Heymeymoro Vapurunun Vladivostok-İstanbul Arasında Plananlanan Seferi
Vapur, hiçbir limana uğramadan Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz’e çıkacak ve doğrudan İstanbul’a gidecekti. Sadece Seylan Adası (Sri Lanka)’nın Kolombo limanından su almak için duracaktı. Yiyecek olarak ise 50 gr. Ekmek, ölmeyecek kadar pirinç lapası bazen de ince bir dilim balık ve çay verilecekti. Bu şekilde 20.000 km’den fazla yol gidilecekti.
Gemi Midilli Adası önlerinde durduruluyor.
Heymeymoro vapuru Midilli Adası önüne geldikten sonra Yunan Hükümetini temsilen iki subay ve bir sivil vapura biner. Yunan subaylar vapurda bulunan esirlerin tamamının kendilerine teslim edilmesini isterler.
Japon Yarbay Çumura mert bir askere yakışan bir yanıt verir: “Hükümetimden, bu yolcuların hepsini İtilaf Devletleri işgali altındaki İstanbul’da Türk hükümetine teslim etmek üzere emir aldım. Elimde bütün devletlerce kabul edilmiş ve imzalanmış bir de protokol var ve bu sebeple size Türkleri esir veremem.” (Halil Ataman, Esaret Yılları, s: 252)
Bu cevap üzerine Yunan heyeti gider. Birkaç gün sonra ikinci bir heyet vapura gelir, Kaptan Çumura’dan aldıkları cevap yine aynıdır: “Hayır!”
Bundan sonrası Japon Yarbay Çumura ve Yunan temsilcileri arasında tam bir sinir harbine dönmüştür. Yunan heyet gemiye her geldiğinde biraz daha sert ve aksi cevaplar alırken gemiden sinirli şekilde ayrılırlar. Japon elçiliği de devreye girer ama sonuç yoktur. Türk esirler ise meraklı ve endişeli şekilde olayları takip ederken, kısıtlı imkânlara ve ağır gemi şartlarına katlanmak zorundadırlar.
Heymeymoro Türk esirler ile birlikte Pire limanına çekiliyor.
Yapılan görüşmeler sonuç vermemiştir. Yunanlar gemiye hareket izni vermemekte, Japon Yarbay da Türk esirleri Yunan hükümetine teslim etmemekte kararlıdır. 13 Nisan 1921 tarihinde geminin Midilli’den Pire limanına çektirilmesi uygun görülmüştür. Türk esirleri için ikinci esaret dönemi başlamıştır.
Bu uluslararası skandalı çözmek için diplomatik faaliyetlere girişilmiştir. Yunan hükümetini vapurdaki esirlere muharip unsur olarak bakmanın yanlış olduğunu belirten 14 Nisan 1921 tarihli telgrafla uyaran Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı’na, 17 Nisan 1921’de cevap veren Yunan Başbakanı Gunaris esirlerin İstanbul’a nakli konusunda Japon hükümeti ile görüşmelerin devam ettiğini söyleyerek kaçamak ifadeler kullanmıştır.
Yunan heyeti ısrarla Türk esirleri istiyor
Yunanlar, Pire limanında da esirlerin kendilerine iadesini talep ederler. İki küçük rütbeli subaydan oluşan bir heyet, Japon Yarbay Çumura’ya gelir ve esirlerin teslim edilmesini ister.
Yarbay Çumura askeri görgü kuralları gereği “Benimle konuşacak zatın benim rütbemde bir asker olması lazım” diyerek gemiden kovar. Daha sonra gemiye bir yarbay ve bir binbaşıdan oluşan başka bir heyet gelir, Çumura onlara da:
“Bu vapur Japon vapuru ben de bir Japon askeriyim. Hükümetimden aldığım emir gereği Kızılhaç Örgütü’nün izni ve İtilaf Devletlerinin onayı üzerine bu esirleri İstanbul’a götürüp Türk makamlarına teslim etmekle görevliyim. Aynı zamanda bir asker olduğum için bu görevi yerine getirmeye mecburum. Eğer Yunan hükümeti derse ki, bu esirleri sizden alırız; o takdirde önce bizleri sonra da Türkleri alırsınız!” (Devam edecek)