SON DAKİKA
reklam
reklam

Küresel Süt Ekonomisi

Köşe Yazarı: Lütfiye Yasemin ERTÜRK   Eklenme Tarihi: 29 Haziran 2026, Pazartesi - 12:26   Okunma Sayısı:

 

Süt, sofralarımızdaki sıradan bir gıda maddesi olmanın çok ötesinde; bir ülkenin gelişmişlik düzeyini, halk sağlığını ve hatta ortalama yaşam süresini belirleyen stratejik bir güçtür. 

 

Bugün dünyada kişi başına düşen süt tüketimi ile yaşam beklentisi arasında muazzam bir bağ var. 

 

Ancak küresel süt ekonomisi, kabuk değiştiren devasa bir fırtınanın tam ortasında.

 

Küresel süt üretimi her geçen yıl artıyor ancak çok dikkat çekici bir tezat yaşanıyor.

 

Süt miktarı artarken, çiftçi sayısı hızla azalıyor.

 

ABD ve Avrupa’da artık 5-10 inekle aile geçindirmek imkânsız hale geldi. 

 

Küçük üretici yüksek maliyetler altında ezilerek sektörden çekiliyor. 

 

Sektör, binlerce ineği olan, bilgisayarlı ve mekanize devasa sanayi çiftliklerinin eline geçiyor.

 

Gelişmiş dünyada mandıracılık artık "biyorafineri" modeline dönüştü. 

 

Eskiden atık olarak görülen peynir altı suyu, yüksek teknolojiyle işlenerek bebek mamalarına, sporcu tozlarına ve ilaç sanayisine çok pahalı hammaddeler olarak satılıyor. 

 

Yani esas büyük para, klasik beyaz peynirde değil, sütün bu yüksek teknolojili yan ürünlerinde gizli.

Dünya süt piyasasını elinde tutan ülkeler bu başarıyı tesadüfen yakalamadı. 

 

Bu ülkeler dünyanın en ucuz sütünü üretiyor çünkü hazır yeme bağımlılıkları minimum düzeyde. 

 

Hayvanlar yılın neredeyse tamamını merada, kendi ayağıyla gidip otlayarak geçiriyor. 

 

En ucuz yem, tarladaki ottur. 

 

Torbayla hazır yem alıp, dövizle gelen hammaddeye bağımlı kalarak dünya ile rekabet etmek imkânsızdır.

 

Danimarka, Yeni Zelanda veya Hindistan'daki bu dev yapılar birer holding değil; çiftçilerin ortak olduğu dev kooperatiflerdir. 

 

Çiftçi sadece çiğ süt satmaz; o sütün işlendiği fabrikanın da, yüksek teknoloji üreten tesisin de ortağıdır. 

 

Fabrika kâr ettikçe, kâr çiftçiye geri döner.

Potansiyelimiz büyük ancak yapısal sorunlarımız kronik. 

 

Küresel fırtınada ezilmemek için acilen atılması gerekiyor. 

 

Mevcut sosyolojik ve finansal gerçeklikte, çiftçinin bugünden yarına kendi kendine dev kooperatifler kurmasını beklemek bir ütopyadır. 

 

Bu nedenle kamu, bir tampon mekanizması olarak devreye girmelidir.

 

Fiyat ve piyasa kontrolünü düzenlemeli, kurumsal altyapıyı inşa etmeli, sistemi profesyonelleştirerek zamanla gerçek üreticilere devretmelidir.

 

Ne pahasına olursa olsun, hayvancılık üretim merkezleri orta ve uzun vadeli bir vizyonla yeniden planlanmalıdır. 

 

Bu planlama kırsal kalkınmayı, kırsal sosyolojiyi ve tarım ekonomisini koruyacak nitelikte olmalıdır. 

 

"Bugün pahalı" görünen bu köklü planlama, gelecekte ödeyeceğimiz devasa kriz maliyetlerinin yanında çok daha ucuz kalacaktır.

 

Türkiye’nin acilen sulama altyapılarını tamamlaması ve meralarını ıslah etmesi şarttır. 

 

Üreticiye kaba yemini, yoncasını ve silajını en ucuza mal edeceği bölgesel altyapı destekleri sunulmalıdır. 

 

Önceliğimiz ahırdaki hayvana sürekli hazır yem taşımak değil, maliyeti tarlada koparmak olmalıdır.

 

Özetle;

 

Kök nedenleri çözmek yerine, geçici ve cezai tedbirlerle piyasayı düzenlemeye çalışmak, üreticiyi alıcının karşısında "söz söyleyemeyen" bir konuma düşürür. 

 

Maliyet kısıcı altyapıları kurup, dikey entegrasyonu sağladığımız zaman; sanayicimiz küresel piyasada rekabet edebilir hale gelecek, gıda sanayimiz yabancılaşmaktan kurtulacak ve üreticimiz gerçek birer girişimciye dönüşecektir. 

 

Aksi takdirde, rüzgara karşı yürümeye çalışmaktan öteye geçemeyiz.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam