Bazen durup kendime şu soruyu soruyorum:
“En son ne zaman gerçekten kendimi düşündüm?”
Cevabı çok iç açıcı olmuyor çoğu zaman. Çünkü biz kadınlar, özellikle de hayatın içinde birçok rolü aynı anda taşımaya çalışanlar… Kendimizi hep bir tık geriye atmaya alışmışız. Eş, çocuk, ev, iş… Her şey bir şekilde yoluna girsin diye uğraşırken, kendi içimizi ihmal etmeyi normal sanmışız.
Ama şunu fark ettim:
Ben iyi değilsem, hiçbir şey gerçekten iyi olmuyor.
Uzun zamandır zihnimde dönüp duran bir mesele var; “önce ben” diyebilmek. İlk duyduğumda bana da biraz bencilce gelmişti. Hatta içimden “ben öyle biri değilim” dediğimi hatırlıyorum. Ama mesele bencillik değilmiş. Mesele, kendini yok saymadan var olabilmekmiş.
Çünkü kendine şefkat göstermeyen biri, farkında olmadan kendine en çok zarar veren kişi oluyor. En ağır eleştirileri kendimize yapıyoruz. En acımasız yargıyı kendimize uyguluyoruz. Sonra da dış dünyanın bizi anlamasını bekliyoruz.
Bir de şu var… Zihnimiz sandığımız kadar masum değil. Bizi korumaya çalışırken bazen bizi kısıtlıyor. Geçmişte yaşadığımız kırgınlıklar, hayal kırıklıkları, güvensizlikler… Hepsi bir şekilde içimize yerleşiyor. Sonra benzer bir durumla karşılaştığımızda, daha ortada bir şey yokken bile kendimizi tehdit altında hissediyoruz.
“Ya yine aynı şey olursa?”
İşte o cümle, insanı en çok yoran yer.
Bu yüzden çoğu zaman geri çekiliyoruz. Daha az hissediyoruz, daha az güveniyoruz, daha az açılıyoruz hayata. Ama bunun adı korunmak değil, aslında yavaş yavaş kendimizden uzaklaşmak.
Bir de güçlü olma meselesi var…
Güçlü olmak çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Sert olmak, kontrol etmek, her şeyi yönetmek sanılıyor. Oysa gerçek güç bazen durabilmekte, yavaşlayabilmekte ve “ben de zorlanıyorum” diyebilmekte saklı.
Kendine dönmek kolay değil, bunu biliyorum. Çünkü yıllardır dışarıya bakmaya alışmışız. Ama içeriye baktıkça fark ettiğim bir şey var:
İnsan kendine iyi davranmaya başladıkça, hayat da ona daha yumuşak davranmaya başlıyor.
Belki de mesele şu:
Kendimizi ne kadar ertelemeye devam edeceğiz?
Çünkü erteledikçe büyüyor her şey. Duygular, kırgınlıklar, yorgunluklar… Ve bir gün beden konuşmaya başlıyor. Baş ağrıları, yorgunluklar, iç sıkıntıları… Hepsi aslında “beni gör” demenin başka bir yolu.
Ben artık şunu deniyorum:
Kendime biraz daha nazik davranmayı.
Aynaya baktığımda sadece kusurlarımı değil, varlığımı da görmeyi…
Yetişemediklerim için kendimi suçlamak yerine, elimden geleni yaptığımı kabul etmeyi…
Ve en önemlisi, kendimi hayatımın son sırasına koymamayı…
Çünkü şunu anladım:
Ben kendimi ihmal ettiğim sürece, hiçbir şey tam anlamıyla yoluna girmiyor.
Belki siz de bugün kendinize küçük bir soru sorarsınız:
“Ben nasılım?”
Ve bu kez gerçekten cevabını dinlersiniz.