***Yaşlı kişilerle oturuyorum. Her birinde son model telefon var. Namaz saatini bekliyorlar. Birisine sordum, Otobüsle Anadolu’nun ovasında gidiyorsun. Mola verildi, namaz kılacaksın. Telefonunda kıbleyi nasıl bulursun?
***Tablet veya masaüstü bilgisayarda bulunduğun yerin rakımını nasıl tespit edersin?
***Parkta oturuyoruz. Kuzey ne taraftadır? (Uzun bir düşünme süreci ve karşılıklı fikir yürütme)
*** *** ***
Bir köşe kahvecisinde kahve içeceğim. Cezvedarın ateşbaz gibi ustaca hareketlerle kor ateşin üzerine sürdüğü toprak cezve, cezbe yaratıyor. Bol köpüklü kahvemi içerken yorgunluğumu çıkarmaya ve etrafı gözlemlemeye çalışıyorum.
Yandaki basık taburede oturan kırklı yaşlardaki bilgiç görünümlü kişiyle konuşmaya başladım. Meydanda gezdiğini, buradaki yapıları ilginç bulduğunu söyledi. Ben de ona “Milion Taşı”nı görüp görmediğini sordum. Taşın adını hiç duymadığını ve yerini de bilmediğini söyledi. İyi lahmacun yapılan yerleri, kokoreççi dükkânlarını anlatıyordu bana…
Gösteriş için elinde tuttuğu son model telefonunu İstanbul’da gezdirmeyi düşünmüş olacak ki, google’a “Sultanahmet’teki tarihi yapılar” yazıp bilgilenmek aklına gelmemiş olan bu kişiye söyleyecek söz bulamadım. Sonra aklıma bir kitaptan okuduğum paragraf geldi. Mussolini sonrası İtalya’da bir seçim afişi, “Ben seçiyorum” diye başlıyor, sonrasında da “Sen seçiyorsun, O seçiyor, Biz seçiyoruz, Siz seçiyorsunuz, Onlar hükmediyor” diye bitiyordu…
Biz de bunu kendimize göre, “Biz okuyoruz, Siz okuyorsunuz… Onlar çene çalıyor” diyebilir miyiz?
“Dermiş hakîm (bilge kişi), bilmediğim nesne kalmadı
Dünyayı bildi de bîçare, kendini bilmedi.” (Ruh-i Bağdadî)
Sultanahmet bölgesi iki büyük medeniyetin izlerini taşımakta olmasına rağmen sadece dikili taşlarıyla, saray kalıntılarıyla sarnıçlarıyla, cami ve hamamlarıyla ortaya konulabilmektedir. Oysa kamuya ait daha nice tesisin varlığından haberdar olduğumuzu söylemek zordur.
Haddini bilmek
Had sınır demektir. Türkçede yaygın olan deyimlerden birisidir. Deyimler, bir olayı veya durumu anlatmak için kullanılan sözcük veya cümlelerdir. Hakaret içermez, iyi niyetli bir uyarıdır. Anlamını şu şekilde açıklayabiliriz:
- Kendi değer ve yeteneğini olduğundan üstün görmemek,
- Kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek,
- Olgun ve medeni bir insana yakışan sınırları çizebilmektir.
Marifet-i nefs: Kişinin kendini bilmesi anlamında bir tasavvuf, ahlak ve felsefe terimidir
Narsist: Kendini diğerlerinden üstün gören
Haddizatında: Aslında demektir.
Haddime mi?: Böyle bir şeye cesaret edebilmem mümkün mü, bana yakışır mı?
Haddim olmayarak: Her ne kadar söylemek bana düşmüyorsa da bir fikir ileri sürerken kullanılan tevazu sözüdür.
Haddini bilmek
Haddimi bilirim ey şeh-i zişan
Bende yok arz-ı hale tâb ü tüvan (Güç, takat)
(Fıtnat Hanım)
Bizdeki demokrasiden de bir örnek
Vatandaşlar, halkın içine çıkan siyasilere soru soruyorlar, ama cevap alamıyorlar. Ya susturuluyorlar ya da vatandaş konuşurken onu susturmak için konuşma ihtiyacı hissediyorlar. Önem çıkan sözcükler: “Provokasyon yapma, sen git ağa babaların gelsin, sen görevli olarak mı gönderildin?”
“Siz konuşurken ben sizi dinledim, müsaade edin de ben de konuşayım.” (Aslında televizyonlara her gün çıkıp konuşanlar onlar değil mi, gazetelerde demeçleri çıkan onlar değil mi?) Provokasyon yapıyorsunuz! (Şimdinin modasıdır bu kelime). Sonunda vatandaş “sorumlusu sizsiniz” diyor ve hakkını helâl etmiyor.
Bir şirkete bile eleman alınacağı zaman kişi iğnenin gözünden geçiriliyor, daha önce çalıştığı yerler referans olarak isteniyor ve bazı yerlerde teste alınıyor. Devlet sektörüne bakın, liyakat ve ehliyet yerine tavassut, torpil, kayırma ön plana çıkıyor. Hazineyi zarara uğratanın yaptığı yanına kâr kalıyor. Hesap sorma yok… Ha cezalandırma deniyorsa “Nasıl olsa önümüzde seçim var, halk seçmez cezalandırmış olur” deniyor. Seçilmeyecek ama yaptıkları yanına kalacak (?). Oh ne güzel!