Otobüs durağı
Ne zaman işten çıkıp otobüs durağına gitsem en az yirmi dakika bekliyorum. Cuma günü işten çıkıp durağa yürümeye başladım. Otobüsün yine geç geleceğini kuruyordum kafamda. Bir genç çocuk belirdi yanımda ve otobüs de göründü. Yüksek sesle bir “Oh” dedim ve konuşmaya başladım kendi kendime. Çocuk atıldı:
---Amca benim adım Uğur.
---Desene, Uğur, uğuru getirdi.
Konuşma engelli vatandaşımız
Konuşma engelli bir vatandaşımız, yanındakine bir şeyler anlatıyor. El kol hareketlerini jest ve mimiklerle güçlendirirken büyük bir enerji harcıyor. Ben bu olayı yaklaşık 10 dakika kadar izledim. Ne kadar zordu derdini anlatabilmesi.
Yanımda kulaklığıyla müzik dinleyen gence işaret ettim. Kulaklığını çıkartınca bu kez sesli olarak,
---Ne kadar zor konuşamamak değil mi? Sağlığımıza dua etmeliyiz.
---Sizin de mi konuşma sorununuz var? Allah yardımcınız olsun! (Evladım, benim konuşma sorunum yok ama galiba senin dinleme sorunun var)
Mutlu olmak için diğer nedenler (!)
Ben bu yazıyı vapurda hazırlarken yanımda oturan iki emekli maaşlarına yapılan 24.00 TL. lik zam ile nasıl geçineceklerini konuşuyorlardı. Neyse! Kadıköy’e geçince İsmet deniz kenarı bir çay bahçesinde oturdum. Çevremdeki hareketleri gözlemlemeye başladım.
İlk gözlemimde sigarası biten insanların izmariti ne yaptığını izlemeye koyuldum. Yaklaşık yirmiye yakın insanın hareketlerinden çıkardığım sonuç şu idi: Sigarası biten dokuz kişi parmaklarının arasındaki izmariti denize doğru fırlatmış, üçü yere atmış ve ayağıyla ezmişti. Sadece beş kişi kül tablasında söndürmüştü. Demek ki adam olmak için daha birkaç fırın ekmek yememiz gerekecekti…
Eyüp’te bir mezar taşından
“Ne kadar ulusu (yücesi) olursan (olsan da) cihanın,
Sonunda iki taş olur nişânın” şeklindeki mısraların bence şöyle yazılması daha uygun gibi:
“Ne kadar yücesi olsan da cihanın,
Sonunda iki taş olur nişânın”
Diyojen
Diyojen’e, “Hayvanlardan en şiddetli ısıran hangisidir?” diye sormuşlar. “Vahşi hayvanlardan, insanın gıyabından konuşanlar; ehli hayvanlardan ise, dalkavuklar” diye cevap vermiş.
Nejat Muallimoğlu’nun “Düşünen İnsana Hazine” adlı kitabından Diyojen’e ait sözler: Diyojen’e, “Dünyada en fena hal nedir?” diye sormuşlar. “Hem ihtiyar hem fakir olmaktır” diye cevaplandırmış...
Şiir ve edebiyat
16-20 Kasım 2020 tarihleri arasında Kahramanmaraş Uluslararası Şiir ve Edebiyat Günleri düzenlenmişti. Katılımcılar söz dizilimleriyle, mısralarıyla adeta şov yapmışlardır. Ele aldıkları her konuyu ne kadar güzel dile getirmişlerdi…
Bu şiirler arasında İnci Okumuş’un “Bir Acı Şarkıdır Göç, Dilleri Kanatan” şiirinin çok beğenmiştim. Bir bölümünü sizlerle paylaşmak isterim.
Bir Acı Şarkıdır Göç
Duvardaki çatlaklar gibidir artık zaman
Sızar durur baharsız dağlardan
Birbiri üstüne devrilir ikindiler
Bir ıstırap şelâlesi akar dudaklardan
Bir acı şarkıdır göç, dilleri kanatan
Terk ediş bir istasyondan değildir artık
Uğurlayanı olmaz bu uğursuz gidişlerin
Solgun, bedbaht ve kimsesizdir yarınlar
Sesi siliniş ağıtlarda izi kalır gülüşlerin
Bir suskun haykırıştır göç, yürekleri acıtan
Yollar kötürüm olur geçtiği yerde
Yürekler bir yaprak gibi dökülür
Göçenler derde kalır göçtüğü yerde
Hüzünler bir yağmur gibi sökülür
Bir fışkın ateştir göç, canları yakan