında yatan temel nedenlerden biri, üretim maliyetlerindeki sürekli yükseliş. Enerji fiyatları, hammadde maliyetleri ve işçilik giderleri işletmelerin kâr marjlarını ciddi şekilde daraltmış durumda. Buna ek olarak, finansmana erişim koşullarının zorlaşması, şirketlerin nakit akışını yönetmesini daha da güçleştiriyor.

Faiz oranlarının yüksek seyri, krediye ulaşmayı zorlaştırırken; bankaların risk iştahındaki azalma da özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) kredi kanallarını daraltıyor. Bu durum, zaten kırılgan olan şirket bilançolarını daha da zayıflatıyor ve iflas riskini artırıyor.

TALEP DARALMASI VE İÇ PAZARDA DURGUNLUK

Ekonominin bir diğer önemli sorunu ise iç talepte yaşanan zayıflama. Yüksek enflasyonun alım gücünü aşındırması, tüketici harcamalarını sınırlıyor. Özellikle dayanıklı tüketim malları ve inşaat sektöründe gözlenen talep daralması, bu alanlarda faaliyet gösteren firmaların gelirlerini önemli ölçüde düşürüyor.

İç pazarın daralması, ihracata yönelimi artırsa da küresel ekonomideki yavaşlama ve dış talepteki belirsizlikler, şirketlerin bu alanda da rahat bir nefes almasını engelliyor. Dolayısıyla firmalar hem içeride hem dışarıda sıkışmış bir ekonomik ortamda faaliyet göstermeye çalışıyor.

SEKTÖREL AYRIŞMA: EN FAZLA DARBEYİ KİMLER ALDI?

İflas artışının sektörlere göre dağılımına bakıldığında, en büyük darbenin inşaat, tekstil ve perakende sektörlerinde yaşandığı görülüyor. İnşaat sektörü, artan maliyetler ve azalan konut talebi nedeniyle ciddi bir durgunluk içinde. Tekstil sektörü ise hem iç talep daralması hem de ihracat pazarlarındaki rekabet baskısı nedeniyle zor günler geçiriyor.

Perakende tarafında ise özellikle küçük esnafın ayakta kalmakta zorlandığı dikkat çekiyor. Zincir mağazalar ve e-ticaret platformları karşısında rekabet gücünü kaybeden geleneksel işletmeler, artan kira ve işletme maliyetleri nedeniyle iflasın eşiğine geliyor.

KONKORDATO BAŞVURULARINDA SIÇRAMA

İflas sürecine girmeden önce şirketlerin başvurduğu konkordato mekanizmasında da ciddi bir artış söz konusu. Konkordato, firmalara borçlarını yeniden yapılandırma imkânı tanısa da bu başvuruların artması, aslında sistemdeki finansal stresin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle son dönemde mahkemelere yapılan konkordato başvurularındaki yoğunluk, işletmelerin borçlarını çevirmekte zorlandığını açıkça ortaya koyuyor. Bu durum, bankacılık sektörü açısından da potansiyel riskler barındırıyor.

ZİNCİRLEME ETKİ: İFLASLAR EKONOMİYİ NASIL ETKİLİYOR?

İflasların artması yalnızca ilgili firmaları değil, tedarik zincirindeki diğer işletmeleri de doğrudan etkiliyor. Bir şirketin iflas etmesi, ona mal ve hizmet sağlayan birçok işletmenin de tahsilat sorunları yaşamasına neden oluyor. Bu durum, domino etkisi yaratarak ekonomik daralmayı daha da derinleştiriyor.

Ayrıca artan iflaslar, istihdam üzerinde de ciddi baskı oluşturuyor. İşletmelerin kapanması veya küçülmesi, işsizliği artırırken; bu da iç talebi daha da zayıflatıyor. Böylece ekonomi, kısır bir döngü içine giriyor.

POLİTİKA TEPKİSİ: NE YAPILMALI?

Ekonomistler, iflaslardaki artışın önüne geçebilmek için kapsamlı politika adımlarının atılması gerektiğini vurguluyor. Öncelikle finansmana erişimin kolaylaştırılması, KOBİ’lere yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve vergi yüklerinin dengelenmesi gerektiği ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra, üretim maliyetlerini düşürücü yapısal reformlar da büyük önem taşıyor. Enerji maliyetlerinin azaltılması, yerli üretimin teşvik edilmesi ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi, işletmelerin dayanıklılığını artırabilecek önemli adımlar arasında yer alıyor.

SONUÇ: ERKEN UYARI MI, DERİN KRİZİN HABERCİSİ Mİ?

Yılın sadece ilk 120 gününde yaşanan yüzde 29’luk iflas artışı, Türkiye ekonomisi için güçlü bir uyarı sinyali niteliğinde. Bu tablo, geçici bir dalgalanma mı yoksa daha derin bir ekonomik sorunun habercisi mi sorusunu gündeme getiriyor.

Önümüzdeki dönemde atılacak adımlar, bu sorunun yanıtını belirleyecek. Eğer gerekli önlemler zamanında alınmazsa, iflas dalgasının daha geniş kesimlere yayılması ve ekonomik büyüme üzerinde kalıcı hasar bırakması kaçınılmaz olabilir. Ancak doğru politikalar ve etkin müdahalelerle bu sürecin yönetilmesi ve ekonominin yeniden dengelenmesi de mümkün görünüyor.

Türkiye ekonomisi, şimdi kritik bir eşikte bulunuyor. Bu eşiğin hangi yöne geçileceği ise hem politika yapıcıların hem de piyasa aktörlerinin alacağı kararlarla şekillenecek.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam