İsrail, kurulduğu 1948 yılından beri Fransa ile ilişkilerini bir raya oturtamamıştır. 1949 yılında Fransa İsrail’in varlığını tanımış, BM’ye katılma kararını desteklemiştir. 1953 yılından itibaren Fransa İsrail’e silah satmaya başlamıştır. Afrika’dan kovulma süreci başlayınca İsrail, Radikal Arap milliyetçiliğine karşı çıkar paylaşımına yönelmiştir.
Zikzaklı, inişli çıkışlı ilişkiler başlıyor
1956 Süveyş Krizi sırasında İsrail Mısır’a bir saldırı başlatınca İngiltere ve Fransa bölgeye gelmişler ve hâkimiyet kurmaya kalkmışlardır. ABD, Sovyetler Birliği ve BM, her iki ülkeyi bölgeden çekilmeye zorlamışlardır.
Ekim 1957’de İsrail ile Fransa arasında nükleer santral inşası hakkında bir anlaşma imzalanmıştır. 1960’lara gelindiğinde ise İsrail’e Mirage uçakları satmaya başlamıştır. 1967’deki Altı Gün Savaşları öncesinde Fransa İsrail’e silah ambargosu uygulamış, ancak savaş sırasında İsrail’in müttefiki rolünü seçmiştir. 1982’de İsrail ve Fransa, Lübnan İç Savaşı sırasında silahlı güçlerini Lübnan’da konuşlandırmışlardır.
2006-2008 yılları Fransa ile İsrail arasında ticaretin tavan yaptığı yıllardır. 2007’de Tel Aviv’de bir Fransız Enstitüsü açılmıştır. Fransa, İsrail’in en büyük mal tedarikçisi olmuştur. 2010’da Fransa, Filistin Devleti’ni tanıyacağını belirtmiş, 2020’lerde Fransa, Türkiye’nin Kürtlere yönelik muamelesinden Libya’daki çatışmalara ve Suriye İç Savaşı’na kadar Türkiye karşıtı olarak çalışmıştır.
İsrail’i savunma
Ekim 2023’te Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Hamas’ın Gazze Savaşları sırasında yaptığı eylemleri kınayarak, İsrail’in öz savunma hakkını desteklediğini ifade etmiştir. 2024’te Fransız toplumunun Yahudiler olmadan eksik olduğunu düşündüğünü söylemiştir.
15 Haziran 2024’te Fransa, İsrail savunma şirketlerinin Eurosatory silah fuarına katılmasını yasaklamıştır. 5 Ekim 2024’te Macron, Gazze Savaşı sırasında İsrail’e Fransız askeri yardımının akışını durdurduğunu ve diğer liderleri de silah ambargosuna katılmaya teşvik ettiğiniz söylemiştir. Aynı Macron, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (IOCC) İsrail liderleri için verdiği tutuklama emirlerinin geçerli olmadığını, çünkü İsrail’in ICC üyesi olmadığını savunmuştur.
Mayıs 2025’te Fransa ve İngiltere İsrail’in Gazze’deki korkunç eylemlerini kınamışlardır. Macron, Gazze’de tutulan rehineler serbest bırakılana ve ateşkes sağlanana kadar Filistin Devleti’nde elçilik açmayacağını eklemiştir.
Politik gelişmeler
Fransa'nın bazı olaylara sessiz kalması hem uluslararası diplomasi hem de iç politika gündemindeki çifte standartlı ve tartışmalı tutumları nedeniyle olmaktadır. Fransa iç siyasette sosyal olaylar, göçmen politikaları, gösteriler ve grevler ve polis marifetiyle yapılan baskıcı politikalar nedeniyle sancılıdır.
İnsan haklarının ağır ihlâllerine sessiz kalan Fransa, Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini eleştiren bir pozisyona bürünerek uluslararası hukuka bağlılık iddiasında bulunmaktadır. Macron bütün bunları göz önüne alarak temkinli bir politika izlemeye özen göstermektedir. Fransa’nın bu ikircikli politik tavırları uluslararası camiada da itibarını zedelemiştir.
