Ankara 1972 senesi… Harp Okulu 1’inci sınıfta bir gün. Üç yıl aynı sırada oturduğumuz, ailelerimizden gelen haftalıklarımızı paylaştığımız can arkadaşım Zeki Bozoğlu ile Kızılay’da bilardo oynamaya gitmiştik. Rahmetli Hakkı Eyüboğlu da o mekândaymış. Biraz çakır keyif görmüştük Hakkı’yı. Kızılay’daki bir birahanede bir şişe bira içtiğini ve bize de eşlik etmek istediğini söyleyince bilardoya ara vermiş, kendimize ve Hakkı’ya birer bira daha söylemiştik.
Üçümüz de keyifle bu buluşmanın tadını çıkarıyorduk. Harp Okulu Marşı’nın sözleri ve bestesi üzerine konuşurken konu Türk Sanat Müziğine gelmişti. Hatta gelecek hafta Köşk gazinosuna gidip eğlenmeyi bile planlamıştık.
Etrafa ürkek gözlerle bakarak biralarımızı tekrar yudumlamış, çakırlaşmaya başlamıştık. Zeki, Hakkı’ya hangi sanatçıları beğendiğini hangi makamlardan hoşlandığını sormuştu. O da her müzik türünü ve TSM’nin her makamındaki eserini severek dinlediğini söylemişti. Zeki tekrar sordu:
---Hicaz, uşşak gibi makamları tercih eder misin?
---Hem de çok severim.
---Karadeniz yöresine ait olmak üzere bu makamlarda eser var mıdır?
---Hoy Karadeniz veya Oy Karadeniz’i hiç duydun mu, dinledin mi?
---Hayır hiç duymadım.
Ben de söze atılmış ve bu parçayı hiç dinlemediğimi söylemiştim. Hakkı, yöresel özellikleri öne çıkaran bir parça olduğunu belirterek,
---Dinleyin, bakın çok seveceksiniz, demişti. Hakkı, Zeki’ye bu müzik ilgisinin nereden geldiğini sormuştu. Zeki,
“Özel bir ilgi olarak değil de bugünkü Haseki, Gureba, Çapa, Bezmialem gibi sağlık kuruluşları çok eski tarihlerden beri Fındıkzade civarında faaliyetlerde bulunmuşlar ve bir darüşşifa (şifa yurdu) gibi kullanılmışlardır. Önceki dönemlerde bazılarında müzikle tedavi yöntemlerinin uygulanması bölgeye özel bir değer katmıştır. Ben de Fındıkzadeli olduğum için ilgi duymam normal değil mi?
Evet, aldığımız cevapla yeni bir şey öğrenmiştik. Sonradan ben konuyu araştırmıştım. Sözleri çok anlamlı, bestesi çok güzeldi.
Türk Sanat Müziğine anıt eserler kazandırmış olan büyük üstat merhum Sadettin Kaynak, “Gemim gidiyor baştan” isimli eserini Akdeniz için bestelemiştir. Bence, Karadeniz’i de yalnız bırakmak istemeyen üstat, “Hoy Karadeniz” parçasını bu amaçla bestelemiş olsa gerektir.
Ben “Hoy Karadeniz’i şimdi Nesrin Sipahi’nin sesinden hatıra olarak dinliyorum. (1942 yılında Sadettin Kaynak tarafından bestelenmiştir. Güftesi Vecdi Bingöl’e aittir.)
Hoy deniz Karadeniz
Suların kıpırdaşır
Göğsünde köpüren iz
Uşaklar siya siya
Gider yare ulaşır
Giresun’da kayıklar
Kızlar fındık ayıklar
Sevenler gece gündüz
Sevdiğini sayıklar
Gemimin adı Suna
Yollandık Giresun’a
Peşinden geldiğimi
Uşaklar siya siya
Varın deyin Dursun’a
Giresun’da kayıklar
Kızlar fındık ayıklar
Sevenler gece gündüz
Sevdiğini sayıklar
Emeklilikte
Yukarıdaki anlatımdan 50 yıl sonra bir mimarlık bürosunda çalışıyordum. Proje çizimlerinin fotokopi ve ozalitlerini çıkartmak için Beyoğlu’nda büyükçe bir çekim yerine gidiyordum. Burada çalışan insanlar çok can kişilerdi. Hele içlerinde bir genç vardı, cıvıl cıvıldı. Söz ve hareketleri bazen karşısındakilere mutluluk verirdi.
Demin uşşak makamından söz edildiği için anlatmak istiyorum. Fotokopisi çekilecek çok evrak vardı yanımda. Bu genç fotokopi makinasını çalıştırdı ve başladı çekmeye. Konuşmadan monoton bir havayla katlanıyordum. Bilgisayarı da açık ve müzik çalıyordu.
Kendisine bir başka istasyon ara da uşşak makamında bir eser dinleyelim, dedim. Kurcaladı ve, “Buldum, şimdi dinleyebiliriz” dedi. Uşak ilimize ait bir türkü çıktı. Kendisi gülümseyerek,
---Abi, bu uşak türküleri de güzel oluyor gerçekten, demişti.