Her zaman söylediğim sözler yine içimden geçti. Bizde bazı babalar “iskele babası”, bazı analar da “denizanası”dır… Hayvanlardan bile öğreneceğimiz analık hisleri vardır; ama öğrenmek isteyene…
Dünyada çok şeyi geriden takip ettiğimiz gibi çocuk eğitiminde de sıfır çekiyoruz. Kimisi doğurup cami avlusuna bırakıyor, kimisi doğurup Mevlâ’sına sığınarak çayıra salıyor. Bazısı kalabalık bir restoranda gürültülü konuşurken çocuklarını ortaya salıp ortalığı arenaya çevirtiyor.
Kültürlü ana rollerine soyunup çocuklarının hareketlerini işaret parmağını sallayarak ve “hayır” sözcüğünü sarf ederek hizaya getirdiğini sanan kişileri de görüyoruz. Bazısı da var ki, -bu anne örneğinde olduğu gibi- bilgiç ve kesin hükümlüdür.
*** *** ***
Türkiye’nin siyaseti
Siyasi davalara tuluat olarak bakmalıyız. Osmanlı Devleti, İspanyolların Portekiz’i ilhakından ötürü endişeye düşmüştü. Nitekim her iki devlet için tehlikeli bir düşman olan İspanya, İngiltere ve Osmanlı Devleti’nin birbirine yakınlaşması için sebep teşkil etmekteydi.
İngiltere Kraliçesi Elizabeth, III. Murad’a yolladığı namelerinde II. Felipe’yi “putperestlerin başı” olarak tanımlarken, kendisini de “İsa’nın adını yanlış kullanan putperestlere karşı gerçek dinin yenilmez ve en güçlü savunucusu” diye vasıflandırarak İngiltere ve Osmanlı Devleti arasındaki bağı İspanya’ya karşı düşmanlık hisleriyle birleştirmeyi hedeflemiştir.
*** *** ***
Konuya aşıyla ve trafikle ilgili biraz da fıkramsı bir şeyler katayım. Yoksa yaşadığım stresi yazarken bir kez daha yaşıyorum.
Bir aile özel arabalarıyla tatile gidiyor. Köyün girişinde bir tavuğu ezilmiş olarak görürler. Köylüye haber vererek muhtarın gelmesini isterler. Muhtar meşguldür, ihtiyar heyetinden birini gönderir. Adam olay mahalline gelir ve
---Bu tavuk bizden değildir, der. Aile hemen de nasıl anladığını sorar.
---Bizim köyde yassı tavuk yoktur, diye cevap verir.
*** *** ***
Delphoi tapınağında kazılı ünlü bir yazı vardı: KENDiNi TANI! insanların kendilerini insandan daha fazla bir şey saymaması gerektiği ve hiç kimsenin kaderinden kaçamayacağı anlamına geliyordu bu. Yunan dünyasında kaderine yakalanan insanlara dair hikayeler oldukça boldu. Giderek bu "trajik" yaşam öykülerinden bir dizi sahne eseri -trajediler- çıktı ortaya. En tanınmış örnek Kral Oidipus'tur.
*** *** ***
Aristoteles M.Ö. 322'de öldüğünde, Atina da öncü rolünü yitirmiş bulunuyordu. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Büyük İskender’in (M.Ö. 356-323) fetihlerini izleyen politik karışıklıklardı. Büyük İskender Makedonya kralıydı. Aristoteles de aslen Makedonyalıydı, hatta bir ara genç İskender'e öğretmenlik yapmıştı. İskender en son ve tayin edici zaferi Perslere karşı kazandı. Ve asıl önemlisi Sofie, yaptığı birçok savaşla Mısır'ı ve Hindistan'a kadar bütün Ortadoğu'yu Yunan uygarlığıyla birleştirmiş oldu. Şimdi insanlık tarihinde yepyeni bir dönem başlıyor. Yunan kültürü ve Yunan dilinin egemen olduğu uluslararası bir topluluk çıktı ortaya. Yaklaşık üç yüz yıl süren bu dönem çoğu zaman Helenizm adıyla anıl ır. Helenizm deyince, üç büyük Helenistik krallıkta, yani Makedonya, Suriye ve Mısır'da hüküm süren, Yunan ağırlıklı bir kültürü kastediyoruz. Yaklaşık M.Ö'den itibaren politik ve askeri üstünlük Roma'nın eline geçti.
Çok güçlenen Roma bütün Helenistik krallıkları teker teker fethetti. Roma kültürü ve Latin dili İspanya'dan Asya'nın içlerine kadar her yere egemen olmuştu. Böylece Roma dönemi başladı. Buna Geç Antik Çağ da diyoruz. Yalnız bir şeye dikkat: Romalılar Helenistik dünyaya hakim olmadan önce, Roma'nın kendisi de Yunan kültürünün taşradaki bir parçası durumundaydı. Böylece Yunan kültürü -ve Yunan felsefesi- Yunanlılar politik önemini yitirdikten çok sonra da önemli bir rol oynamaya devam etti.