SON DAKİKA
reklam
reklam

Suriye’de yaşananlar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 12 Şubat 2018, Pazartesi - 12:00   Okunma Sayısı:

Sevgili okuyucular, bu yazı ve benzeri iki üç yazı daha yazmıştım. Belki tekrar gibi oluyor ama okuyucu kitlesi her geçen yıl artıyor. En azından onların okumasına da vesile oluyor. Aldığım maillerde sorulan sorulara bu tür yazılarla genel şekilde cevap vermek beni de mutlu ediyor. Dün Irak’ta yaşananlar, bugün Suriye’nin de başına çalınmak istenmiştir. Ancak Suriye’de emperyalist anlayışın karşısına Rusya’nın dikilmesiyle oyunlar bozulmuştur. 
Orta Doğu’nun mâkus talihi
Darbe, yağma ve talanın hiç bitmediği Orta Doğu’nun gelecek on yıllarda da sancılarının devam edeceği söylenebilir. 1917 yılında Irak’a giren İngiliz Generali Sir Stanley Maude, Iraklılara özgürlük getirmek için geldiklerini ve onları Osmanlı hükümranlığından kurtaracaklarını belirten bir genelge yazdırmıştı. 
Bu şarkıyı daha sonra başkaları da söyledi. 1980-1988 yılları arasında İran ile savaşan ve bir milyon insanını kaybeden Irak, 1990 yılında Kuveyt’e saldırarak çıkmaza girmiş ve Saddam devrilmişti. Aslında yıkılan Saddam veya onun heykelleri değil, Irak’ın tarihi, kültürü, sanatı ve varlığıydı. 
Ülkenin petrolünün çok olması önemliydi. Asıl önemli olan ise, paylaşımın nasıl yapıldığı ve gelirin kimlerin cebine gittiğiydi. Bugün gelinen noktada,  yasal yollardan AB ülkelerine yapılan iltica talepleri büyük çapta artış kaydetmiştir.
Suriye’deki benzerlikler
Kendisine yetecek kadar petrolü olan Suriye’de yoksulluk diz boyudur. Ağır bir enflasyon yükü, yoksul halkın omuzlarına yüklenmiştir. Özellikle Suriye’nin kuzeyinde yaşayanlar, hastane kapılarında tedavi eziyeti çekmekte, ilaç yokluğu ve açlığın tavan yaptığı bu bölgenin insanları bir lokma ekmek yüzünden birbirlerini boğazlayacak duruma düşmüşlerdir. 
Suriyeli liderlerin pervasız demeçler vermeleri, Suriye ulusunu oluşturan unsurları görmezden gelmeleri, Türkiye’ye karşı PKK’yı kollamaları, Kerkük’te nüfus yapısının bozulmasına yönelik çalışmalar yapmaları ve petrolün paylaşımı konusunda bencil davranmaları Suriye’nin kuzeyini adeta ateş çemberine çevirmiştir.
Irak’tan farklı gelişmeler
Emperyalist anlayış, bir ülkenin toprağına ayak basınca onlardan hukuka riayet,  insanlık ve sevgi beklenemez. İşgalin arkasından kendi amaçlarını gerçekleştirmeye başlarlar.  I. Dünya Harbi’nin sonunda Almanların, II. Dünya Harbi’nin sonunda Amerikalıların ve Rusların, işgal ettikleri ülkenin bilim adamlarını, sınai tesislerini, kütüphanelerindeki basılı eserlerle müzelerindeki sanat eserlerini, merkez bankasındaki dövizleri ve diğer zenginlikleri kendi ülkelerine götürmüşler ve mağlup ülkenin lider kadrosu ile halk kahramanlarını çeşitli şekillerde tasfiye etmişlerdir. Bu talan ve kıyım, I. Dünya Harbi yıllarında bizde de görülmüştür.
ABD’nin Irak’a girmesiyle Bağdat’ta yapılan yağma ve talanı, görsel ve yazılı basından izledik.  ABD askerleri ile birlikte o talana katılan nice cahil ve Saddam karşıtı insan, kameraların karşısında gülerek sevinç gösterilerinde bulunuyorlardı. Kendi tarihlerini, yarın başkalarının yazacakları eserlerden okuyacaklarını düşünemiyorlardı. 
Gelecekte müracaat edecekleri bir konu hakkında ellerinde devletin resmi belgeleri olmayacağına göre başkalarının yazdıkları eserleri kaynak olarak alacaklar ya da kendilerine öyle sunulacaktı. 
Bu durum, geçmişteki uygarlıkların unutturulmasına ve üniter devlet yapısının bozulmasına zemin hazırlaması bakımından çok önemlidir. Yaptıklarının sonucunu kestiremeyen o cahillerin Bağdat’ta yabancı askerlerle birlikte katıldıkları talan ve yağmaya ait görüntülere içim sızlayarak bakardım.
Fransa’nın tutumu
I.Dünya Savaşı yıllarında Suriye toprakları ve servetlerinden pay kapma sevdasıyla başlayan Fransa’nın tutumu, sonraki yıllarda da devam etmiştir. Devletler Hukuku hükümlerini hiçe sayarak özellikle Türkiye’ye karşı Kürtlerin koruyuculuğunu kimseye bırakmamıştır Fransız liderleri… 
François Mitterrand’ın eşi Bayan Mitterand, tam anlamıyla Kürt teröristlerin hâmiliğini yapmıştır. Chirac, Sarkozy ve Holland öncekilerin yolundan gitmişlerdir. Macron’un kafası karışıktır. 
Eski bir taktik olan “böl ve yönet!” prensibi, Suriye’de masaya konulmuş ve sonucu alınmak istenmiştir. İran’ın Şiilere destek vermesinden, Rusya’nın da kendi emellerini gerçekleştirmek istemesinden dolayı emperyalist anlayış duvara toslamıştır.
Söylem ve eylemlerinde zaman zaman Türkiye hakkında ileri-geri konuşan Suriyeli liderler, Türkiye’nin sert çıkışlarıyla seslerini kesmek zorunda kalmışlardır. Gelişmeler gösteriyor ki, Suriye’de kin ve husumet sönmeyecektir.  Yeni kargaşalara,  gösteri ve çatışmalara gebedir Suriye. İşte size, başkalarının getireceğini vadettiği demokrasiden bir örnek!  

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam