SON DAKİKA
reklam
reklam

Avrupa’da nükleer savunma tartışılıyor

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 28 Temmuz 2026, Salı - 12:43   Okunma Sayısı:

 

ABD Başkanı Trump’ın dünyaya meydan demeçleri, pervasız tavırları ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ukrayna Savaşı sürecinde taktik nükleer silah kullanabileceklerini söylemesi Avrupa’yı tedirgin etmektedir.

Avrupa'nın askerî açıdan gerçekten bağımsız olabilmesi için ihtiyaç duyacağı silah sistemlerini ve kabiliyetleri inşa etmesi bugünden yarına hayata geçirebileceği bir proje değil. Halen AB ülkeleri içinde tam bir birlik sağlandığından söz etmek mümkün değildir. Kaldı ki, eski Varşova Paktı’nın üyeleri olup hem kendi aralarında hem de AB’ye bağlılıklarında tam bir uyum olmaması, bu ülkelerin yarın yine Rusya safına geçebileceği kaygısını yaratmaktadır.

 

Eski Sosyalistlerden yeni hedefler

***2024 Aralık ayında göreve gelen Polonya Başbakanı Donald Tusk, bir önceki muhafazakâr hükümetin orduyu modernleştirme programının devam edeceğini duyurmuş, hedefi de, "Polonya'yı Avrupa'nın en büyük kara gücü" haline getirmek şeklinde belirtmişti.

***Bulgaristan 1,5 milyar dolarlık Stryker zırhlı araç alımı yaparken, 

***Çek Cumhuriyeti ise F-35 jetlerine ve cephaneliğine 5,6 milyar dolar ödemiştir.

 

    ABD Dışişleri Bakanlığı, yaptığı yıllık sunumda, "Savunma ve silah ticareti ABD'nin uzun erimli bölgesel ve küresel güvenliği etkileyecek önemli dış politika araçlarıdır" ifadelerini kullanmış ve Rusya'dan uzaklaşan ülkelerin aldığı silahların da satışları artırdığını eklemiştir. 

    NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in, ABD savunma sanayisinin ittifak için önemine vurgu yapması bekleniyor. Almanya ise Chinook helikopterlerine 8,5 milyar dolar harcamıştır.

Avrupa dışındaki alımlara bakıldığında, Güney Kore'nin 5 milyar dolarlık F-35 alımı, Avustralya'nın 6,3 milyar dolarlık C130J-30 uçak alımı ve Japonya'nın E-2D uçakları için yaptığı 1 milyar dolarlık anlaşmalar öne çıkıyor. Norveç 1 milyar dolar değerinde helikopter satın almıştır.

 

AB’nin öncelikle yapacakları

    AB’nin hem Ukrayna'yı desteklemek hem de kendi savunmasını inşa etmek için AB'nin teknik ve taktik konuların yanında;

 

***Hızlı karar alma, 

***Aralarındaki görüş ayrılıklarını giderme, 

***Alınan kararları uygulayacak siyasi irade oluşturma gibi zorluklar sayılabilir.

 

    Rus tehdidine karşı bugüne kadar NATO şemsiyesi altında rahat günler geçiren Avrupa ülkeleri, Amerika’nın nükleer desteğine güvenip güvenemeyeceklerini tartışıyor. Her ne kadar Amerikalı yetkililer, nükleer caydırıcılık taahhüdüne bağlı kalacaklarının sinyallerini verseler de, bundan caymaları halinde Avrupa’nın bu tehdidi bertaraf edip edemeyeceği tartışmalıdır.

 

Alternatif güç kim/ler olabilir?

Nükleer güç söz konusu olunca gözler İngiltere ve Fransa’ya çevriliyor. Almanya'nın, İkinci Dünya Savaşı geçmişi nedeniyle nükleer silah edinmesi yasaktır. Bununla birlikte NATO'nun silah paylaşımı düzenlemelerinde yer alıyor ve topraklarında Amerikan nükleer başlıkları konuşlandırılmış durumda. 

Bugüne kadar NATO ve ABD’ye güvenen Almanya, şimdilerde bu iki ülkenin nükleer gücünün kendilerine şemsiye oluşturup oluşturmayacağını da sorgulamaktadır; çünkü bu iki ülkenin elindeki nükleer silahlar zaten ABD’nin elindekilere göre sınırlı sayıdadır.

 

Fransa nükleer gücü paylaşır mı?

    Paris, başından bu yana Avrupa'nın savunma ve güvenlik mimarisini ilgilendiren kararların Avrupa dışındaki aktörler tarafından alınmaması gerektiğini savunmaktaydı. Fransız nükleer doktrini, Fransa Cumhurbaşkanının ülkenin "hayati çıkarlarının" tehlikede olduğunu düşünmesi halinde büyük bir nükleer müdahale tehdidi üzerine inşa edildi.

Fransız nükleer doktrini, nükleer karar alma mekanizmasının bağımsızlığını odakta tutmaktadır. Yaklaşık 300 nükleer başlığa sahip olan Fransa, NATO'nun nükleer planlama grubunda yer almaktadır. Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu de bunun altını net şekilde çiziyor: "Cumhurbaşkanının kararına bağlı olan nükleer caydırıcılık, tasarımından, üretimine ve işletilmesine kadar Fransız ve Fransız kalacak." demiştir.

 

İngiltere'nin gücü

    1952'den beri nükleer güç olan İngiltere nükleer caydırıcılığını NATO'nun savunmasına tahsis etmiş durumdadır. Ancak İngiltere'nin nükleer gücünün, Fransa'nınkinin aksine, büyük ölçüde ABD'ye bağımlı olması durumu karmaşık hale getirmektedir.

Bu bağımlılık karar mekanizmasında değil, füze teknolojisi, altyapı ve bakım alanlarında öne çıkıyor. Nükleer başlık sayısı 250'den az olan İngiltere'nin fırlatma kapasitesi denizaltılarla sınırlıdır.

 

Sonuç 

    Gerek İngiltere’nin gerekse Fransa’nın nükleer gücü, mevcut güvenlik mimarisinde tamamlayıcı niteliktedir. Bu da ABD'nin nükleer taahhüdünden aniden vazgeçmesi halinde bu iki ülkenin uygulanabilir bir çözüm yaratmalarının pek mümkün olmayacağı yorumlarına neden oluyor.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam