SON DAKİKA
reklam
reklam

Espri ve bilinmeyenlerle karışık

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 17 Temmuz 2026, Cuma - 12:25   Okunma Sayısı:

 

Bizim Demosthenes

    Nasrettin Hocamızdan cuma namazı öncesi vaaz vermesini istemişler. Hoca, vaaz karşılığı elli altın istemiş. Cemaat bu talep karşısında çok kızmış, ama çaresiz bu parayı da vermiş. Hoca çıkmış kürsüye bir güzel vaaz vermiş, cemaat da memnun kalmış. 

Namazdan sonra çıkışta hoca parayı geri vermeye başlamış. Cemaat hem sevinmiş hem de şaşırmış. Neden böyle davrandığını sormuşlar. Hoca açıklama yapmış: 

 

    ---Birincisi cebinde parası olan insan kendinden daha emin ve rahat oluyor. İkincisi parayı verenler verdikleri paranın karşılığını almak için can kulağı ile dinliyorlar, demiş.

 

***                                 ***                           ***

Çinli ressam

    Çinli, bir ressama yağlı boya portresini yaptırmak istiyor. Sıra portrenin fiyatına geliyor. Çinli, ressamın istediği fiyatın çok altında ücret teklif ediyor. Bu paranın fırça, boya, tuval veya karton parasını bile karşılamayacağını hesaplayan ressam, ucuz bir kâğıda mürekkeple çizim yapıyor. Çinliyi de önden değil arkadan resmediyor. Resmi gören Çinli bağırıyor.

 

    ---Niye beni arkamdan gösterdiniz?

    ---Düşündüm ki, insanların yüzüne bakmaya utanırsın.

 

***                                 ***                           ***

Fatih ve Uzun Hasan

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmet ile boy ölçüşmek istercesine İstanbul’a elçi gönderir. Elçi, hükümdarı adına Fatih’e,

 

    ---Sultanımız Uzun Hasan sizin vergi vermenizi ve Pontus kralını tehditten vaz geçmenizi ister, der. Fatih sakindir ve karşı soruyu yöneltir.

    ---Peki, hükümdarınızın dediklerini yapmazsam ne olur?

    ---Sultanımız üzerinize yürüyecek ve dediklerini zorla yaptıracaktır.  Fatih cevap verir:

    ---Buralara kadar gelmek zahmetine girmesin. Nasıl olsa baharda ben oralara geleceğim. Beni orada karşılar.   Ertesi yıl Otlukbeli Savaşı’nda Uzun Hasan’ın tahtını tacını başına geçirir.

 

***                                 ***                           ***

 

Ağzınla kuş tutsan nafile

    Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerinde yani bir yerde Fransa ile her alanda iyi ilişkilerin kurulduğu yıllarda, Topkapı Sarayı’nda huzura kabul edilmeyi bekleyen Fransa elçisi, işinin çok önemli ve acele olduğunu söyleyerek kızlar ağasına yalvarır ve bir an önce içeri alınması için ikna etmeye çalışır. Buna karşılık şu yanıtı alır:

 

    ---Şevketli padişahımız bugün çok hiddetlidir. Biraz önce külâhından tavşanlar çıkaran, alev alev yanan çubukları ağzında söndüren, havaya uçurduğu kuşu birkaç sözüyle geri döndürüp ağzıyla ayaklarından yakalayan hünerli bir hokkabazı dahi huzurundan kovdu. Senin anlayacağın, ağzınla kuş tutsan nafile, ama yine de büyük bir hünerin varsa söyle, zat-ı şahaneye arz edeyim.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam