Eski İstanbul Yangınları
1633-1839 tarihleri arasında Galata ve İstanbul’da 109 adet büyük, 1853-1906 tarihleri arasında 229 yangın olmuştur. 1840’a kadar yanan alanlar eskisine uygun yapılanırken, 1840 sonrası yangın alanları, yeni şehircilik anlayışının uygulanmaya başladığı yerler olmaktaydı. (Sunalp, 1999, s.170)
Pera’nın en büyük yangın felaketlerinden biri 1870 yılında yaşanmıştır. Bu yangında, Naum Tiyatrosu, Galatasaray Lisesi ve Karakolu vb. birçok anıtsal yapının da içinde olduğu kimi ahşap, kimi kârgir 4.000 yapı yanmıştır. Bu büyük yangınının ardından, Taksim- Galatasaray bölgesinde fiziki değişimlere elverişli geniş, boş alanlar oluşmuş (Akın, 2000, s.303); yeniden yapılanmaya başlanan bölge, çok daha kaliteli “taş” ve “dökme demir” gibi malzemelerden yapılmış; cepheleri oymalı ve heykelli bina tipleri ile hem İstiklal Caddesi’nde hem de yan sokaklarda yeniden şekillenmeye başlamıştır.
Bugün var olan anıtsal ve teatral görünümlü yapılar 1870 yılından sonra yapılan yapılardır. Bu yapılar Beyoğlu’nun en seçkin ve üst düzeydeki ortamını sergiler. Çiçek pasajı (1875), Pera Palas Oteli (1896), D’Andria Pasajı (1882), Tokatlıyan Oteli vb. yapılar sosyal ve ekonomik düzeyi sergileyen örneklerdir. (Eyice, 1994, cilt:2, s.219)
Bu dönem içinde; Galata ve Unkapanı köprüleriyle birbirlerine bağlanan tarihsel alanlar ve Galata-Pera; 1874 yılında yapılan tünel sayesinde de Galata ve Pera arasında ulaşım kolaylaşmış, ilişkiler güçlenmiştir. Tüm bunlar kentsel bir değişime öncülük eden parçalardan biri olmuştur. (Şekil 4.1.9-Şekil 4.1.10)
1840’lı yıllarda başlayan Boğaz seferleri ile de İstanbul’un iki yakası arasındaki toplu ulaşım kolaylaşmış ve iletişim artmıştır. (Akın, 2000, s.32\33)
Orantısız güç
Osmanlı döneminde İstanbul’un mahalleleri çoğunlukla ahşap yapılara sahiptir. O güzelim köşkler, konaklar yangınlarda kül olur gidermiş. Şimdi yüzyılı doldurmuş ve çağ değiştirmiştik. Artık mahalleler değil şehirler, koca koca tesisler, petrol kuyuları yerle bir edilmektedir.
Ne kadar haklıymış Einstein, son dünya savaşının ok ve yayla yapılacağını söylemekle…
Eskiden “oluklu demir çıktı” yiğitlik öldü, derlerdi. Hatta Rumeli yakasındaki bir külhanbeyi ile Anadolu yakasındaki bir külhanbeyi dost imişler ve zaman zaman iş birliği de yaparlarmış. Bir gün Rumeli tarafındaki Külhanbeyi kavgaya karışmış ve bir sandalyeyi kaparak hasmına vurmuş yere düşürmüş.
Bu olayı duyan Anadolu yakasındaki külhanbeyi bu arkadaşıyla konuşmama kararı almış. Bir gün Levent bölgesinde dolaşırken bu arkadaşını görmüş. Selam vermeden geçince külhanbeyi sebebini sormuş.
---Sen orantısız güç kullanmışsın, diyerek cevap vermiş.
Bodrum tespitlerinden
Şimdi Bodrum’dayım ve bir sergiyi geziyorum. Soyut ifadeyi anlamlandıran çizgiler ve renklerin olduğu bölümdeyiz. Sanatla pek ilgisi olmayan bir grup adam, tabloların önünde konuşuyorlar:
---Yav, iki çizgi bu tarafa iki çizgi o tarafa… Ne anlaşılır bundan? Diğer bir kişi de benzer sözler yumurtladı ve biraz da renkler var, dedi. Dayanamadım,
---Bir araç kendi çizgisinde gitmezse kaza olur. Hayatın çizgisi var değiştirilemez. Su kendi mecrasında ve yokuş aşağı kıvrımlı çizgilerle akar. Tabloda çok nesne, çok renk, ışık ve karanlık bölgeler var. Sizler tabloda gördüklerinizi senteze tabi tutun, yani birleştirin ve bundan sonuç çıkarmaya çalışın. Bir şeyler anlayabilirsiniz, demek zorunda kaldım. Yine ihale bana kaldı ve,
---Abi sen ne anladın, bize söylesene! (Oysa tablonun önünde ve yerde açıklaması vardı.)