Bu sene Türkiye’de yapılan NATO toplantısı sona erdi. Biraz abartılı, biraz magazinel, biraz da dünya jandarmasının bol keseden atılan ama sonradan inkâr edilen vaatleriyle bitti. İran’a savaş ilan edildi. Rusya’nın tansiyonu düşürülmeye çalışıldı, NATO müttefiki bazı ülkelere tenkidin ötesine varan sözler sarf edildi. NATO için görüşmeler başarılı sayıldı.
Öncelikle şunu belirteyim ki, iki komşu ülke arasındaki sorunlar tehdit ölçüsünde kabul edildi. Bu sorunlar hiçbir zaman bitmeyecek ve sorunlar çözülmeyecek; çünkü sorunlar yumağı birinin elinde, eğirmeci ise başkası tutuyor, bir başkası da döndürüyor. Bu konsorsiyum da kendi arasında uyumlu değil.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki en ciddi sorunun Kıbrıs Sorunu olduğu malumdur. Bunun dışında Ege Denizi Sorunları adı altında karasuları, münhasır ekonomik bölge (MEB) ve kıta sahanlığı karşımıza çıkıyor. Hava sahası ve FIR (Flight Information Region: Uçuş Bilgi Bölgesi) hattı ve Adaları’nın silahlandırılması ise birbirinden ayrı tutulamayacak kompleks sorunlardır.
Ege’deki sorunlar
Ege Denizi’nde sahip oldukları tarihsel ve jeolojik özellikleriyle Adalar, her yüzyılda çatışmalara sahne olmuştur. Çeşitli zenginliklere sahip olan zenginliklere sahip olan bu Adalar, antlaşmalarla kurulan bir denge sonucu Türkiye ve Yunanistan’ın istifadelerine sunulmuştur.
Yunanistan, Türk İstiklâl Savaşı sonrasında kurulan 1930’lu yıllardaki dostluk döneminde Megali İdea politikasını sürdürmüş, 1936 tarihli Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi’nin hemen ardından da karasularını 3 milden 6 mile çıkarmış, 17 Eylül 1936’ da 230 sayılı bir yasa ile ulusal karasularını genişletme uygulamasına geçmiştir. Böylece Lozan dengesini kendi lehine bozmuş, ancak Türkiye buna ses çıkarmamıştır.
1947 Paris Antlaşması ile Oniki Adalar ve Meis Adası İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verilmiştir. Türkiye, ilişkilerin değişmesi ve Kıbrıs sebebiyle gergin bir ortamın yaşanıldığı bir durumda 15 Mayıs 1964’te 476 sayılı Karasuları Kanunu ile karşılıklılık ilkesine dayanarak karasularını 6 mile çıkarmıştır. 476 Sayılı Karasuları Kanunu’nun 1. maddesinde “Türk karasuları Türkiye ülkesine dahildir. Türk karasularının genişliği altı deniz milidir.” denilmektedir
1970’lere gelindiğinde Yunanistan, kıta sahanlığı sancılarını dile getirmeye başlamıştır. 10 yıl sonrasında ise Doğu Ege Adaları’na asker yerleştirilmesi ve silahlandırmanın giderek arttırılması göze batar hale gelmiştir.
Kıbrıs Barış Harekâtı
1974 Kıbrıs Harekâtı Yunanistan’ın güvenlik kaygılarını artmıştır. 1982 yılında BM ilkeleri çerçevesinde ülkelerin karasularının azami olarak 12 mil olarak saptanabileceği Yunanistan ‘ı harekete geçirmiş ve bu sözleşmeye dayanarak karasularını 12 mile kadar genişletme hakkı olduğunu dillendirmeye başlamıştır. Türkiye ise bunu savaş nedeni sayacağını bildirmiştir.
Doğu Ege Adalarının hukuksal statüsünü belirleyen anlaşma, adaların hangi devletin egemenliği altında bulunacağını belirtilmiş, İmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları Türk egemenliğine bırakılmıştır. Kuzeydoğu Ege Adalarının Yunanistan’ın egemenliğine bırakılanları ise Midilli, Sakız, Sisam, Nikarya, Semadirek ve Limni’dir. Yunanistan tarafından işgal edilen Girit dışındaki bütün Doğu-Ege Adaları Yunanistan’ın egemenliğine bırakılmıştır.
Uçakların uçması
Kuzeydoğu Ege Adalarının silahsızlandırılmasına ilişkin düzenlemeye göre iki komşu ülke askeri uçakları ötekinin ülkesi üzerinde uçamaz ve tahkimat yapamaz. Askeri açıdan ise Yunanistan’ın öteki bölgelerinden buraya askeri birlikleri kaydırması tasavvur edilemez.
Semadirek ve Limni Adalarının silahsızlandırılması ve Yunan egemenliğinde kalmasının kararlaştırılmıştır. Limni ve Semadirek Adalarında hiçbir askeri hava aracı ve deniz üssü bulunmayacağı teyit edilmiş ve belirli silah türlerine sahip olacak güvenlik kuvvetleri dışında başka hiçbir silahlı kuvvetin bulundurulamayacağı karara bağlanmıştır.
Güneydoğu Ege Adaları ise Oniki Adalardır. Bu adalar: Stamplia (Astropolia), Rodos (Rhodes), Rhodos), Kalki (Calki, Khalki), Karpatos (Scarpanto), Kazos (Casos, Casso), Piskopis (Piscopis, Tilos), Miziros (Misiros, Nysiros), Kalimnos (Calminos, Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos (Lipso), Simi (Symi, Lymi), İstanköy (Cos, Kos) ve Meis (Castellorizo)’tur.
Oniki Adalarla ilgili Yunan iddia ve tezlerine baktığımızda şu olguları görüyoruz:
1. İtalya, 8 Aralık 1951 de Paris antlaşmasına taraf olan 20 devlete nota göndererek şartların değiştiğini ve 1947 Antlaşmasının gözden geçirilmesini istediğini bildirmiş ve bu notaya SSCB, Polonya ve Macaristan haricindeki tüm devletler olumlu yaklaşmışlardır. Bu durum bir fikir birliğinin olduğunun göstergesidir ve İtalya için geçerli olan bu durum Yunanistan için de geçerlidir. Varşova Paktı ve NATO’nun kurulmasıyla silahsızlanma geçerliliğini kaybetmiştir. İtalya 1951’den itibaren silahlanmaya başlamıştır.
2. Yunanistan’ın 3. grup adalara yönelik askerden arındırmayla ilgili hükümler geçerliliğini yitirmiştir. 1974 Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Yunanistan’ın meşru savunma hakkı ortaya çıkmıştır. Yunanistan’ın görüşüne göre, Türkiye 1974 Kıbrıs Harekâtından beri Doğu Ege Adalarını tehdit etmektedir. Türkiye’den gelen bu tehditlere karşı Yunanistan BM’nin 51. maddesinde yer alan meşru savunma hakkına dayanarak askeri önlemler almaktadır.
Sonuçta, 1830’lu yıllardan itibaren yolumuza çıkan ve engelleme yapan Batılı devletler, bir asır sonra yine karşımıza çıkmıştır. 1974’te yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı’nı büyük tehdit olarak kabul eden Yunanistan, Türkiye’nin savunma sanayiindeki gelişmeleri adım adım takip etmekte ve Ege hava sahası, Adalara asker yerleştirme ve silahları konumlandırma faaliyetlerine hız vermektedir. Bugüne kadarki anlaşmalara imza koyan devletlerin bir araya gelerek günlerce sürecek olan müzakerelerle ancak belli seviyelerde uzlaşma sağlayabileceklerini söylemek mümkün olacaktır.