SON DAKİKA
reklam
reklam

Vefasızlık mı Küresel Hukuka Riayet mi?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 24 Mayıs 2026, Pazar - 15:11   Okunma Sayısı:

 

ABD-İran arasındaki çekişmeler

 

    ABD-İran arasında bir anlaşma ihtimali zayıf görünüyor. ABD’nin İran ile yürüttüğü müzakereler sadece İran’ın nükleer programı ile sınırlı değildir. 

 

**İran’ın bölgesel dış politika yönelimlerinde aşırılıklardan kaçınılması,  

**Balistik füze programına son verilmesi,

**Nükleer araştırmalara son verilmesi, stratejik elementlerin kontrol altına alınması,

**Başta Lübnan’da Hizbullah ve Yemen’de Ensarullah (Husiler) olmak üzere çeşitli vekil gruplara sağladığı siyasi, askeri ve mali desteği kesilmesi de ABD’nin beklentileri arasındadır.

 

İran bu konuları dayatma kabul edeceğinden yerine getirmeyecektir. Tahran yönetimi, barışçıl nitelikteki nükleer programına ilişkin müzakerelere açık olduğunu ve bunun da yaptırımların kaldırılması koşuluyla sınırlı bir çerçevede yürütülebileceğini savunurken herhangi bir pazarlık, konusuna girmeyeceğini açıkça söylemektedir. 

 

ABD, İran’a diplomatik düzeyde değil askerî açıdan kararlılığını ve ders verme çabasını göstermek istemektedir. Geçmişte İsrail ile birlikte peşpeşe bir hava harekâtı icra ettiyse de sonuçlarına baktığımız zaman mahdut (sınırlı) hedefli bir operasyon seçeneğini tercih ettiğini söylemek mümkündür.

 

ABD, çıkmaza girdiği bu durumda yeni dengeler kurmaya, dostlar edinmeye, yeni stratejik kozlar ve avantajlar elde etmeye çalışmaktadır. Özellikle de nükleer silah üretme kapasitesine sahip olduğunu ima ederek, karşı taraf üzerinde psikolojik ve diplomatik baskı oluşturmayı amaçlamaktadır.

 

    Senaryo gayet ciddidir. Herhangi bir hamle sadece İran’ı değil, Orta Doğu’nun genel güvenlik dengesini derinden etkileyecek bir krizin tetikleyicisi olacaktır.

 

Baltık Denizi’nde Ruslar yine rahat durmuyor

 

Basında çıkan haberlerde geçen yıl İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne (RAF) ait Typhoon jetlerin, NATO hava sahasını korumak için Rus savaş uçaklarına karşı 48 saatten kısa sürede iki kez havalandığı, jetlerin Kremlin'e ait uçakların NATO sınırına fazla yaklaşması üzerine iki ayrı olayda alarma geçirildiği belirtilmişti.

 

Altı uçaktan oluşan filonun parçası olan uçaklar, İsveç hava kuvvetleriyle ortak bir savunma operasyonunun parçası olarak daha önce Polonya'ya gönderilmişti. RAF, genellikle İskoçya'daki RAF Lossiemouth'da görevlendirilen filoya yaklaşık 200 İngiliz askeri personelin eşlik ettiği kaydedilmiştir.

 

    Baltık Denizi'nde İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin (RAF) Rus uçaklarına yönelik müdahaleleri bölgede gerilimin artmasına neden olmuştur. İngiliz Tümen Komutanı Christopher Jacob, uçaklar konuşlandırıldığında, "herhangi bir tehdide karşı savunma ve caydırma görevi göreceklerini ve NATO hava sahasını korumaya hazır olacaklarını" söylemişti.

İngiltere Silahlı Kuvvetler Bakanı Luke Pollard, The Telegraph'a yaptığı açıklamada, "İngiltere'nin, NATO'ya olan bağlılığının sarsılmaz olduğunu" vurgulayarak, şu ifadeleri kullanmıştı:

"Rusya'nın saldırganlığı artarken ve güvenlik tehditleri yükselirken, müttefiklerimize güvence vermek, düşmanları caydırmak ve 'değişim planımız' aracılığıyla ulusal güvenliğimizi korumak için harekete geçiyoruz. Bu görev, NATO'nun en yeni üyesi İsveç ile birlikte hareket etme ve ittifakın hava sahasını ihtiyaç duyulan her yerde ve her zaman savunma yeteneğimizi gösterdi; bu sayede yurt içinde güvende, yurt dışında ise güçlü kalabiliyoruz."

 

Bu sözler suya yazılmış olacak ki, Başkan Trump’ın İran’a saldırdığı günlerde yardım talebine İngiltere olumlu cevap vermemişti. Nerede kaldı NATO’nun birlik halinde hareket etmesi? 

Falkland Adalarına yaptığı deniz harekâtında ABD’de aldığı desteği unutan İngiltere vefasızlık göstermiş olmuyor mu?

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam