Defterdar Sarı Mehmet Paşa
Mehmet Paşa, İmparatorluğun gerileme döneminin başlangıcında çevresinde gördüklerini eleştirmek için sesini yükselttiği zaman, Osmanlı Devleti'nin en parlak dönemindeki kudretli bünyesini düşünmekteydi. Eleştirdiği şey sistem değil onun yönetilmiş tarzıydı. Kendi zamanının şartlarını hemen hemen 200 yıl öncesi ile karşılaştırmıştır. İleri sürdüğü öğütler devlette suistimal veya fesat saydığı şeyleri anlatmaktır.
Devlet yönetiminde görev alacak olanlarda zekâ, bilgi, namuskârlık ve tecrübenin temel nitelikler olduğunu belirtir. Özellikle kamu görevlerine yapılacak atanmalar konusunda çok ısrarlıdır. Ona göre bu gibi görevliler çok dikkatle seçilmeli, görev isteyenler şüphe ile karşılanmalı, en namuslu en iyi yetişmiş tecrübeli kimseler tercih edilerek önemli mevkiler bunlara verilmelidir.
Mehmet Paşa memurlar üzerinde özellikle durmaktadır; çünkü memurların ahlaki kusurlarını ve zaaflarını derinden hissetmiştir. Osmanlı yönetiminin ayrıntılarını bilen bir kimsenin kaleminden çıkan “Nesayih-ül vüzera vel Ümera” isimli eseri Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim sistemi hakkında fikir sahibi olmamızı mümkün kılmaktadır. Sonuç olarak, memleketteki bütün servetin ve kuvvetin kaynağı olan halka zülüm edilmesine mani olacak her türlü gayretin gösterilmesi vergi ödeyen halkın kollanıp gözetilmesi öğütleri eserin ruhunu teşkil eder.
Defterdar Sarı Mehmet Paşa
Defterdar Mehmet Paşa, 18. yüzyılın ilk 20 yılında Defterdarlık mevkiinde birçok defalar bulunmuş ve bir çok sene devlet işlerinin görülmekte olduğu Divan’da üyelik yapmıştır İstanbul doğumludur 1671 yılında tahminen 12:15 yaşları arasında defterin önemli şubelerinden biri olan uzman veya özel dairesini kâtip adayı olarak girmiş, 1702 yılında defterdar olmuştur.
Birkaç kez görev değişikliği yapıldıktan sonra 1714 yılında İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Selanik Beylerbeyliğine tayin edilinceye kadar aralıklı olarak dört defa defterdarlıkta bulunmuştur. 1716 yılında tekrar sahneye çıktığı zaman onu Rusya ile olan sınır anlaşmazlığının çözümü için kurulan üç kişilik komisyonda üye olarak görüyoruz.
1716 yılında tekrar defterdar tayin edilir. 1717 yılında bu görevden uzaklaştırılarak Selanik Valiliği’ne gönderilir. Ocak 1717 tarihinde dikkatsiz, ihmalkâr, devlete hakaret eden, kalenin düşman eline geçmesine sebep olan ve padişah hakkında kötü sözler söyleyen kişi olarak suçlandı. Ölüme mahkûm edildi ve 50 yıl hizmet ettiği devletin emriyle idam edilip başı İstanbul’a getirildi. Vücudu Kavala şehrindeki caminin avlusuna gömülüdür.
Safiye Ali kimdir
2 Şubat 1894 yılında dünyaya gelen ve 5 Temmuz 1952 yılında aramızdan ayrılan ilk Türk kadın doktorudur Safiye Ali… Osmanlı İmparatorluğu döneminde çeşitli hizmetlerde görev alan bir ailede dünyaya gelen Safiye Ali, İstanbul’da Amerikan Kız Koleji’nde öğrenim gördü. Kolej mezuniyetinin ardından tıp okumaya karar verdi; ancak o dönem Darülfünun Tıp Fakültesi kadın öğrenci kabul etmiyordu. Kararlı bir duruşu olan Safiye Ali, I. Dünya Savaşı sürerken maddi güçlüklere rağmen Almanya’ya giderek Würzburg Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim gördü.
Dönemin Maarif Nazırı Ahmet Şükrü Bey'in yardımıyla devlet bursu alan Safiye Ali, çok hızlı bir şekilde Almanca öğrenerek hemen derslere başladı. Oldukça başarılı olan Safiye Ali 1921 yılında “Bebeklerde iç menenjit kanaması” konusunda hazırladığı tezi ile diplomasını aldı. Anne ve çocuk sağlığı üzerine yaptığı çalışmalar ile bilinmektedir.
Amerikan Koleji bünyesinde açılan ilk kız tıp okulunda jinekoloji ve obstetrik dersleri vererek kızlara tıp eğitimi veren ilk kadın öğretim üyesi olarak tarihe geçti. Anne sütünden kesilen ve steril süt içme imkânından mahrum olan çocuklar için Fransız Kızılhaçı tarafından kurulup 1925’te Himaye-i Etfal Cemiyeti’ne bırakılan Süt Damlası Bakımevi’nin başına geçti.
Sütten kesilmiş 1 yaş sonrası hasta ve zayıf çocukların bakımı ile ilgilenmek üzere Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi Küçük Çocuklar Muayenehanesi’ni kurdu.
Safiye Ali’ye, kanser teşhisi konulması üzerine Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya yerleşti. II. Dünya Savaşı yıllarında sağlığı el verdiği sürece mesleğini sürdürdü. 5 Temmuz 1952’de Dortmund’da 58 yaşında hayatını kaybetti.
Bilimsel yayınları mevcut olan Türk Florence Nightingale’si, gerisinde iyileştirdiği kadın ve çocuklar bırakmıştır. Balkan, I. Dünya ve İstiklâl Savaşlarını yaşamıştır. Rahmetler diliyoruz, nurlar içinde yatsın!
Almanya’nın Dortmund kentinde bir sokağa Türkiye'nin ilk kadın doktoru bir tıp doktoru ve kadın hakları aktivisti olarak başarılarını onurlandırmak için bir sokağa Safiye Ali’nin adı verildi.
Ölümünden 70 yıl sonra adı Almanya’da bir sokağa verilen Safiye Ali için tören düzenlendiği, Türkiye'nin Essen Başkonsolosu Taylan Aydın’ın yanı sıra yerel yöneticiler ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin de törene katılanlar arasında olduğu belirtilmiştir.
Düzenlenen törende, yaşamı boyunca verdiği hizmetler ve başarılarının anlatıldığı açıklamasının yanı sıra Dortmund Belediyesi tarafından “Dr. Safiye Ali Krekeler Pediatrik Tıp ve Sağlık Ödülü” adı altında bir ödülün verileceği de duyurulmuştur.
Pediatrik tıp ve pediatrik cerrahi alanındaki üstün başarılar ve çocuk sağlığının teşviki için her iki yılda bir verilecek ödülün yanı sıra 20 bin euro para ödülü ve bir festival etkinliğinin yapılacağı şehir yönetimi tarafından ifade edilmiştir.