Yaz ayları geldi, tarlalarda hareketlilik başladı.
Ancak ne toprağı işleyen çiftçinin yüzü gülüyor ne de o mahsulü sofrasına koymaya çalışan tüketicinin.
Bugün tarım sektörü, maliyetlerin altında ezilen üretici ile pazar fiyatları karşısında çaresiz kalan tüketici arasında sıkışmış durumda.
Mazot, gübre ve tohum gibi temel girdiler dövize endeksli olarak hızla artarken, ürün alım fiyatlarının bu artışın gerisinde kalması üreticiyi doğrudan zarara sürüklüyor.
Tarlada 15 lira olan bir meyvenin tezgâha 60 liradan gelmesi, mevcut sistemin ne üretene ne de tüketene fayda sağladığını açıkça gösteriyor.
Önümüze gelen yiyeceğin temiz, sağlıklı, katkısız ve biyolojik olarak güvenli olmalıdır.
Yani bizi hasta etmemelidir.
Herkesin, her an, ihtiyaç duyduğu besleyici gıdaya ekonomik ve fiziksel olarak ulaşabilinmelidir.
Yani cüzdan veya arz gıdaya erişmeye yetmelidir.
Bir ülke kendi halkını beslemek için hangi stratejik ürünleri, nasıl, hangi girdilerle ve kimin eliyle üreteceğine kendisi karar vermelidir.
Tarım küresel piyasaların ve döviz kurunun insafına bırakılmamalıdır.
Gelişmiş dünya, tarımı sadece bir ticaret sektörü olarak görmeyi uzun süre önce bıraktı.
Bugün Avrupa Birliği, Ortak Tarım Politikası (CAP) kapsamında her yıl milyarlarca avroluk bütçeyi doğrudan üreticisini korumak, girdi maliyetlerini sübvanse etmek ve üretimin sürekliliğini sağlamak için harcıyor.
Benzer şekilde ABD, tarımsal üretimi bir milli güvenlik meselesi olarak kabul ederek çiftçisini küresel piyasa dalgalanmalarına karşı devasa destek paketleriyle kalkan altına alıyor.
Bu ülkeler biliyor ki; sanayiniz ne kadar güçlü olursa olsun, vatandaşınızı besleyecek tarımsal bağımsızlığınız yoksa kırılgansınızdır.
Bizim coğrafyamız; dört mevsimi, yedi bölgesi ve biyoçeşitliliğiyle özellikle buğday, arpa gibi stratejik ürünlerde kendi kendine yetebilecek, hatta gıda egemenliğini ilan edebilecek her türlü potansiyele sahiptir.
Ancak mevcut durumda tarımımız adeta "dolarla beslenip, enflasyonla sulanan" bir sarmala teslim edilmiş durumda.
Tohumdan gübreye kadar her şey ithalata ve dövize bağlı olduğu sürece, enflasyon tarlayı da sofrayı da yakmaya devam edecektir.
Tarım, serbest piyasanın kâr ve rant düzenine körü körüne teslim edilemeyecek kadar hayati bir sektördür.
Gıda bir ticari emtiadan önce en temel insan hakkıdır.
Çözüm; ithalata bağımlı girdileri yerlileştirmek, üreticiyi kooperatifler eliyle güçlendirerek aracı zincirini kırmak ve devletin planlayıcı bir güç olarak sahaya inmesidir.
Doğru planlama, adil destekleme ve yapısal reformlarla bu topraklar yeniden hem üreteni zenginleştirir hem de tüketicinin sağlıklı gıdaya ucuza ulaşmasını sağlayacak güce kavuşabilir.
Gıda güvencemizin yolu, gıda egemenliğimizi inşa etmekten geçer.

































