Bize rahat vermezler. Güneydoğuda Kuzey Irak, Kerkük ve Musul; güneyimizde Hatay sorunu… üzerimizde kara bulut olarak tutuluyor. Buralardaki etnik yapı bozuldu. Bölgedeki savaşların ve anlaşmaların müsebbibi İngiltere, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ihaleyi ABD’ye vermiştir. Amerika ise bugün Kürtlere önemli oranda destek veriyor. Fransa, Lübnan’a ve güney illerimize ilgisini hiç kesmiyor.
- ABD’nin ilhak hevesinden sonra Fransa da Grönland’da konsolosluk açacakmış.
Demokrasi havarisi iki ülke (!) tekrar buluşuyorlar galiba?
- Fransızlar Kürtçülük kışkırtmalarını Suriye’den yürütmüşlerdir. Kışkırtmalarının dozunu
arttırdıkça olaylar patlama noktasına gelmiştir. Geçim darlığından bunalan yoksul halkın bir bölümü, bazı aşiret reisleri ve ağalarla Seyit Rıza’ya katılmışlar ve 21 Mart 1937’de başlattıkları ayaklanmayı aralıklı olarak devam ettirmişlerdir.
- Şimdiye kadar Türklerle Kürtlerin arasına sokulmaya çalışılan nifak ve kin tohumları,
sırasıyla Alevi-Türk ya da Alevi-Sünni çatışması yaratılmak üzere serpiştirilmekte, talihsiz beyanlarla dinler arası sürtüşmeye vardırılmak istenmektedir. Tarihçilerimizin konuyu çok boyutlu olarak ele almaları ve halkımızı aydınlatmaları bence en doğru olanıdır.
Politikacılarımıza gelince: Bırakın bir kesimi kendi tarafınıza çekmeyi, biz kardeşlerimizle diz dize oturalım!
- Avrupalı siyasetçiler Hristiyanlık temeline dayanan konuşma yaparak İslamofobi’yi öne
çıkarıyorlar. Bu durumda İslam inancını küçümsemiş oluyorlar. İsrailli asker de Hz. İsa heykelini tahrip ederken resmi var. Bunun tersini de siyasetle uğraşan bizim insanımız yapıyor. Bunu her dinde mezheplere, tarikatlara kadar indirgeyebiliriz. Karşıtlık yaratmaya gerek var mı?
- Trump, İran açıklarına koca donanmayı yığdı. İran da kendi birliklerini çeşitli yerlerde
farklı şekilde konuşlandırdı. Şimdi anlaşmaya varıldığı veya varılacağı söyleniyor. ABD’nin yaptığı bu kadar yığınaklanmanın ve konuşlanmanın kamu zararını kim ödeyecek, sorumlulardan hesap sorulacak mı?
Rus yazar Mihail ŞOLOHOV (1905-1984), “Amerikalı Dostlara Mektuplar” başlıklı yazısında,
“Eski kayıtlar, Hunların, Moğolların ve öteki vahşi kabilelerin kanlı saldırılarından söz eder. Bunların hepsi bize karşı Alman Nazilerinin giriştiği mezalim karşısında sönük kalır” demiştir.
Orantısız güç günümüzde iki ülkenin bir ülkeye acımasız şekilde saldırmasıyla tezahür etmektedir. Elin oğlu 500 kg’lık bombaları kilometrelerce uzaktan atıyor.
Bizdeki demokrasiden de bir örnek
Vatandaşlar, halkın içine çıkan siyasilere soru soruyorlar, ama cevap alamıyorlar. Ya susturuluyorlar ya da vatandaş konuşurken onu susturmak için konuşma ihtiyacı hissediyorlar. Önem çıkan sözcükler: “Provokasyon yapma, sen git ağa babaların gelsin, sen görevli olarak mı gönderildin?”
“Siz konuşurken ben sizi dinledim, müsaade edin de ben de konuşayım.” (Aslında televizyonlara her gün çıkıp konuşanlar onlar değil mi, gazetelerde demeçleri çıkan onlar değil mi?) Provokasyon yapıyorsunuz! (Şimdinin modasıdır bu kelime). Sonunda vatandaş “sorumlusu sizsiniz” diyor ve hakkını helâl etmiyor.
Bir şirkete bile eleman alınacağı zaman kişi iğnenin gözünden geçiriliyor, daha önce çalıştığı yerler referans olarak isteniyor ve bazı yerlerde teste alınıyor. Devlet sektörüne bakın, liyakat ve ehliyet yerine tavassut, torpil, kayırma ön plana çıkıyor. Hazineyi zarara uğratanın yaptığı yanına kâr kalıyor. Hesap sorma yok… Ha cezalandırma deniyorsa “Nasıl olsa önümüzde seçim var, halk seçmez cezalandırmış olur” deniyor. Seçilmeyecek ama yaptıkları yanına kalacak (?). Oh ne güzel!
Orantısız güç
Osmanlı döneminde İstanbul’un mahalleleri çoğunlukla ahşap yapılara sahiptir. O güzelim köşkler, konaklar yangınlarda kül olur gidermiş. Şimdi yüzyılı doldurmuş ve çağ değiştirmiştik. Artık mahalleler değil şehirler, koca koca tesisler, petrol kuyuları yerle bir edilmektedir.
Ne kadar haklıymış Einstein, son dünya savaşının ok ve yayla yapılacağını söylemekle…
Eskiden “oluklu demir çıktı” yiğitlik öldü, derlerdi. Hatta Rumeli yakasındaki bir külhanbeyi ile Anadolu yakasındaki bir külhanbeyi dost imişler ve zaman zaman iş birliği de yaparlarmış. Bir gün Rumeli tarafındaki Külhanbeyi kavgaya karışmış ve bir sandalyeyi kaparak hasmına vurmuş yere düşürmüş.
Bu olayı duyan Anadolu yakasındaki külhanbeyi bu arkadaşıyla konuşmama kararı almış. Bir gün Levent bölgesinde dolaşırken bu arkadaşını görmüş. Selam vermeden geçince külhanbeyi sebebini sormuş.
---Sen orantısız güç kullanmışsın, diyerek cevap vermiş. Bir daha seninle görüşmem…