Bir ülke sırtını dünyanın en güçlü ülkesine ABD’ye yaslamış, Avrupa’nın en güçlüleri de yanında durmuştu. Başında bir insan kasabı vardı. Diğer ülke kendi imkân ve kabiliyetleriyle karşılık vermeye çalıştı. Onun da başında bir molla vardı. Dünyanın jandarması cazgırlığa soyunmuştu. Düdük çaldı. Tarafları çayıra çekip kapıştırdı.
Önemli miktarda cephaneyi insan kasabının kapısına yığdı. Hem Gazze’de hem de İran’da masum insanların öldürülmesini keyifle seyretti. 12’nci güne yaklaşırken Çin ve Rusya, İran’ın yanında yer alacaklarını ve destekleyeceklerini belirttiler. Cazgır, karşısında güç birliği yapıldığını görünce düdük çaldı ve taraflara ateşkes önerdi. Hemen kabul ettiler. Muhterem cazgır, petrol fiyatlarının arttırılmamasını buyurdu, zamlar geri alındı.
Peki sonuç ne oldu?
**Her iki ülkenin masum insanları hayatlarını yitirdiler
**Şehirler, harabe haline döndü
**İsrail’in hedefi, İran’ın nükleer tesislerini çalışamaz hale getirmekti, neden 11’inci günde ağır bombardıman uçaklarıyla vuruldu? Neden ilk günden vurulmadı? İsrail, başlangıçta en üst düzeyde komutanları vurarak istihbarat konusunda üstün olduğunu göstermek istedi. Ancak kendi savunmasında “demir kubbe”ye çok güvendi. Supersonik füzeler peş peşe İsrail hedeflerine atılınca demir kubbe çöktü. İsrail’in bu konuda zafiyeti olduğu ortaya çıktı.
**İran’ın, istihbarata karşı koyma konusunda yetersizliği görüldü. Baş düşman ilan ettiği İsrail’in yer altı faaliyetlerini, sızma girişimlerini ve kendi topraklarında eylem yapabilme kabiliyetlerini barış zamanından itibaren takip edemediğini, önlem alamadığını gördük. Sadece bir iki kişi yakalandı ve idam edildi. Hava gücü yok denecek kadar zayıf olan İran bu zafiyetini uzun menzilli füzelerle dengelemeye çalıştı.
İran’ın nükleer silah programı
1953 yılında CİA destekli bir darbeyle Başbakan Muhammed Musaddık’ın yerine iktidara gelen Muhammed Şah Rıza Pehlevi, ABD ile sivil nükleer iş birliği programını uygulamıştır.
ABD bu programa İran, Türkiye ve Pakistan’ı da ortak ederek SSCB’ye karşı nükleer güç kuşağı oluşturmak istemiştir. 1967 yılında İran Atom Enerjisi Kurumu tarafından Tahran Nükleer Araştırma Merkezi kurulmuştur. İran, 1968 yılında Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı imzalamıştır. Şah, yine ABD’nin yardımıyla 2000 yılına kadar 23 nükleer santralın yapılmasını öngören planları onaylayınca gerek ABD gerekse Avrupa’nın önde gelen firmaları programlara ortak olmak için adeta birbirleriyle yarışmaya girmişlerdir.
Bu kadar uzun vadeli planlar ve anlaşmalar olmasına rağmen 1979 yılında İran’da Mollalar rejimi başlayınca ABD, İran’ın daha fazla güçlenmesine izin vermemiş, ancak gittikçe güçlenen İran’ın durumu ABD’nin müttefiki İsrail’in canını sıkmıştır. İsrail, İran’ı nükleer bir tehdit olarak görmeye başlamıştır. Bu noktadan itibaren İran, nükleer araştırma çalışmalarını sürdürmüş, Uluslararası Atom Araştırmaları Merkezi’ne yeterli bilgi vermemiştir.
2002 yılında Ulusal Direniş Konseyi’nin bir üyesi, Natanz ve Arak’taki nükleer tesisleri ifşa edince ABD, İran’ı nükleer silah yapmaya teşebbüs etmekle suçlamaya başlamıştır. 2008 yılında İran’a giden resmi araştırma heyetinin tespit ettiği hususlara İran hükümeti olumlu bir yanıt vermemiş, bugüne kadar da uzatmalar, sekteler ve laf oyunlarıyla sürüp gitmiştir.
Nükleer tesisler
Her ne kadar Başkan Trump, nükleer tesislerin çok ağır hasar gördüğünü ve bir daha üretim yapamayacağını belirtmiş ise de Amerikan kaynaklarında pek de öyle olmadığı ifade edilmiştir. İran, bana göre Çin’den ve Rusya’dan da destek alarak 6-7 ay içinde kendini toplar ve yeniden üretim çalışmalarına başlayabilir. Yine her iki ülke İran hava savunmasını takviye edecek sistemleri kurar ve yeni uçaklar verir.
İran bundan sonra Çin, Rusya ve Pakistan’dan askeri malzeme ve mühimmat desteği görecektir. Kasap Netanyahu ve Molla Hamaney hayatlarını yitiren masum insanların sorumlularıdır. Her ikisi de iktidardan çekilse beklenenden daha kısa sürede barış görüşmeleri başlatılabilir, belki de hiç savaş çıkmazdı.
Burada tahrik unsuru Trump’tır. İsrail’e binlerce harp silah ve vasıtası verirken İran’ın nükleer araştırmalarına başlangıçta destek vermiştir.
Batılı ülkeler ise İran’ın nükleer araştırmalarına yardımcı olmuş ve malzeme temin etmişlerdir.
Sonuç
Yazık oldu masum insanlara, yazık oldu şehirlere… Bu kadar para dünyanın yoksul ülkelerinin insanlarına dağıtılmış olsa fakirlik ortadan kalkardı. ABD, bu cephanenin parasını Suudî Arabistan’dan zaten çıkarttı. Saçlarını sallayan kızlar, kılıç dansları ve karşılıklı övgülerle elde edilen paralar, Müslüman ülkelerden alındı, bir başka Müslüman ülkenin yıpratılmasında ve tahribatında kullanıldı.
Öyle düdük çalmayla ateşler kesildiyse de henüz anlaşma yapılmamıştır. Ukrayna Rusya Savaşı sonuçlanmamıştır. Kaldı ki, I. Dünya Savaşı’nda çizilen sınırlar bile bugün tartışma konusudur. Şimdi birkaç ateşkes ihlâli olacak, taraflar yine birbirlerini suçlayacak, araya giren menfaatçiler olacaktır. Kimse petrol fiyatlarında artış olsun istemez. Belki Trump, kimseyi karıştırmadan kısa zamanda sonucu sağladı:
Yedi ebenin olduğu yerde bebek kör doğar
Ukrayna Rusya Savaşı henüz sonuçlanmamıştır. Bir yiğitlik de Putin gösterse, şu savaş sona erse!