Yıllarca her saldırının ardından demeçler verilmişti: “Kanı yerde kalmayacak, en ağır şekilde bedel ödeyecekler, hesabı sorulacak vb.”
Yetkiler valilerde toplanmıştı. Daha önce bölgede görev yapanlar sorgulanmış, HDP üzerinden uygulanan taktik gereği kuyularda kemikler aranmıştı. Bu durum, asker ve polisi silahlı saldırıya cevap veremez duruma getirmişti.
Güneydoğu illerimizde tahrik olmasın diye bayrak açtırmayan resmi görevliler peydah olmuştu. Eğer bayrak açılması bir kişiyi, grubu veya kitleyi bu kadar rahatsız ediyorsa orada düşünmek gerekirdi. Yapılanların altında belki bir iyi niyet tezahürü, belki yıllarca süren bir kördöğüşü bitirme isteği ve belki de demokrasi ve kardeşlik duygularını yerleştirme arzusu yatıyor gibi görünse de hesaplar yine başkadır.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in askerine “terörist” diye bağıran, polislerimize tokat atan, yolları mayınlarla tuzaklayarak güvenlik güçlerimizi hunharca şehit eden teröristlerle aynı dili kullanan bazı DEM’li milletvekillerini gördük.
Tarih yeniden tekerrür edecek
Bu bölgelerde görev yapmış ve değerlendirmelerde bulunmuş bir kişi olarak yazılar yazdım. Osmanlı döneminde Van-Hakkâri-Diyarbakır üçgeni, Batılı istihbarat örgütlerince sürekli olarak hassas bölge olarak görülmüştür.
Coğrafyanın ve iklimin sert, sosyo-ekonomik yapının kırılgan olması Güneydoğu Anadolu’yu “istismara müsait bir bölge” haline getirmiştir. Bölge devlete karşı yapılan başkaldırılarda hep öne çıkarılmak istenmiştir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da aynı yerlerde aynı kalkışmalar olmuş; bugünkülere benzer tedbirler alınmıştır.
Sınır boyunca yerleşim alanları…
Körfez Harekâtı sonrasında 36’ncı paralelin kuzeyi Irak Silahlı Kuvvetlerine yasaklanmıştı.
Terör örgütü Irak resmi ordusunun giremediği bu bölgeyi kendi cirit alanı gibi görmüştü. Sınırlarımızın hemen ötesinden ilçe, köy ve mezralarımıza saldırılar düzenliyor ve sonrasında sınırlarımızın güneyindeki yuvalarına çekiliyordu. Koridorlar içeren arazi, bu çekilmelere istikamet tayin ediyor ve belli noktalardan itibaren motorlu araçlarla derinlere kaçış sağlıyordu.
Bu durum daha da gelişti. PKK terör örgütü, Irak’ın kuzeyine tamamen yerleşti ve burayı bir üs gibi kullanmaya başladı. Örgüt, vur-kaç taktiklerini uyguluyor, komando birliklerimiz sıcak takibe geçtikleri zaman Irak’ın derinliklerine çekiliyorlardı.
Şemdinli-Hakkâri-Dağlıca üçgeni, belki de adı o zaman konulmamış olan bir kanton olarak düşünülmüş; ama gerçekleştirilememişti. Geçen yıllar içinde terör örgütünün palazlandığı, resmi ağızlarda bile yer almaktaydı.
Her şey aslına rücû eder
Yapılacak barajlarla iklim koşullarını yumuşatmak, yol ve tesislerle arazinin sertliğini kırmak bir dereceye kadar mümkündü. Önemli olan psikolojik ve sosyo-ekonomik konuların ısrarla ele alınarak yeniden analizler yapılması, halkın bilinçlendirilmesi ve mutlaka devlet otoritesinin tesis edilmesiydi.
Bugün için
Orta Doğu kaygan zeminlere ve kaypak insanlara yurt olmuştur. Dün nasılsa bugün de öyledir.
Kronik hale gelmiş olan Orta Doğu sorunu, petrolün tamamen tükenmesiyle son bulacağı anlamına gelmez. Doğalgaz yatakları, Doğu Akdeniz’i Asya içlerine bağlayan yollar ve verimli tarım alanları yine sulanmış ağızları bu topraklar üzerine çekecektir.
Vaktiyle PKK terör örgütüne sempati duyan Avrupa’nın bazı ülkeleri bu örgüte finansal destek sağlıyorlardı. Menfaat peşinde koşan emperyalist ülkelerin istihbarat örgütleri şimdi de istedikleri yer ve zamanda Türkiye aleyhinde kullanılmak üzere imkânlarını seferber etmekten geri kalmayacaklardır.
Taktik aldatmalar ve birtakım manevralarla yürümeyi prensip edinen PKK’ya karşı ihtiyatı elden bırakmamak her zaman için doğru bir hareket tarzı olacaktır.