Eğitimle ilgili yazdığım yazılarda;
- İnsanın her yaşta bir şeyler öğrendiğini veya öğrenmek zorunda kaldığını, dolayısıyla bir süreç gerektirdiğini,
- Her konunun eğitim gerektirdiğini,
- Her amirin maiyetindeki kişi veya kişileri eğitmesi gerektiği üzerinde durmuşumdur.
Oxford Dictionaries, Z Kuşağı'nı "1990'ların sonlarında veya 21’inci yüzyılın başlarında doğan, çok genç yaşlardan itibaren dijital teknoloji, internet ve sosyal medya kullanımına aşina olarak algılanan nesil" olarak tanımlamaktadır. Teknolojide nasıl ki gelişmeler oluyorsa kuşaklarda da elbette gelişmeler olacaktır. Bu maddi ve fikri yapılar birbirlerinin bütünleyicisidirler.
Z Kuşağından gençlerle konuşuyoruz. Onları anlamamız gerekiyor. Çeşitli konularda görüşlerini almaya çalışıyorum. Öncelikle ve özellikle eğitim sisteminden hoşnut olmadıkları anlaşılıyor.
Farklı görüşler
Kıbrıs’ta görev yaptığım yıllarda bir İngiliz kızın çarpım tablosunu bilmediğini görmüştüm. Bütün işlemleri hesap makinesiyle yapmıştı. Oysa bizim okullarda çarpım tablosunu bilmek zorunludur.
Tarih dersi ise bambaşka bir özellik arz eder. Kendi öğrencilik yıllarımda Türkiye tarihini bilmek kadar Roma ve Yunan tarihini bilmek önemliydi. Şimdilerde ise tarih konusu, “derin tarih”, “milli tarih”, “dayatılan tarih” gibi ayırımcı bir anlayışıyla ele alınıyor. Tarihçi-yazar-araştırmacı gibi sıfatlarla ekranlarda veya yazılı basında sunulan konular, bazen kafa karışıklığına sebep olabiliyor.
İnkılâp tarihinde laiklik, milliyetçilik ve cumhuriyetçilik değişik zamanlarda çeşitli yönlere çekilmek istenmiş, tarikatlara zemin hazırlamış, demokrasinin milli egemenlik, özgürlük, eşitlik, çoğulculuk, katılım, çoğunluk ve hukukun üstünlüğünün algılanmasında çekiştirmelere yol açmıştır.
Örneğin; çoğulculuk, farklı siyasi partilerin, fikirlerin ve sivil toplum kuruluşlarının yönetimde temsil edilmesidir. Oysa çoğunluk, seçimlerde en çok oyu alanın yönetme hakkını kazanması olmasına rağmen bu durum azınlık haklarının korunması ilkesiyle birlikte işletilmesi gerekir.
Z Kuşağının Eğitim ve Öğrenime bakışı
Öncelikle günümüzün ezberci eğitiminden adeta nefret ediyorlar. Din eğitimini de ezberci bulduklarını, kutsal kitaplarda yazan konulara büyük çoğunluğun uymadığını, mabetlerin siyasi alana kaydığını anlattılar. Bu özellikleri nedeniyle okul ve üniversitelerin yetersiz kaldığını, üniversitelerin dünya üniversiteleri arasında ilk 500 arasına giremediğini, akademik camiadan dünyayı etkileyecek makaleler çıkmadığını söylediler.
Farklı öğrenme biçimlerini kendi aralarında tartıştıklarını, ancak devlet liseleri varken özel okulları ve dershaneleri kastetmediklerini, bu uygulamanın fırsat eşitliğini ve eşit öğrenim hakkını ortadan kaldırdığını vurguladılar.
Uygulamalı öğrenmeyi, hatta üniversiteye girişle birlikte fabrikaların ilgili ünitelerini gezmeyi, üretim sırasını görerek öğrenmeyi tercih ediyorlar. Bu yönleriyle meraklı, araştırmacı ve sorgulayıcı özellik sergiliyor ve teknolojiden azami ölçüde yararlanmak istiyorlar. Hepsinde de yaratıcı özellik ve farklı ilgi alanlarına yönelim öne çıkıyor.
Öğrenci olmaları nedeniyle gelirleri olmadığı için arkadaş gruplarıyla sosyal faaliyetlere katılamadıklarını, müzikle uğraşamadıklarını, diğer sanat faaliyetlerine ilgi gösteremediklerini söylüyorlar.
İlk tespitlerim
Z kuşağı gerek eğitim gerekse iş hayatında yer edinmeye başlayan, toplumda söz sahibi olan bir jenerasyon olarak önemli bir grubu temsil eder. Değişen dünya ile birlikte büyüyen, tüm farklılıkları direk olarak benimseyen Z kuşağının eğitim ve iş hayatına bakış açısı da önceki kuşaklardan farklı görünüyor. Bu kuşak;
**Özgür ruhlu,
**Dinamik ve değişime açık,
**Sosyal medyayı aktif kullanan, teknolojiyi yakından takip eden, girişken ruhlu,
**Bilgiye çabuk ulaşan
**Sorgulayıcı olmaları nedeniyle olaylara farklı bakış açısıyla bakmayı yeğleyen, enerjik kişilerden oluşuyor. Bu özellikleri dikkate alındığında Z kuşağının iş hayatına bakışını da şöyle özetlemek mümkündür:
--Sınırlandırılmış sürelerden, sınırları çizilmiş bir çalışma şekillerinden hoşlanmıyorlar.
--Sonuç odaklı çalışmayı tercih ediyorlar,
--Yaptıkları işin sosyal hayatın önüne geçmesini kabul etmiyor, esnek bir yapıya daha yakın duruyorlar. Saat dilimlerini hiç benimsemiyorlar.
--Pandemi süresinde alışkanlık haline gelen uzaktan veya evden çalışma şeklinde ısrarlı
davranıyorlar.
--Çalışmalarının desteklenmesini ve takdir edilmeyi istiyorlar,
Galiba biraz da siyasete uzak durmayı tercih ediyorlar. Siyasetin Türkiye için yeni ufuklar açmadığını, siyasetçilerin güven vermediğini söylüyorlar. Geleceğin Türkiye’si böyle bir nesille adım atacak. Umuyorum daha güzel günler göreceğiz
Vapurda gidiş gelişlerimde artık aşinası olduğum genç simalardan her defasında bir şeyler öğreniyorum. Fikirlerini samimiyetle paylaşan bu cıvıl cıvıl gençlerle bir arada olmaktan son derece memnuniyet duydum.