İnsanlığın beklentileri
Çağımızın nimetleri, ihtiyaç ve beklentileri karşılayamamakta, insanlık giderek yokluğa mahkûm olmaktadır. Huzur ve refahtan kopan kişiler bunalıma düşmekte, iktisadî sistemler krizler yaşamaktadır. Bireyden başlayan bu şekildeki olumsuzluklar, sosyal çalkantıya dönüşerek insanlığı tehdit etmektedir.
Kadın erkek eşitsizliği, miras bölüşümü, iktisadî tanım ve edimler, cezalandırma ve ıslah anlayışı gibi alanları kapsayan “dinî akid ve kaideler”in, bazı kesimler tarafından günümüzün sosyal yasalarıyla uyuşmazlık teşkil ettiği ve kul hakkı anlayışında farklılıklar sergilemektedir.
Bu konularda beklentilerine karşılık bulamayan insanlar ise hassasiyet gösterebilmekte ve din ile aralarına mesafe koymaktadırlar.
Çatışmalar
Kendisini otorite görüp dinî mevzuata ekleme yapanlar hem dini kirletmekte hem de içinden çıkılamayacak intihar, katil, bölünme ve çatışma gibi hallere sebebiyet vermektedirler. Dolayısıyla aradığı huzuru bulamayan insanlar, manevî yönlerini kuvvetlendirmek ihtiyacını hissederler.
Belirli bir dinden olmasına rağmen dine karşı soğukluk duyan veya mesafeli olan insanlar, başka dinlerin misyonerleri vasıtasıyla diğer dine davet edilmekte veya kendiliğinden geçiş yapmaktadırlar.
Mahalle baskısı, günah korkusu ve vicdan rahatsızlığı gibi nedenlerin, hür iradeyi baskı altına aldığı, dine karşı gizliden tepki doğmasına ve gizlice din değiştirilmesine neden olduğu artık “bilinenler” hanesinde yer almaktadır.
“Dinler arası diyalog” şeklindeki yakınlaşmalar ve dinde “restorasyon” gibi çağa uydurma yaklaşımları sık sık gündeme getirilen çabalar arasındaydı. Tarih bir tekerrür olduğuna göre bu eylemlerin gelecekte yeni çatışma sahneleri için senaryo olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. İsrail’deki bazı fanatik Yahudilerin Hz. İsa’nın heykelini kırarak, Hz. Meryem’in heykeline sigara tüttürme pozu vererek alay konusu yapması Yahudilerin Hristiyanlara bakışında; Kur’an yakmakla Hristiyanların Müslümanlara bakışında problemler olduğunu göstermektedir.
Ne ölçüde huzur?
Tarihsel gelişim içinde her dinin ilk yüzyılı “dini yayma ve kabul ettirme” çabalarıyla geçmiştir... sonraki yüzyıllar ise nakil, rivayet, hilâfet çalkantılarıyla…
Avrupa’da engizisyon mahkemeleri, 30 yıl savaşları, dünya harpleri aynı Hristiyan dininin mensuplarını birbirlerine boğazlatmıştır. Emevî Saltanatı’nın icraatı, Beylikler Dönemi’ndeki üstünlük mücadeleleri ve Arap başkaldırısına karşı Osmanlı yönetiminin uygulamaları, İslâm dini mensuplarının da birbirlerinin gırtlağına sarılmalarına neden olmuştur.
Bugün için Hristiyan dünyası sessizliğini korusa da AB içindeki bazı toplumlar iktisadî krizlere sürüklenmekte, Musevî toplumu dıştan gelen etkilere karşı kendisini koruma mücadelesi verirken İslam dünyası bağırtı çağırtı içinde çırpınmaktadır.
Arayışlar
Siber çağda bilgiye her an ve her yerde kolayca ulaşılmasına rağmen bilginin nasıl kullanılacağı konusu henüz net bir hal almamıştır. Bu durum karşısında insanlığın, her konuda olduğu gibi manevi alanlarda veya inanç sistemlerinde görülen kirlenme ve ilkelerdeki “kat’lanmışlık”lardan kurtulmaya niyetlendiğini ve yeni değerler arayışına yöneldiğini de söyleyenler vardır.
Sonuç
Böylesi bir algı ve yönelmeyle hatta tepkiyle ortaya çıkabilecek yapay bir sistemin, geniş boyutlu özellikleri olan semavî dinleri, Şintoizm ve Brahmanizm’i de irdeleyebileceği, onların ilke ve yöntemlerini inceleyeceği, evrensel olma iddia ve adaylığı taşımak isteyebileceği mümkündür.