Macron yönetimi, Filistin halkının yaşadığı insani felâkete kayıtsız kalarak, yalnızca Avrupa’da değil, küresel ölçekte de güvenilir bir arabulucu olma vasfını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Fransa’nın, uluslararası arenada inandırıcı bir duruş sergileyebilmesi için, söylemlerini somut eylemlerle desteklemesi şart görünmektedir.
AB, NATO, Akdeniz Birliği
Fransa AB'yi ve NATO'yu da tenkit etmekten geri kalmamış, Türkiye'yi Akdeniz Birliği’ne davet etmiştir... Bunlarla neyi amaçlamak istemiştir.
Fransa, özellikle Nicolas Sarkozy döneminde (2007-2012) Avrupa Birliği ve NATO mekanizmalarını sertçe eleştirip "Akdeniz Birliği" (sonraki adıyla Akdeniz için Birlik) projesini ortaya atarak Türkiye'yi tam üyeliğe alternatif bir formülle AB'den uzak tutmayı ve Paris merkezli yeni bir jeopolitik güç alanı yaratmayı amaçlıyordu. Fransa'nın bu hamlelerle arka planda güttüğü temel stratejik amaçlar şunlardı:
1. Türkiye'yi AB Dışında Tutmak ("İmtiyazlı Ortaklık" Formülü)
Fransa, Türkiye'nin nüfusu ve kültürel yapısı nedeniyle AB'ye tam üye olmasına kesin bir şekilde karşı çıkıyordu. Akdeniz Birliği teklifiyle temel hedef, Ankara'yı tam üyelik hedefinden saptırmaktı.
2. AB İçinde Fransa Eksenli Yeni Bir Güç Dengesi Kurmak
Fransa, AB'nin Doğu Avrupa'ya doğru genişlemesinden rahatsızdı. Çünkü bu genişleme, birliğin ekonomik ve siyasi ağırlık merkezini Almanya'nın lehine doğuya kaydırmıştı. Sarkozy, AB'yi hantallıkla eleştirerek kuzeyli ve doğulu üyelerin söz sahibi olmadığı, tamamen Fransa'nın (ve kısmen İtalya ile İspanya'nın) liderlik edeceği güneyli bir blok oluşturmak istemiştir.
3. Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da Nüfuz Kurmak
Fransa, NATO'nun veya ABD'nin doğrudan müdahil olmadığı, kendi kontrolünde bir arka bahçe yaratmak istiyordu. Akdeniz'in güneyindeki eski sömürgeleri (Mağrip ülkeleri) ve Orta Doğu aktörlerini bu birliğe katarak; enerji hatları, göç kontrolü ve güvenlik politikalarında Paris'i tek karar verici merci haline getirmeyi hedeflemiştir.
Almanya, Fransa'nın AB fonlarını sadece kendi nüfuz alanı olan Akdeniz'de tek başına harcamak istemesine şiddetle karşı çıktı. Berlin'in baskısıyla proje büküldü; adı "Akdeniz için Birlik" yapıldı ve tüm AB üyeleri işin içine dahil edilerek Fransa'nın tek taraflı liderlik hayali suya düşürülmüştür.
Türkiye, bu birliğin AB tam üyeliğine bir alternatif veya engel oluşturmayacağına dair yazılı ve hukuki güvenceler aldıktan sonra, yalnızca bölgesel iş birliği zemininde projeye katılmayı kabul etmiştir...
Sonuç: Gerek AB ve gerekse NATO içinde güvensizlik yaratan, kendi menfaatlerini bu birliklerim menfaatlerinden pervasızca üstün görmeye çalışan Fransa, şimdilerde biraz sakin olmayı öğrenmiştir. Hırslı politikalar ve çıkarcı anlayışın bırakın hedefe gitmeyi kendisine bile zarar verdiğini görüştür.