SON DAKİKA
reklam
reklam

Nelerde buluşamıyoruz?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 20 Haziran 2026, Cumartesi - 12:06   Okunma Sayısı:

 

Nelerde buluşamıyoruz? Sevgide, saygıda, adalet ve hakkaniyette, iyi niyette, sadakatte… Bu niteliklerin eksik olduğu ülkemizde her gün öldürme, yaralama, gasp, hırsızlık gibi olaylarla karşılaşıyoruz. 

Kadın cinayetleri hız kesmeden devam ediyor, siyasi liderler halkı kutuplaşmaya itiyor, sahtekârlar banka müşterilerinin şifrelerini kırıp paralarını cebe indiriyor, büyük çoğunluk trafik kurallarına uymuyor… Bazı kansızlar masum canlara kıyıyor. Vicdanları kara, elleri kirli, gözleri kör mikroplar sosyal bünyemizi tahrip ediyorlar. 

 

Neyi paylaşamıyoruz?

Biz neyi paylaşamıyoruz? Hangi konularda anlaşamıyoruz? Neden çözüm bulamıyoruz? Öğrenci öğretmenine, hasta yakını doktora, taraftar hakeme, anne baba çocuğuna şiddet uyguluyor. Bunu her yaşa ve her kesime yayabiliriz. Neden bu kadar zıtlaşma ve şiddet?

 

Bireysel nitelikteki bu anlaşmazlıklar bir üst katmanda aynı dinin mezhepleri, ideoloji ve partizan tutumlar şeklinde karşımıza çıkıyor, daha üst katmanda ise farklı dinlerin birbiriyle zıtlaşması ve devletlerin siyasi ve emperyalist emelleri görülüyor. Bu ülkenin aydınına, okumuşuna, idarecisine isyanım var...  İnsanımızı yetiştirecek olan bu elit insanlar, bazen televizyon kanallarında birbirleriyle nahoş sürtüşmelere girebiliyor. 

 

Neden düzelmiyoruz?

Bizi uzlaşma ve empatiye götürecek olan bu nitelikleri şefkatli bir aile ortamında yetişmekle, iyi eğitim görmüş öğretmenlerden ders almakla ve iş yerlerinde kurum kültürü kazanmakla elde edebiliriz.

 

Ailede 

Ülkemizde aile birliği giderek bozulmaktadır. Aldatma, ihanet, geçim sıkıntısı, gönül hoyratlığı birçok ana babayı ayrılığa götürmektedir. Uzun süren davalar, ayrı kalınan evler, gözyaşı ve yıkılan hayallerle yaşayan analar, çocuklarına ne kadar şefkat gösterebilir?

Evli olduğu halde başkasına kaçan kadınları, gün ışığına çıkmamış yalanları, dinmek bilmeyen bağırtı çağırtıları ekranlarda devamlı görüyoruz. Arada kalan çocuklar nasıl sevgi dolu yetişecek? Anasında kalsa babasını kötü bilecek, babasında kalsa anası kendisine kim bilir nasıl tanıtılacak?  

Bu şartlar altında aile kültürü yok olmaya, aile içi disiplin erimeye yüz tutmaktadır. İlk öğretmenimiz anneler olduğuna göre, çocuğuna eğitim veremeyen, sevgi ve saygıyı öğretemeyen anneden ne beklenebilir? Bu acılar ve katılıklarla yetişen çocuklar, toplumun bir bireyi olarak hayata atıldıklarında kendilerine yer bulamayacak ve çoğunlukla suça bulaşacaklardır.

 

Okulda

Esaslı bir milli eğitim politikamızın olduğunu iddia edemeyiz. Sık sık Milli Eğitim Bakanı değiştirmekle de bu işi çözemeyiz. Politize olmuş bir toplumda tarih bilincimizle oynayanlar, pandemi sürecinde tatil edilen okullar ve geçim sıkıntısı çeken az sayıdaki vefakâr öğretmenlerle nasıl yetişecek bu çocuklar?

Kıt bilgilerle, vurdulu kırdılı dizilerle, uyuşturucu kullanımına itilen gençlerimizle Türkiye’nin 15 -20 yıl sonrasında orta kademe idareci bulmak çok zor olacaktır. Çok sayıda açılmış olan üniversiteler standardın altında eğitim vermektedir. Üniversite kapılarında yığılmayı önlemek için liseyi bitirmek zor olmalıdır.

Bugün liseyi bitirmiş öğrenci, bir turiste yolu tarif bile edemiyor. Çekingen, utangaç hatta pasif öğrenci yetiştiriliyor. Siyasilerimizin birbirlerine “O kişi bir milli güvenlik sorunu haline gelmiştir” sözleriyle milli güvenliğin ne anlama geldiği çok kişi tarafından anlaşılamamaktadır. Hatta okullardaki milli güvenlik dersleri bile kaldırılmıştır. Konu, dersi verecek kişiyle mi ilgilidir yoksa milli güvenlikle mi ilgilidir, tartışmak gerekir.

 

Şirketlerde

Kurum kültürü veya şirket kültürü kolay elde edilecek bir konu değildir. Yıllarla oluşur. O kuruma yeni girenden de hemen uyum göstermesi beklenemez tabii. Bazı kurumlar ve şirketler çalışanlarını titizlikle seçerken bazıları da düşük ücret verebilmek için standart niteliklerin altında personel almayı tercih etmektedir. 

Şirket içi eğitimler, konferanslar, toplu eğlence ve geziler de kurum kültürünün birer parçasıdırlar; ancak neredeyse unutulmuş gibidirler. Yani resmi anlamıyla ödenekler kısılmış, özel sektörde ise tasarrufa gidilmiş, demektir.   

Bu konular ne yazık ki, Türkiye’nin hep gündeminde olmuştur, olmaya da devam edecektir. Öncelikle siyasetin okullara, kışlaya ve ibadethanelere sokulması önlenmelidir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam